“Bu ülkeyi sadece kendini laik zannedenler değil bu vatanın bütün evlatları kurtardı (...) Bu millet hiçbir şeyi unutmaz, bunu 22 Temmuz’da göreceksiniz” diyor.
Hızını alamıyor; “Yazınızda ’bir bütünüz ama bizi bölmek isteyenler var’diyorsunuz ama nedense yine dini işe alet edip dindar insanlara laf atıyorsunuz (...) Ve ardından ülkemizi kutuplaşmaya götürenler yine din adamları ve dini yazarlar oldu” diyerek devam ediyor.
Bu tür mektuplar alıyoruz.
Yarım bilgi ve okuduğunu da yarı açık gözle okumak bunlara neden oluyor işte... Bir kere ülke kurtarılırken henüz ortada “laiklik” diye bir kavram yoktu, elbette bütün vatandaşlar omuz omuza mücadele verdiler. Bırakın laikliği bir yana bugün yine bir dış tehdit karşısında ülkesini seven tüm yurttaşlar birlikte mücadele edeceklerdir.
Yazımda din adamları veya dini yazarların ülkeyi kutuplaşmaya götürdüklerinden söz etmedim. “Bazı yazarların ’laikler, din adamları ve dindarlara karşı’ kışkırtmalarını satır aralarına sıkıştırdığından” söz ettim. Oysa böyle bir durum kesinlikle yok.
İtirazlar “dinin siyasi alana çekilmesine, toplumun din duygularıyla siyaseten oynanmasına, yine toplumun ’dindarlar/olmayanlar’ şeklinde bölünmesine, kısacası din istismarına ve laik rejimle uğraşan siyasetçilere” yapılıyor.
O mitingler de “siyasetçiler için” yapılmıştı. Mitinglerdeki insanların çoğu da dindar, inançlı kimselerdi. Aksini kim ve nasıl iddia edebilir ki?
Ama sadece bu mektupta “dindar insanlara lâf atıyorsunuz” cümlesi bile uzun çabalar sonunda toplumda yaratılan bölünmenin kanıtıdır.
Benim dindar olmadığıma ve dindar insanlarla uğraştığıma kendince karar verivermiş biri varsayımlar üzerine oturup bir de suçluyor.
Neden, çünkü ben dünyada laik-demokratik rejime sahip tek Müslüman (çoğunluklu) ülke olan Türkiye’nin bu laik rejimi sayesinde din kavgalarından uzak kaldığına, insanlar üzerinde din baskısı oluşturularak kökten dinci bir rejime dönüştürülemediğine inanıyorum.
Bu baskıyı önleyen laiklik olmasa bugün devlet alanları dışında her türlü dinî özgürlüğe sahip olan Müslüman (veya diğer inançlardan) halkın kendi uygun bulduğu ibadet şeklinin bile değiştirilebileceğini -İslâmi rejimlerde görüldüğü gibi- bir gün türbanın, tesettürün bile yeterli bulunmayabileceğini, kadınlara “Böyle örtünün” örnekleri gösterilebileceğini görüyorum.
Onun için de dinin siyasete alet edilmesinin, insanların daha şimdiden “dindar/dindar olmayan” şeklinde bölünmesinin çok yanlış olduğunu düşünüyorum.
Bütün olay “devlet alanlarında dini simge yasağı” olmasıdır, bunun dışında din üzerinden siyaset, kışkırtma yapılabilecek hiçbir konu yoktur.
Dindar olduğuna, iyi bir Müslüman olduğuna inanan herkes öyledir, bunun son değerlendirmesini de yalnız Allah yapabilir.
Keşke “bütün iyi niyetimizle hepimiz istesek de laikliğin dini simge ile ilgili kuralının kalkması sonunda ne tür baskılar olabileceğini” Fas, İran, Afganistan gibi ülkelerde olanlara bakarak anlayabilsek!
Ya anlamıyor, ya anlamak istemiyor!
Haberin Devamı

