Vatandaşları yanıltan bir başbakan!

Hani "Bir yaşıma daha girdim" deyimimiz vardır ya bizim, vallahi bu memlekette insan her gün bir yaşına daha giriyor

Haberin Devamı

Hani "Bir yaşıma daha girdim" deyimimiz vardır ya bizim, vallahi bu memlekette insan her gün bir yaşına daha giriyor. Onun için de insanlarımız zamanından önce yaşlanıp yıpranıyor.

Başbakan Erdoğan'ın Kazakistan'dan yaptığı KAÇAK Kur'an kursları ile ilgili konuşmayı duyunca ben bir değil, birkaç yaşıma daha girdim.

"Şu ifade çirkin bir ifade, 'Kaçak Kur'an kursu' diye bir ifade olmaz. Bir defa kanunun ruhuna aykırı. Kur'an'ı öğrenmede kimse suç ifadesi kullanmaz(..) Ortada olan madde şudur 'Kanuna aykırı' eğitim kurumlarıyla ilgilidir."

Ve eklemiş:

"Mızmız çocuklar gibi ortaya çıkıyorlar. Parlamento şu anda toplumsal mutabakata ters düşüyor."

Sonra da türban konusuna geçerek:

"Toplumun taleplerini biliyorum, çünkü ben yaşıyorum, konuşmuyorum."

Söylediği sözlerde (hepsini buraya alamıyorum) mantığa uygun, anlaşılabilir tek cümle yok.

"Kaçak" değil "kanuna aykırı" ifadesi taşıyormuş söz konusu madde. İkisi aynı şey değil mi? Hatta "kanuna aykırı" daha ağır değil mi?

Önce "Kur'an'ı öğrenmek" konusunda ciddi bir aldatmaca, ciddi bir istismar var.

Zira Kur'an'ı öğrenmek isteyen, Diyanet'e bağlı binlerce kursa gidebilir. Ki 7341 kurstan 3025 i yeterli öğrenci olmadığı için kapatılmış.

4316 kurs var isteyene... Peki bu durumda kanun dışı olanları bir Başbakan neden korur?

Ya "Toplumsal mutabakat"?.. Kanun dışı, kaçak işler konusunda bizim bilmediğimiz bir toplumsal mutabakat mı var?

AKP içinde de güçlü bir direnişle karşılaşan madde konusunda Tayyip Erdoğan bir ay öncesinden beri İsrar ediyormuş. Ama alınan karar gizli tutulmuş.

Medeni Kanun Mal Rejimi'nde de o dönemin hükümeti böyle bir plân ve emrivaki yapmıştı. Kadınlar o gün bugündür affetmediler o hileyi de. Siyasetçiler bu ülkede halkı hep aptal yerine koyuyorlar. "Saf" da değil aptal sayıyorlar gerçekten. Müslüman ülkede "islâm" satarak iktidar oldukları yetmiyormuş gibi, kendilerinin herkesten daha Müslüman olduğunu yasa dışı Kur'an kursuna izin vermekle, türban popülizmi yapmak ispatlayabilir sanıyorlar.

İşin acı tarafı, bunu gerçekten saf veya cahil olanlara da yutturuyorlar.

Kendisi "türbanı yaşıyor"muş. Ne yaşıyorsunuz Sayın Başbakan?

İlk kez takmasının "zorla" olduğunu söyleyen eşiniz her yerde; ülke içinde ve dışında neredeyse tüm İslâm ülkesi lider eşlerinden (onlar türbansız) daha "örtülü" olarak dolaşıyor... Çıkıp konuşmalar yapıyor. Cumhurbaşkanlığı'na seçilirseniz oraya da çıkmaya hazırlanıyor.

Neyi yaşıyorsunuz?

Ayrıca, bu noktada Erdoğan'ın, haklı olarak, "muhalefet lideri olarak" duruma itiraz eden Baykal'a söyledikleri de bir başbakana hiç yakışmıyor. Baykal'ın Mescid-i Aksa'da namaz kılması, kısacası kendisi gibi onun da Müslüman olduğunu göstermesi belli ki fena rahatsız etmiş. Oy kaçar korkusuyla hemen bir cümlede "Hem namaz kılıp hem de Kur'an öğrenmeye karşı çıkılır mı?" deyivermiş.

İkisinin elmayla armut gibi değil, elmayla karpuz gibi farklı olduğunu biliyor aslında. Ama ah bu aldatmacalar.

Her neyse...

Sorumluluğunu bilen bir hükümet, radikal partililerine boncuk dağıtmak için baskı rejimi benzen bir davranışta bulunmaz, kanun dışı faaliyetleri desteklemezdi.

Başbakan Erdoğan bağışlanmaz bir hata yapmıştır!

(Not: Diyanet İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanlığı'nı da lağvetsinler bari. Gerek yok nasılsa.)

"Naklolunan nüfus" ne demek?
Bazı okurlarım, 1915'te tehcire tabi tutulan Ermenilerin nüfusunun arşiv belgelerine rağmen nasıl yanlış verilebildiğini, benim "sevk edilen, sevk olunan veya naklolunan" kelimelerinin üzerinde durmamın da nedenini soruyorlar.

Açıklayayım, bizde bazı gazetelerde verilen rakamlar "sevk olunan, naklolunan nüfus" olarak yazılmış ama dikkatle bakıldığında bu rakamların tehcir öncesinde o illerde bulunan Ermeni nüfustan fazla olduğu görülmüştü. Burada yapılan hata işte bu kelimelerde gizliydi.

Naklolunan (veya sevk olunan) sayı sadece Suriye'ye gönderilen Ermenileri değil, Anadolu içinde bir şehirden başka bir şehre gönderilenleri de içeriyordu.

Bu nakledilmeyi "hepsi Suriye'ye gönderilmiş" gibi aldığınızda rakamların içinden çıkmak da mümkün olmuyor. Aynı tehcir listelerindeki iller arasında Halep de vardı. Oysa Halep'in kendisi zaten tehcir edilenlerin gönderildiği bölge idi. Belgelerde bunu görür görmez anlamak ve diğer arşiv rakamlarıyla, en azından Rus-İngiliz arşivleriyle karşılaştırma yapmak gerekiyor.

Osmanlı arşivi bu rakamları, tehcir edilenlerin hangi yolla nereye gittiğini, kimlerin ölüp kimlerin kaldığını bütün detaylarıyla veriyor. Tehcire uğrayan Ermeni sayısı 500 bine yakın.

1915-17 arasında öldürülen Türklerin sayısı ise 530 bin. Merak edenler arşivleri kendileri inceleyebilirler.

DİĞER YENİ YAZILAR