“Ermeni soykırım yasası”nın Fransız Senatosu’nda oylanacak olması nedeniyle Fransa’da on binlerce Türk eylem yaptı ve ülke olarak da tepkilerimiz haklı bir şekilde sürüyor. Neden tepki gösteriyoruz bu yasaya; çünkü öncelikle “tarih tartışılmadan, belgeler birlikte incelenmeden, farklı ülkelerden tarihçiler birlikte masaya oturup karar vermeden önce” bir ülke tek başına tarih yazamaz.
Ama bizim asıl sarıldığımız, destek bulmamıza da neden olan çok önemli diğer nokta “düşünce ve ifade özgürlüğü”dür. Fransa’nın bu yasayla, “soykırım yok” diyeni hapis veya para cezası vererek “düşünce ve ifade özgürlüğünü ortadan kaldırıyor olması”dır. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Fransa’ya “Başbakan Erdoğan Paris’e geldi, soykırım yoktur dedi. Ne yapacaksınız” sorusunu soruyor.
İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ GÜVENCEDE OLSAYDI..
Gayet güzel bir soru ve vatandaşlarının düşünce, ifade (ki başta ‘basın özgürlüğü’ tabii) dahil tüm insan haklarını güvence altına almış “iki demokratik ülke” arasında sorulması gayet normaldir. Ama gelin görün ki Türkiye’de son yıllardaki insan hakkı ihlalleri, düşünce ve ifade özgürlüğü ihlalleri, yazıları-kitapları nedeniyle yıllardır tutuklu gazeteciler AB ülkeleri ve medyaları tarafından biliniyor, yazılıyor, raporlara konuyor.
Bu durumda onların da dönüp “Siz önce kendinize bakın. Düşünce ve ifade özgürlüğünü orada koruyor musunuz ki bizi suçluyorsunuz. Medyanızın bile hali, cezaevindeki ifade tutukluları, özgür yazdıkları-tartıştıkları için en hafifinden işini kaybeden gazeteciler ortada” demesi mümkündür. Umarım bunu akıl edemezler ama bence bir gün bu durum suratımıza çarpılacak, bilelim de yutturuyoruz sanmayalım.
Uluslar arası siyasette “dediğimi yap, yaptığımı yapma” dayatması pek geçerli değil çünkü!
Dink dosyaları çok zormuş!
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “Hrant Dink davasının sonucu ve hakimler” hakkında konuşmuş. “Mahkemenin hakimi ‘MİT’ten gelen binlerce kayıt vardı. Onları inceleseydik dava 2 yıl veya 2.5 yıl daha uzun sürerdi’ diyor. Bu ‘dosyaları, delilleri incelemeden karar verdik’ itirafıdır. Bu görev suçudur. Mahkemenin Hakimi ‘örgüt var ama delil yok’ diyor, niçin araştırmadınız” demiş.
Artık “bu tür suçlar işleyen hakim ve savcıların yargılanmayacağı, onların yerine sorumluluğu devletin üstleneceği” ile ilgili yasayı (kararı her neyse) bu Hükümet çıkardı. O nedenle de hakimlerin görev suçlarının hiçbir yaptırımı yok. Onlar suç işlerse mağdur bu ülkede çözüm bulamayacağı için AİHM’ye gidecek, ceza devlete kesilecek, milletin cebinden de ödenecek. Birincisi bu!
İkincisi; Hakim ve savcılar yıllardır cezaevinde duruşma bekletilen, “terör örgütü” suçlamasıyla özgürlüğü elinden alınmış yüzlerce insan için “2 yıl, 5 yıl” endişesi taşımıyor, her duruşmada hakimler “tutukluluğunun devamına” diyerek kesip atıyor da cinayet işlediği kanıtlanmış bir katil için mi zaman endişesi taşıyorlar?
Bu çelişkiler dayanılır gibi değil! Bir de soru; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “yargı için söylediği sözler” nedeniyle fezleke hazırlayanlar acaba Başbakan Yardımcısı Bozdağ’ın “yargıyla, mahkemeyle ilgili” sözlerini, suçlamalarını ne yapacaklar?
Sular donuyor, onlara su verin!
Hava o kadar soğuk ki ülkenin Batı’sı, Doğu’su her yerde sular donuyor. Geçenlerde bahçenin çeşitli yerlerine koyduğum suların donduğunu bir kedinin patisiyle kasedeki buza vurması sonucu fark ettim. Şimdi yalnız bahçeme değil, sitenin de köşelerine “sıcak su” koyuyorum. Hiç değilse soğuyana kadar içebilirler.
Lütfen sizler de yakın çevrenize sokak kedileri ve köpekleri için sıcak su koyun. Yiyecek bir şeyler de koyarsanız daha iyi tabii.. Bakın sevabı da az değil, HAYTAP’ın broşürlerinden birinde hadislerinde sıkça hayvanların korunmasından söz eden Peygamberimiz Hz. Muhammed’in yaptıklarını ve söylediklerini yazmışlar;
“Rahmet Peygamberi Hz. Muhammed, ayakkabısıyla kuyudan su çıkararak köpeğe su veren bir kişinin CENNETLİK olduğunu bildirmiştir.”
Hz. Peygamber “Hayvanlara işkence yapan kimseleri yüce Allah rahmetinden uzak kılsın” demiş.
Hz. Peygamber, hayvanların bakımı ile bizzat ilgilenmiş, bunu bir küçüklük saymamış, sahip olduğu hayvanlara “onların yüzünü sırtındaki elbiseyle silecek kadar” şefkat göstermiştir.
“Hz. Peygamberimizin yakınlarından Enes b. Malik şöyle diyor; ‘Biz bir konak yerine indiğimizde hayvanlarımızın yükünü indirmeden kuşluk namazı kılmazdık.” Çünkü İslam’ın Yüce Peygamberine göre hayvanların haklarının gözetilmesi de bir ibadettir ve hayvanlar yük altında bitkin durumdayken namaz için yüce Allah’ın huzuruna çıkılması doğru değildir.
Hz. Peygamber bir hadisinde; “Bir kadının bir kediyi açlıktan ölünceye kadar hapsettiğini, zavallı hayvana yiyecek ve su vermediği gibi, yeryüzünde rızkını bulsun diye de salıvermediğini” ve bu yüzden CEHENNEMLİK olduğunu bildirmiştir.
Sahipsiz hayvanları koruyun.

