Tabii daha önce kendisine bağımlı olmayan medya kesiminin gazeteleri için “almayın” çağrıları yaptığı, bu kesimin sahibine “yazarların paralarını sen vermiyor musun nasıl susturamazsın, ‘ben yazdıklarına karışamam’ ne demek” diye sorduğu, tasfiye edilmesi istenen gazeteci listeleri ta ABD’den duyulduğu, kendi partisinin (‘kendisinin’ de denebilir) milletvekillerine bile “farklı görüşte olanların barınamayacağı” mesajları verildiği için şimdi bütün yabancı medya Başbakan’ın karşısına geçti.
ABD’nin NewYork Times, İngiltere’nin Financial Times gibi tüm dünyada en çok okunan gazetelerinin arka arkaya yaptığı “Putin’in faşizan baskıları” benzetmesinden sonra Economist’in tepkisi geldi ve nihayet Washington Post ve Newsweek grubunun çok önemli bir dış politika dergisi olan Foreign Policy’de AKP hükümeti ve Türkiye için ciddi bir uyarı yazısı çıktı.
“7 yıl önce iktidara gelen AKP’nin ‘AB’ye katılım hedefi’ izleyeceği sözünü verdiğini, Türkiye’yi izleyenlerin onun demokratikleştiğine inandığını ancak AKP’nin (çoğulcu demokrasi yerine) çoğunlukçu bir tavır alarak aynı görüşte olmayanların üzerine gitmeye başladığını” yazan dergi; “Sorunun 2008’de Doğan Yayın gazetelerinin Almanya’da skandal bir davayı yayınlamasıyla başladığını, gazetelerin Alman yargısının İslamcı yardım örgütünü (İslâm demiyor, İslamcı diyor, aradaki farka dikkat) suçlu bulduğu haberini verdiğini ve arkasından Başbakan’ın boykot çağrısının geldiğini” belirtiyor, sonra da Maliye’nin bu gruba açtığı “vergi savaşı”ndan söz ederek hükümetin atadığı vergi kolluğunun Doğan için 1 yıl sürecek özel bir denetime başladığını anlatıyor.
KORKU YALNIZ İÇERDE Mİ?
“Bugün AKP bir kavşakta; bu yol Türkiye’yi ya Avrupa’ya, ya da Rusya’ya götürecek” denilen ve Türkiye’nin bu baskılarla Avrupalılaşmaktan çok Rusyalaşmak seçeneğiyle karşı karşıya olduğu vurgulanan yazıda bir başka vurgu daha var dikkati çeken: “AKP’nin nihai oyunu açık: Doğan Yayın ya işin dışına çıkacak veya grubun yöneticisi AKP’ye sadakat için and içecek”...
Başbakan Erdoğan birkaç gün önce “Türkiye’de bugün hâlâ hak ve özgürlüklerle ilgili korku ve tedirginliklerin bulunması abesle iştigaldir” demişti. Bu hak ve özgürlüklerin başında “vatandaşın güven duygusu ve doğru haber alma özgürlüğü” gelir. Türkiye’de yargı ve medya gibi demokrasinin can damarı iki kurum “bağımsızlık mücadelesi” veriyor.
Sivil toplum kuruluşları toptan susmuş durumda. Nihayet uzun süren sessizliğini bozan TÜSİAD da “verginin siyasallaşmasının, yapılan baskıların ürkütücü olduğunu” belirtti. Bazı iş adamları “korku duydukları için konuşmaktan kaçındıklarını” söylediler.
LİBERALLİK Mİ DEDİNİZ?
Peki söylesinler bize: böylesine çok boyutlu ve yalnız bu toplumda değil dünyada tepki yaratan siyasi baskıya bugüne kadar Türkiye’de hiç rastlandı mı?
İş adamlarından medyasına, bilim adamlarından hakimine-savcısına, sivil toplum kuruluşlarından üniversitelerine ve sade vatandaşına kadar toplum önderlerinin ve her kesimin “telefonunun dinlenmesi, başına herhangi şekilde ciddi bir sorunun açılması, işini kaybetmek” gibi korkularla ailesiyle, çevresiyle konuşmaktan bile çekindiği bir dönem yaşandı mı?
Türkiye Rusyalaşacak mı, Araplaşacak mı şu an belli değil ama açıkça bilinen bir şey varsa “demokrasi; insan hakları, özgürlük” denince attı mı mangalda kül bırakmayan, kendinden başka herkesi (hatta “sabıkalı zihniyet vb. tanımlarla toptan Cumhuriyeti” suçlamaktan çekinmeyen ve bunu da kabara kabara “liberalliğe” bağlayan bazı isimlerle gazetelerinin neredeyse “muhalefet partilerinin bile olmadığı” bir demokrasi düşlemeleri, bütün bunlar olurken hala reform ve demokratikleşme çığlıkları atmaları, örneğin kapatma davası sırasında adım adım izledikleri dünya medyasının tepkilerini bile görmezden gelmeleri acınacak bir tablodur.
Acaba kafalarını yastığa koyduklarında hiç utanç duymazlar mı diye merak ediyor insan!
“Ya Avrupa’ya, ya Rusya’ya”...
Haberin Devamı

