Ya görevinizi yapın, ya da Köy'ü kapatın!

İki gün önce, Urla'da "örnek çocuk köyü" olarak açılmış olan Barbaros Çocuk Köyü'ndeki taciz-tecavüz olaylarını yazarken bir ihtimalden söz etmiştim

Haberin Devamı

İki gün önce, Urla'da "örnek çocuk köyü" olarak açılmış olan Barbaros Çocuk Köyü'ndeki taciz-tecavüz olaylarını yazarken bir ihtimalden söz etmiştim. Eğer bu köy örnek alınırsa gelecekte bazı Uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi bizde de yeni bir seks ticareti alanı gelişmesi ihtimalinden. Çocuk seksi ticareti! Dehşeti düşünebiliyor musunuz? Olay açıklığa kavuştukça bu ihtimalin gerçeğe dönüşmesinin pek de zor ve uzak olmadığı görülüyor.

O yazıda çocuklara, hele 'kendilerine emanet edilmiş kimsesiz çocuklara el uzatanlara, onların bedenini ve ruhunu kirletenlere insan denemeyeceğini' de söylemiştim. Bir "pedofili"den gelen mektupta "çocuklara yönelik tacizler nedeniyle pedofilileri aşağılayıcı sözler sarf edilmemesi gerektiği" belirtilerek, "iki kişinin nzası ile yapılmış bir ilişkiye kimsenin müdahale hakkının olmadığı" iddia ediliyor.

Pedofili hastalıktır
Aslına bakarsanız, Türk Ceza Kanunu'nun değişme aşamasında "çocuklara tecavüze ceza verilirken çocukların rızası olup olmadığı araştırılsın" diyen profesörleri, uzman(!)ları gördükten sonra bu sözleri de doğal karşılamak gerekiyor. Oysa gerçekte ne o teklif doğaldı, ne de bu düşünce.

Öncelikle şunu hatırlayalım ki pedofili kelimesinin karşılığı "çocuk sevici" demektir. Tabiî şefkatle sevmeyi değil cinsel duyguları anlatan bir tanım bu. Adı üstünde, çocuk ise irade sahibi bir yetişkin değildir. Yani burada iki yetişkinin, iki "eşit'in ilişkisinden söz edilmiyor, yetişkinin çocuğu zorlaması veya kandırması söz konusu. Yani, pedofilinin bir cinsel sapkınlık, tedavi edilmesi gereken bir ruhsal rahatsızlık olduğu tanımından belli. Sürdürülmesinin anlayışla karşılanması beklenemez.

Kaldı ki bu olayda, devlete teslim edilmiş çocuklara Köy'ün Müdürü'nden Doktoru'na, Sosyal Hizmetler Uzmanı na kadar yapılmış taciz ve tecavüzler var. Sadece onlar mı; başka köy görevlileri, Urla Şoförler Odası Başkanı, dışardan birçok isim ve hatta şimdi olayın içinde yerel yönetimden yüksek kademede görevliler olduğu bilgisi geliyor. Savcı 30 kişiyi daha sorguya çağırıyor.

Türk Ceza Kanunu "iş yerinde cinsel taciz"i bile cezayı ağırlaştırıcı neden sayıyor artık. İşin içine görevi, mevkiyi istismar ve özgür iradenin bulunmaması girdi mi suç ağırlaşıyor. Örneğin polis gözaltındaki birine tecavüz ederse ve "nzası vardı" derse bu, sonucu hiç etkilemiyor. O zaman Urla Çocuk Köyü'nde işlenen suçlara en ağır cezaların verilmesi ve bu suçu işleyenlerin bir daha asla çocuklarla ilgili görevlerde çalıştırılmaması beklenebilir. Beklenen budur.

Suçlu kim?
Ama bu tür olaylarda suçu işleyenler kadar çocuk yurtlarına, köylerine anlı şanlı açılışlar yapan ama "örnek" olarak açılmış "koruma evlerine" bile sıkı bir denetim uygulamayan bakanlıklar ve bakanlar da suçludur.

