Aynı sözleri o kadar sık tekrarlayıp duruyorum ki bazen kendi kendime aynı yazıyı bir daha yazıyormuşum gibi bir duyguya kapılıyorum. Bütün bu duygular arasında beni en olumsuz etkileyen ise MAALESEF artık devlet kurumları ve kuruluşlarından hiç birine güvenilemeyeceğini hissetmem. Belediyelere güvenemezsin çünkü başkanlar mutlaka siyasete girmeyi, milletvekili, bakan (arkasından genel başkan, başbakan ve hatta cumhurbaşkanı) olmayı hayal etmekteler. Etmeyeni "Benim en önemli görevim bu işte başarılı olmak, ülkeme en iyi hizmeti vermek" düşüncesinde olanı yok gibi... Varsa bile onlar da seçildikleri siyasi partiye ihaleler yoluyla ve her yolla para aktarmayı en önemli görev sayıyorlar. Rüşveti veren veya siyasi yakınlığı olan ihaleyi, işi kapıyor, kati çıkıyor. Bakanlıklara güvenemezsin çünkü... Düzgün şekilde işletildiğine, başarılı bürokratların deneyiminden yararlanılarak geliştiğine, ileri adım attığına ve dahi o bakanlıkla ilgili sorunlara ciddiyetle eğilmeyi öncelikli görev saydıklarına emin olman imkânsız. En başanlı isimleri bile yeni gelen partilerin adamlarıyla değiştirmekten, kadrolarını yerleştirip partilerinin semirmesini sağlamaktan başka düşünceleri olmadığı her fırsatta karşına çıkıyor.
Devletin siyasetle ilişkili olan, olmayan (ki çoğu ilişkili) hiçbir kurumuna güvenemezsin çünkü oralarda da hükümete hizmet etmeyen, onun çıkarlarını kollamayanların derhal gönderileceğinin (yeni emeklilik yasası başta olmak üzere) işaretleri açıkça veriliyor, bu kurumlarda olup bitenler duyuluyor. Bir "Bayındırlık" bakanının aile şirketlerine nasıl devletten iş sağladığı örneğini daha önce görmüştük. Bu aile, partili, arkadaş ilişkileri hemen her bakanın döneminde, sadece "şahıs isimleri" farklılığıyla sürüyor. İşte maalesef beni en olumsuz etkileyen duygu sevgili ülkemin "çıkardan başka bir şey düşünmeyen" siyasetçi hırslarına terkedilmiş olması. Depremde hasar gören Bingöl Lisesi'nin müteahhiti AKP milletvekili Fevzi Berdibek'miş. Bir lisenin hasar görmesi çok ciddi bir olay. Neden en ağır depremlerin olduğu Japonya'da, Los Angeles'ta depremler artık hiçbir binaya ve cana zarar veremiyor da Türkiye'de olan her depremde binalar çatlıyor, yıkılıyor ve canlar yitiyor?
Önlemler açıklansın!
O bina, yatılı okul yatakhanesi gibi çökseydi bile kimse Fevzi Berdibek'e bunun hesabını soramazdı. Çünkü kendileri "dokunulmaz". Bırakın bunu bir tarafa, şimdi istese o yıkılan yatakhanenin müteahhitliğini de alır. Kendisi için olmasa bir yakını için alır. Bayındırlık Bakanı'yla bir görüşmesi yeter de artar bile. Durum bu iken bizim gözyaşlarımız biter mi? Yıkılan yatakhanenin müteahhitleri için soruşturma başlatılmış. En kötü ihtimalle hafif bir ceza alır, belki kısa süre mahkum olur, birkaç ayda çıkarak yeni ihaleler kazanırlar. Dünkü yazımda Bayındırlık Bakanlığı'nın Yalova Depremi'nde yıkılan sitelerin müteahhitlerine yine site yapımı için iş verdiğini yazmıştım. Bugünkü haberimizde Ağır Ceza Mahkemeleri'nde davası olan müteahhitlerin Yalova Belediyesi ihalelerini aldıkları var. Prosedürleri hiç fark etmiyor değil mi, al birini vur ötekine. Beyler kazansın, vatandaş ölsün. Peki NE ZAMAN BİTER BU REZALET? Binlerce kişi daha ölene kadar sürer mi? Uzmanlar Marmara Bölgesi'nde yeni bir deprem olacağını bildiriyorlar. Bayındırlık Bakanı ile İstanbul Belediye Başkanı (reklâm çalışmalarından vakit bulursa) bir an önce TV'ye çıkarak İstanbul için alınan önlemleri, hangi binaların sağlamlaştırıldığını ve örneğin tüm okul ve yatakhanelerin kontrolünün yapılıp yapılmadığını halka açıklamalılar.
Bu konu oyuncak değil!
Çarşı'nın Diyarbakır çıkarması ve sivil toplum!
Her konuda bir aymazlık, aylaklık almış başını giderken neyse ki sivil toplum ve ekonomiyi sırtlanan iş dünyası dikkatini dağıtmadan çalışmalarını sürdürüyor. Nisan ayı içerisinde;
- Umut Vakfı'nın çocuklara "Silahsızlanma bilinci" verilmesi, oyuncak silahların bile gereksiz olduğu gerçeğinin öğretilmesi için hazırladığı Çocuk Şenliği...
- İstanbul Sultanahmet Rotary Kulübü nün "yetişkinlerin 70-90 saatte okur-yazar olmalarını sağlayan KOYE Projesi" ni desteklemek üzere Sirkeci Tren İstasyonu'nda düzenlediği Tuluyhan Uğurlu konseri...
- McDonald's Çocuk Vakfı'nın 17 bin ilköğretim öğrencisini kapsayan 2003 yılı "Sağlıklı Göz ve Eğitimde Başarı Projesi"...
- Moda Sanat Girişimi'nin Moda'yı bozacak olan inşaatları durdurmak üzere açtıkları kampanyada toplanan binlerce imzayla Büyükşehir Belediyesi'ne gitmesi...
Ve Çarşı Mağazaları'nın Mayıs ayında Diyarbakır'da açılacak mağaza öncesinde Diyarbakırlı kadınların el emeklerini Türkiye'ye pazarlamak için başlattığı proje hep takdire, övgüye değer sivil toplum olaylarıydı. Çarşı Mağazaları'nın, unutulan Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, özellikle unutulan Güneydoğulu kadınların ekonomik bağımsızlıklarını elde etmek ve aile bütçesine katkıda bulunmak istemelerine destek vermesi bence çok iyi düşünülmüş bir proje. Proje kapsamında açılan atölyede kadınların 2 ayda hazırladığı ürünler Anneler Günü alış veriş döneminde satışa sunulacak. Time Dergisi'nin "Avrupa ve Ortadoğu Ülkelerinde Yaşayan Modern Çağın Kahramanları" arasında gösterdiği KA-MER Başkanı Nebahat Akkoç'un, organizasyonu başarıyla yürüten Sibel Asna'nın da böyle zor bir projenin sonuçlanmasında kuşkusuz önemli katkıları var. Türkiye'nin bütün şanssızlıklarına rağmen ayakta kalmasında büyük rol oynayan sivil toplum kuruluşlarını ve bu projeleri düşünüp uygulamaya koyan ekipleri gönülden kutluyorum. Ayakta alkışlanmaya değer insanlanmız onlar!
Ya müteahhit, ya siyasetçi!
Aynı sözleri o kadar sık tekrarlayıp duruyorum ki bazen kendi kendime aynı yazıyı bir daha yazıyormuşum gibi bir duyguya kapılıyorum
Haberin Devamı

