Vur vur inlesin!

Medyada sırası geldikçe Kemal Derviş'e verip veriştiren, vurup vuruşturan yazılarla karşılaşmak mümkün.

Haberin Devamı

Medyada sırası geldikçe Kemal Derviş'e verip veriştiren, vurup vuruşturan yazılarla karşılaşmak mümkün. Son olarak dün Emin Çölaşan'ın yazısında onun Türkiye'ye zarar vermekten başka birşey yapmadığını, belki de Amerika tarafından özel olarak gönderildiğini (ya da ABD istediği için 'seçim' sözü ettiğini... Bu imâlar hep aynı kapıya çıkıyor), ondan sonraki Ekonomi Bakanı döneminde de sorun çıkmadığını, demek ki 'kurtarıcılar' olmadan da işlerin iyi olabildiğini filân arka arkaya okuyunca biraz fazla haksızlık yapılıyor ve 'İnsanlar bir kalemde kolayca karalanıyor' diye düşündüm.
Çölaşan gibi okunan ve inandırıcılığı olan bir kalemden çıkan suçlamalar önemlidir ve zihinlerde yer eder.
Açıkça söyleyeyim, Türkiye'ye geldiği andan itibaren çalışmalarını, ekonomi yönetimini, disiplinini takdir ettiğim Kemal Derviş'in YTP konusundaki tutumu, o dönemdeki siyasi kararsızlığı ve çok iyi bir çıkış yapmakta iken bu kararsız tutum ve yan yolda bırakarak aniden CHP'ye geçmesi nedeniyle YTP'nin büyük zarar görmesi, benim de onun hakkındaki düşüncelerimi olumsuz yönde etkilemişti.
O günden sonra gözümde Derviş, ilkeli, kendinden emin, yarını görebilen bir 'özel insan' olmaktan çıkıp (alınmasın ama) sıradanlaşmıştı adeta...

Derviş'le konuşma
Bu gibi durumlarda hep -elimde olmayarak- yaptığım gibi bir daha onun plânı, projesi, eylemi, söylemiyle ilgilenmedim pek. Tam o sıralarda, seçim öncesi karşılaştığımız bir davette, konuşmamızın ilk dakikalarında bunu yüzüne de söyledim. Toplumu hayal kırıklığına uğrattığını belki de ilk kez bu kadar acık ve net olarak birinin ağzından duyuyor olmalıydı ki duygularını belli etmeyen gözleri biraz hayretle açıldı ve kendine göre (Türk toplumunun insanları isteği doğrultusunda şekillendirme, aşırı sorumluluk yükleme alışkanlığı ile ilgili) bir açıklama yaptı.
Bu açıklamada -yine kendine göre- haklıydı ama ben de haklıydım. Çoğumuz gibi onun alışılmışın dışında davranacağına, riskli olsa bile önü tıkalı siyasetimize yeni bir ufuk açma çabasına gireceğine ve özellikle verdiği sözü tutacağına inanmıştım, öyle olmaması beni hayal kırıklığına uğratmıştı bir kere... Anlattıklarının bir kısmını duymadım, dinlemedim bile.
Yine de... Bütün bunlara rağmen... Ecevit Hükümeti'nin, yaşanan büyük ekonomik krizde kendisine başvurduğu an, çağrıldığı an işini gücünü bırakıp Türkiye'ye koşan, sadece kendi güvenilirliği ve 'dış' ilişkileri ile ekonomiyi sorumsuz yönetimler tarafından düşürüldüğü çukurdan çıkaran, piyasalara yine yalnızca kendi kararlılığı, sükûneti ile gerekli güveni veren, kendi deyişiyle "makro dengeleri, sistemi" yerine oturtan Kemal Derviş'e bugün haksızlık yapıldığına inanıyorum.
Evet, kendisinden sonra gelen bakan Masum Türker döneminde de sorun çıkmadı ama Derviş gitmeden "artık uzun süre sorun çıkmayacağını" zaten söylemişti.

'Daha çok zaman' meselesi!
Kemal Derviş'in bugün sesinin duyulmaması, Türkiye'nin yarınında da duyulmayacağı anlamına gelmiyor bence. Gerçi siyasette istikrarlı ve İsrarlı olmak her siyasetçinin yapabileceği bir şey değildir ama direnir de kalırsa eğer, daha çok faydalarını görebiliriz. Ayrıca bugün ekonomide muhalefet yapmamasının 'dengeleri bozmamak için dikkat etme' anlamına da gelebileceği unutulmamalı.
Benimki "iyimser" değil "gerekli" bir bakış açısı. Türkiye'nin 'iyi yetişmiş' insanlarının az olduğu bugünkü hükümetin plânsız, programsız tutumundan ve "Bize daha çok zaman verin" çağrılarından belli.
Derviş neden "daha çok zaman" istemeden anında işe girişmişti?
Öfkeyi bir yana bırakmalı, kendimizi "içten kemirme" konusunda biraz ağırdan almalıyız diyorum!

DİĞER YENİ YAZILAR