Barbaros Çocuk Köyü'ndeki başıboşlukla ilgili şikayetler uzun süredir devam etmekteymiş. Bu şikayetler değerlendirildi mi, hangi önlemler alındı, Bakan'dan açıklama bekliyoruz.

Bu tür suçlan işleyenlerin başka benzer görevlere atanmayacağının da garantisini...

Bakanlık ya denetim görevini doğru dürüst yapsın veya yönetimi böyle olacaksa Köy'ü ve çocuk yurtlarını kapatsın!

Bilenler Bilmeyenlere!
Köşemde, görgü kurallarını kısaca hatırlatan minik kareyi başlattıktan sonra birçok okurumdan teşekkür mailleri aldım. Gazeteden kesip sınıfın duvarına astığını söyleyen öğretmenler, çocuklarına okuttuğunu söyleyen anneler, kendilerinin rahatsız olduğu noktaları hatırlatan okurlar oldu.

Ama kızanlar da var. İki örnek; Birincisi Bayram Fahri Can'dan geliyor:

"İyi akşamlar Sayın Mengi, sizin çok iyi okurunuz olduğumu söyledikten sonra küçük bir eleştiride bulunmak istiyorum. Köşenizin sıkı bir takipçisiyim ama 'Bilenler Bilmeyenlere' bölümünüz bence çok gereksiz. Çünkü siz kaliteli bir yazarsınız fakat bu küçük köşeniz cahil, bir şey bilmeyen görgüsüz kişilere hitap ediyor bence. Oysa kaliteli yazarın kaliteli okuru olur. Toplumda gazete okuma alışkanlığı zaten az, okuyanların çoğu da iyi yazarı takip etmiyor. Açıkçası 'Bilenler Bilmeyenlere' köşesi benim gibi birçok insanı üzüyor, lütfen o köşeyi kaldırın. Sizi seviyoruz, kendinize iyi bakın, yazıları aksatmayın..."

Kâzım Çiloğlu ve onun gibi bayağı öfke duyanlar da var; Efendim, Kâzım Bey olanca haksız saldırılardan sonra "kendi insanını küçümsemek"ten bahsediyor ve Atatürk'ün bir davranışını örnek vererek "olduğu gibi görünme" nin daha doğru olacağını vurguluyor.

Ben bu söylenenlerin hiç biriyle aynı fikirde değilim. İddialarının doğru olmadığını bize bugüne kadar her kesim okurdan gelen mektuplar gösteriyor. Ben yazdığım hataların, görgü, bilgi eksiğinin veya boşvermişliğin en elit insanlar arasında da olduğunu kendim de görebiliyorum. İtiraz eden okurlar acaba bir sırada herkesi ittirerek öne geçen veya yemek masasında kürdanla dişlerini karıştırarak mide bulandıranlara, tükürüklerini yiyeceklere saçarak konuşanlara, öğrencisine hakaret eden, döven ve bunu hak olarak gören öğretmenlere, saygısız öğrencilere hiç mi rastlamamışlar? Bu alışkanlıklar gelecekte de aynen sürmeli mi?

Ayrıca, eğer öylesi doğru olsaydı en medeni ülkelerde bile görgü kitapları yazılır mıydı?

Öğrenmeye ihtiyacı olanlar için yazıyorum bunları... Fırsat buldukça, gerekli bir kural yakaladıkça yazmaya devam edeceğim.

"Bilen" okurlarımın "bilmeyenler" adına o küçük köşeyi atlamalarını rica ediyorum.

Bugünkü sözümüz:

İnsanlara grup içinde kilosu, yaşı veya sağlığı ile ilgili sorular sormayın. En yakın arkadaşınız bile olsa bundan hoşlanmayacağını bilmelisiniz.

DİĞER YENİ YAZILAR