Vitamin mi, zehir mi alıyoruz?

Haberin Devamı

Doktorlar “sağlıklı olmak istiyorsanız bol bol sebze ve meyve yiyin” diyorlar. Biz de onları dinleyip elimizden geleni yapıyoruz.

Gel gör ki sağlıklı olmak için aldığımız gıdaların çoğu hormonlu...

Kış ortasında kocaman dev gibi çilekler... (Dün manavda dev gibi kirazlar gördüm yemin ediyorum.)

Kış ortasında kavun, karpuz, üzümün her rengi, taş gibi domates, kalem gibi salatalık, kayış gibi kalın derili dolmalık biber, dev yapraklı maydanoz, yaz sebzelerinin hepsi (neredeyse enginar bile taze)... Yazın ise portakal, mandalina.

Bunlar biliyoruz ki hep hormonlu ama ne yapacaksın yine de domatesinden, salatalık, biberinden, maydanozundan kaçamazsın (ben artık sadece konserve domates -umarım hormonsuzdur- ve salça kullanıyorum).

Tavuk desen hormonlu ve tatsız, et desen öyle... Balık? Çoğu çiftlik, o da hormonlu yemle beslenmiş.

Sucuk, salam, sosis boya ve katkı maddesi içeriyor...

Süt, yoğurt nasıl kim bilir?

Peki biz (haydi kendimizi de bırakalım) çoluk çocuğumuza “vitamin alsınlar, iyi beslensinler” diye ellerimizle hormon yüklemesi mi yapıyoruz?

Bu hormonlu sebze-meyveler, et/tavuklar, balıklar hangi oranda kanserojen?

Hormon yüklemesinin sonucu nedir?

Türkiye’de kanserdeki hızlı artışın hormonlu gıdalarla bağlantısı nedir?

(Tiroit hastalığı da çok arttı, bunun Çernobil’le ilgisi var mı? Sağlık Bakanlığı, üniversiteler bu konuları araştırıyor mu? İlgisi varsa Rusya’nın ciddi bir tazminat ödemesi neden istenmiyor?)

SİHİRLİ TOHUMLAR

Kısa süre önce Antalya’da yapılan bir toplantıda “ürettiği tohumlar” nedeniyle “Yılın girişimcisi” ödülünü alan Mehmet Yüksel’le konuştum. Toplantıda bulunan bir iş adamının “1,5 saatte filiz veren tohumlar”dan söz ettiğini duyduğumu anlattım.

Bir buçuk saatte değil ama bir gecede filiz veren tohumları elde etmenin artık zor olmadığını söyleyen Mehmet Yüksel asıl başarılarının “üstün vasıflı tohum” yetiştirmek olduğunu söyledi.

Bunların “soğuğa dayanıklı, raf ömrü uzun olan, Türkiye’den Londra’ya giderken bile yolda soğutmalı kamyonlarda pörsümeyecek, vitamin değeri yüksek tohumlar” olduğunu anlattı.

İşte benim ve birçok kişinin merak ettiği de bu... Bütün bu özellikleri barındıran “sihirli tohumlar”a ne gibi bir sihir yüklemesi yapılıyor? Raftan taş gibi aldığımız, ama iki gün dolapta kalınca buruşan domatesler “genetiğiyle oynanarak” mı, “özel hormonlar”la mı bu hale geliyor?

Sağlık Bakanlığı bu konuları araştırmak ve sonucunu en kısa zamanda halka anlatmak zorundadır.

Tohum üreticilerinin ödül almaları iyi bir şey ama bu ödüller ve kazançlar karşılığında sağlığımız zarar görüyor mu, onu öğrenmek de bizim hakkımız!

*****

Kaçak işçiler ülkesi!

Hangi habere baksanız ayrı bir bakanlığın görevini yapmadığını veya yarım yamalak yaptığını görüyorsunuz.

Türkiye’nin kaçak işçi cenneti haline geldiğini daha önce de yazdık. Kendi insanımızın işsizliği had safhadayken diğer ülkelerin parasız, pulsuz, çulsuz onbinlerce insanı şehirlerimize doluyor.

İş iznine gerek bile duymadan, hiçbir “zaman sınırlaması” da olmadan 100-200 doları veren sınırlardan rahatça girip çıkıyor. Filipin’lisinden, Moldov’una kimi arasanız burada...

Şimdi bir de başka ülkeye geçmek için Türkiye’yi kullananların batan teknelerde boğulduğunu duyuyoruz... Önce İzmir’de, bir hafta sonra Bodrum’da çok sayıda işçi hayatını kaybetti. Afgan’ından Moritanya’lısına ...

Sağ kalanlar “Bize yemek, barınma, can yelekleri olmak üzere her şey dahil söz vermişlerdi ama teknede can yeleği bile yoktu” demişler.

Tabii “organizatör” diye paraları toplayanlar ceza bile almayacaktır. “Olay kazadır”... Olay bitmiştir.

Afedersiniz ama bu vahşet ve Türkiye’nin Yolgeçen Hanı’na dönmesi konusunda sorumluluk İçişleri Bakanlığı’nın değilse kimindir?

İçimiz acıyor ülkemizdeki başıboşluğa, yeter artık yahu!

DİĞER YENİ YAZILAR