Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür (!) dileriz

Haberin Devamı

Salı günü baba tarafından memleketim Adana’daydım. Çağ Üniversitesi öğrencilerinden gelen isteği “öncelikle hemşehrilerim oldukları için” kıramayarak onlarla bir sohbete katıldım. Başta Rektör Prof. Dr. Yener Gülmez olmak üzere; Rektör Yrd. Prof. Dr. Çetin Bedestenci, İdari Bilimler Fak. Dekanı Prof. Dr. Mustafa Mazlum, Meslek Yüksek Okulu Md. Prof. Dr. Mustafa Başaran, Halkla İlişkiler Bölüm Bşk. Yrd. Doç. Dr. Haluk Korkmazyürek, Uluslararası İşletmecilik Öğretim Görevlisi Dr. Murat Haseki’nin de katıldığı yemekli sohbet de bir o kadar keyifliydi, hepsine bir kez daha teşekkür ediyorum.

Bu nedenle hiperaktifliğimle bile yetişemeyerek siz sevgili okurlarımdan ayrı kaldım, kusura bakmayınız efendim, telafi ederiz inşallah...

Çok konu var çok, nereden başlasak? Önce televizyonda yaptığım “21. Yüzyılda Dini Daha İyi Anlayabilir miyiz” başlıklı programlardan rahatsızlık duyanlar var, ondan söz edelim.

Birtakım hocalar çıkıp “dini karmakarışık hale getirmek, Müslümanları şüpheye düşürmek istiyorlar” benzeri sözler sarf ediyorlar. Elbette din magazin programlarında konuşulacak bir konu değildir, soruları doğru sorabilmek için bile dini inceleyen insanlara gerek vardır.

Onun için “Her Açıdan” çok doğru adrestir, seçilen konuşmacılar Türkiye’nin en iyi, en yetkili uzmanları olduğu gibi, moderatör de (bu izninizle ben oluyorum) dini çok uzun yıllardır araştıran, yeterli ölçüde bilen biridir.

Uzun lafın kısası bu programdan dolayı telaşlanmalarına, hemen ertesi gün toplumu yine din üzerinden kışkırtmaya, bölmeye, insanları hedef göstermeye çalışmalarına hiç gerek yok, hatalı bir şey söylenemeyeceği gibi olsa olsa “aydınlanma”ya neden olur, insanların yanlış bilgilerle aldatılmalarını önler. Yoksa ben mi yanılıyorum, asıl rahatsızlık duyulan bu mu?

Gittiğim yerlerde türbanlı kadınlar da ilgi ve sevgi gösterdiklerine, teşekkür ettiklerine göre her kesim memnun görünüyor, bu telaş niye?

Gelelim diğer konulara... “Baba Çalık”ın TEDAŞ’a 17 milyon YTL (tüm Malatya’nın elektrik borcunun yüzde 30’u) borcu varmış ve 4 yıldır ödenmeyen borç 24 ay takside bağlanmış. Eh artık devlet bankalarından alınan 750 milyon dolar borçtan -ki o da bugüne kadar kimselere verilmemiş bir rakam- öderler herhalde... Benim asıl anlamadığım normal vatandaş iki ay borcunu ödemese elektriğini kesiverirler, haberde de söylenmiş okulları bile acımadan karanlığa gömerler de TEDAŞ ne hakla bu vatandaşa hiçbir yaptırım uygulamadan 4 yıl beklemiş?

Çıkıp bunu açıklamak zorunda değil mi?

Yine yanıldım, burası Türkiye, çiftlik Türkiye, sırtın sağlamsa değildir. Ama halk bu açıklamayı bekliyor. Onu da bilsinler.

“1 MAYIS’TA ÖLÜ YOK”MUŞ!

Ollie’nin kafasına saksı filan mı düştü bilmiyorum. “Demokratik ilkeler ve hukuk üstünlüğüne saygı gösterilmesi esastır” demiş. “Türkiye’nin demokratik ilkeler ve demokratik laiklik” konusunda ilerleme sağlamasını istemiş. Sonra yine kapatma davasından kaygı duyduklarını eklemiş ama hiç değilse bu kez Türk yargısına saygısızlık etmiyor. “Demokratik laiklik” ve diğer konulardaki kaygılarını gidermek için de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var nasılsa, demokratik olmayan durumları kesinlikle önler merak etmesin.

Bu arada Ollie 1 Mayıs’ta “orantısız güç kullanıldığını, soruşturma açılmasını beklediklerini” de söylemiş. Demek ki Tayyip Erdoğan’ın “Bütün fatura polise çıktı, polis ne yaptı ki” gibi açıklamalarını Ollie’ye de yöneltmesi gerekecek. Ne de olsa kendilerine hep destek olmuştur bugüne kadar...

En güzel lafı ise şu ana kadar çoktan istifa etmesi gereken İçişleri Bakanı Beşir Atalay söylemiş: “Vatandaşın mağdur olmaması için gerekeni yaptık. Küçük yaralamaların dışında önemli bir şey yok, ölüm yok.”

Demek ki neymiş; insanların kafasının yarılması, tekmelenmesi, coplarla kolunun, bacağının kırılması önemli sayılmıyor. Küçük yaralanma... Ne zaman önemli olur, ölürlerse!

Bakın, bunu da öğrenmiş oldunuz, insan her gün yeni bir şey öğrenebilir.

İçişleri Bakanı ile Başbakan mazeret olarak “terör örgütlerinin işçilerin arasına karışmasını ve olay çıkarma ihtimalini” öne sürüyorlar.

İyi de devletin görevi meydanlara yasak koymak yerine güvenliği sağlamak değil midir zaten?

Neyse bunları da Ollie’ye anlatsınlar.

Zira “kasten yaralama, saldırma, coplama” gibi suçlar “insanlığa karşı suç” kapsamına giriyor. Ve suçun işlenmesine aracı olanlar da sorumluluğu paylaşıyor.

Bu kez yanılmıyorum, eminim!

DİĞER YENİ YAZILAR