"Vatandaş bizi sopayla dövmeli!"

Uzunca bir süredir belediyelerin şehirleri yıkıp yıkıp yeniden inşa etmeleri, gereksiz masraf yaratma huyundan vazgeçmemeleri üzerine yazılar yazıyorum. Biz en çok İstanbul'u gördüğümüz için de örnek doğal olarak orası oluyor

Haberin Devamı

Uzunca bir süredir belediyelerin şehirleri yıkıp yıkıp yeniden inşa etmeleri, gereksiz masraf yaratma huyundan vazgeçmemeleri üzerine yazılar yazıyorum. Biz en çok İstanbul'u gördüğümüz için de örnek doğal olarak orası oluyor.

Halktan toplanan vergilerin billboard reklâmlarına, kenarda kösede gereksiz üst geçit veya tramvaylara, gösteri havuzu, çarşı gibi şov amaçlı inşaatlara harcanmasına itiraz ediyoruz. Tabiî yol ve kaldırımların sökülüp sökülüp yeniden yapılmasına da.

Büyükçekmece Belediye Başkanı Hasan Akgün bu yazılarım üzerine bir süre önce arayarak önemli bir açıklama yaptı.

"Şehirler yap boz tahtasına döndü, Türkiye'nin asıl sorunu bu. Aslına bakarsanız vatandaş bizi sopayla dövse hakkıdır" diyen Akgün şunları söyledi;

"Bir yolda daha sonra telefon, elektrik, su, kablolu yayın nedeniyle kazı yapılacağını bile bile oraya yol inşaatı yapıyorsanız devletin bunu yapandan tazmin etmesi lâzım. Bunu kanun istemeli ama böyle bir mevzuat yok. Sağlam bir şehir idaresi olsa, Batı dünyasındaki gibi önce alt yapı tamamlanır, sonra üst yapıya başlanır.

Bizde siyasi baskılarla plânlar değişiyor, kazılar bitmek bilmiyor. Alt Yapı Plânlama, Koordinasyon Kurulları'nın çalıştırılması gerekir, çalıştırılmıyor. Sorgulayan yok, yaptırım yok. Herkes aklına eseni yapıyor. Hepimiz; belediyeler, İSKİ, İGDAŞ, TELEKOM hepsi sorumludur."

Yazmakta ne kadar haklı olduğumuz bizzat bir başkanın ağzından doğrulanıyor.

Başka söze gerek var mı? Bulmuşlar saf halkı işletip duruyorlar. Biz uyudukça sonu gelmez, bilesiniz!


Uzakdoğuluların sıkıntısı
Tanju Vural isimli okurumdan gelen mektup çok üzücü, trajik bir gerçeği ortaya koyuyor. Millet olarak hâlâ nasıl olgunluktan, nezaketten uzak davranabildiğimize inanamıyorum bunları duyunca... Bakın ne diyor Tanju Bey;

"Son günlerin meşhur hastalığı SARS... İnsanlar ölüyorlar... 25 ülkeye yayılmış durumda hastalık... Kendimizi Avrupa Birliği'ne hatta daha da İyi yerlere lâyık gören bizler ne yapıyoruz? Yolda gördüğümüz Uzakdoğululara "SARSLIII" falan diye bağırıp onurlarını kırıyoruz. Nereden mi biliyorum... Çünkü eşim Japon... Ayrıca Japon Konsolosluğu'ndan gelen uyarı e-mailinde bile bu konuda uyarılar var... Bu, başka insanlarla alay etme hastalığı SARS'tan tehlikeli bence. Çünkü bunun virüsü saygısızlık ve bu virüsü taşıyanların oranında dünya birincisi olduğumuza eminim. Üstelik çocuklarımıza da bulaştırmışız." Söyleyin lütfen, ne hissediyorsunuz şimdi? Ya da şöyle diyeyim siz Tanju Vural'ın yerinde olsanız ne hissederdiniz?


Yazık bu çocuklara, uyanın artık!
Gazetelerde canilerin, sapık ruhluların (veya ruh hastası deyin hepsi geçerli) tecavüzüne uğrayan kız çocuk haberleri dayanılır gibi değil.

Haberi okuyorsunuz dehşet verici. 11, 12, 15 yaşlarındaki kızlara hayvanlar gibi saldırmışlar. Fotoğraflarına bakıyorsunuz suratta bir suçluluk ifadesi yok, hayatından memnun.

Yarabbi, kâbus mudur nedir bu?

Kimse dur demeyecek mi bu insanlık dışı olaylara?

Memlekette bunca ciddi sorun varken daha ne kadar süre siyasetçi budalalıklarıyla uğraşacağız?

O adamların yüzünde korku ve suçluluk duygusundan eser yok çünkü ceza da yok. Onları salıveriyorlar.

11 yaşındaki çocuk için bile "beni tahrik etti" deyip inandırabilir bunlar. Sonra da yargı "hafifletici neden" bulur ve bırakıverir. Yasalar tecavüze uğrayanı değil, tecavüz edeni, soyulanı değil soyanı, öleni değil öldüreni koruyor bu memlekette.

Durum böyle devam ederse sapıkların ilköğretim okulları önünde sıraya girmesini kim, nasıl önleyecek?

Bırakın türban tartışmalarını bir tarafa da "nasıl önlenecek" anlatın millete artık!


Yazarın notu
Sevgili okurlarım, bazen yazılarımda nedenini anlayamadığımız imlâ hataları, kelime hataları oluyor. Biliyorum, çünkü onları görünce ben de şaşırıyorum. Bazen hızla yazarken hatalı bir noktalama işareti kaçabiliyor ama "cumhurbaşkanları" kelimesinin birkaç kez büyük "c" ile yazılması gözden kaçabilecek bir hata değildir. Sanıyorum benim "Cumhurbaşkanı Sezer" için kullandığım ve özel isim haline geldiği için de büyük "c" ile başladığım kelimeleri gören bir arkadaşımız, akşam saatlerinde, hata yapıldığını düşünerek bütün kelimelerin başındaki harfleri değiştirmiş olmalı. Başka bir neden varsa, o da şu anda benim aklıma gelmiyor.

Her neyse, ben nadiren de olsa rastladığınız imlâ hatalan için özür diliyorum. "Cumhurbaşkanı" sadece belli bir cumhurbaşkanı kastedildiğinde büyük harfle yazılır.

DİĞER YENİ YAZILAR