Vakko iyisini yapar!

"Onlar yaparsa iyisini yapar" sözünü öyle lâf olsun diye söylemiyorum. Hele de benim gibi zor ama çook zor beğenen biri

Haberin Devamı

"Onlar yaparsa iyisini yapar" sözünü öyle lâf olsun diye söylemiyorum. Hele de benim gibi zor ama çook zor beğenen biri. Bilenler bilirler (daha doğrusu 'hatırlayanlar' demek lâzım, öyle uzun zaman oldu ki) bir zamanlar "Kaliteyi Seviyorsanız" diye bir köşe de hazırlardım bundan önce çalıştığım gazetede... Mağazaların kaliteli olanlarının en kaliteli ürünlerini bulur, çıkarır ve okurlara tanıtırdım. Mağaza yöneticileri yazı yayınlandıktan haftalar sonra okurların Türkiye'nin uzak köşelerinden gelerek o ürünleri istediğini anlatırdı. Tanıttığım mağazalar "Biz bütün sezon yeteceğini hesaplamıştık" dedikleri, ellerindeki tüm ürün miktarını iki günde tüketirlerdi.

Şişli'de açılan Nova Baran Center'da bir Çin mağazasının sahibi, yazımın ertesi günü okurlann sabahın erken saatlerinde, mağaza açılmadan kapıya kuyruk olduğunu, bunu "daha önce yapılan" TV çekimleri sonrasında bile yaşamadıklarını anlatmıştı, hâlâ hatırlarım.

Bu 'övünmek' değil zira böylesi olaylar sadece "güven" den kaynaklanır. Siz okuyucunuza yıllar boyu sadece doğruları söylersiniz. O sözler kanıtlanır ve aranızda sarsılmaz bir güven bağı oluşur. İşte bu, odur.

Çok zor beğenirim ve sadece hakedenler bu köşede yer alırlar. Onun için "Vakko yaparsa en iyisini yapar" sözü de hiç abartısız, noktasına kadar doğru, biliyorsunuz.

Aslında zaten Vakko'nun da övgüye, abartıya, reklâma ihtiyacı yok. İsmi, kendi reklâmını yapıyor. Babasının özenini aynen sürdüren Cem Hakko'dan başlamak üzere harika bir ekibin elinde. Başarılı PR uzmanı Deniz Adanalı'nın yönetici olarak Vakko'ya çok emeği geçmiştir. Ondan sonra görevi devralan Berna Sağlam yine aynı başarı ve sempatiyle götürüyor işi.

Bu bizim!
Kısacası gurur duyacağımız, herşeyiyle "Bu bizim, kendi ürünümüz" diye göğsümüzü gere gere söyleyeceğimiz bir marka... Sizi bilmem ama ben kendimi bildim bileli bunu söylüyorum.

Ve şimdi, birkaç gündür duyduğunuz gibi gelinlik yapmaya başladılar. Ama ne gelinlik! O ne defileydi, ne unutulmaz bir gündü.

Önce gerçek bir düğün havasında; düğün pastası ve şampanya. Ardından birbirinden güzel (Türk kızları diğer ülke güzellerini aştılar, size söyleyeyim), birbirinden alımlı, boylu poslu, ceylân gibi kızların sunduğu muhteşem gelinlikler.

Olağanüstü zarif modeller, uçucu nefis kumaşlar, pırıl pırıl işlemeler... Hangisine bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Rıfat Elhadef in eşi Maria yapmış solistliği, bravo doğrusu.

İşin güzel tarafı evlenecek genç kızlar bütün hazır modelleri görüp, onlardan beğenebilecekleri gibi, istedikleri modeli sipariş de yaptırabilecekler. Bu sistem ABD'nin ünlü "Saks Fifth"inde veya İngiltere'nin Harrods'ında var mı bilmiyorum. Büyük kolaylık. Defileyi izlerken gelin(!)lerin saç ve makyajına bayıldım ve hemen Berna'ya sordum; Erdem Kramer cevabı beni şaşırtmadı. Bu başarıyı yakalayacak fazla isim yok, bir iki isim var ancak. Saçları Bahattin, Koray, Ali ve Erdem Bey yapmış, makyajları Ayfer.

Gelin adaylarına duyurmuş olayım.

En güzel gelin olmak için bu kadar bilgi de yeter yani!


Beyaz Saray anıları
Tuna Köprülü, Prens Rainer'den "Chevalie de St Charles" liyakat nişanı da almış olan, Monaco'nun Türkiye Fahri Başkonsolosu.

Eşi Ertuğrul Köprülü'nün Washington Basın Ataşeliği nedeniyle 1966 yılında ABD'ye giden ve 25 yıl Washington'da kalan Tuna Köprülü Beyaz Saray'da 15 yıl kesintisiz gazete muhabirliği yapmış.

Bu uzun yıllar boyunca ABD'nin başkanları, onların eşleri, ünlü siyasetçiler ve sanatçılarla tanışıp dost olmuş. "Beyaz Saray Anıları" Köprülü'nün o dönemde ve daha sonra Monaco ile ilişkileri dönemindeki ilginç anılarını ve muhabirlik deneyimlerini anlattığı kitabın adı.

Remzi Kitabevi tarafından çıkarılan ve henüz satışa çıkmamış olan kitabın deneme baskısını ısrarla istedim. İyi ki de istemişim. Başkan Jimnıy Canter dan Ronald Reagan, George Bush ve Henry Kissinger'a, Sammy Davis Jr'dan, Sean Connery ve Elizabeth Taylor'a, İsmet İnönü, Turgut Özal, Kenan Evren, Tansu Çiller, Bülent ve Rahşan Ecevit'ten Vehbi ve Rahmi Koç'a, Çetin Emeç'ten Erol Simavi'ye ve Monaco Kraliyet ailesinin fertlerine kadar öyle çok ünlü isimle ilgili anılar... Aynı zamanda Ermeni olayları, Dünya Bankası, IMF ilişkileri, günden güne tüm siyasi gelişmeler Tuna Köprülü'nün gazetecilik deneyiminden de gelen sıcak ve akıcı üslubuyla o kadar güzel anlatılmış ki ilk okuyanlardan biri olmaktan mutluluk duydum.

Özellikle bizim siyasetçilerle ilgili bazı "diplomasi de neymiş?" vurdumduymazlıklarını olaylara en yakından şahit olmuş birinin ağzından dinlemek (veya elinden okumak) son derece ilginç.

Henüz kitabı bitirmiş bile değilim ama sabırsızlanıyorum. İlk basın tanıtımı Salı günü yapılacak olan "Beyaz Saray Anıları" piyasaya çıkar çıkmaz bir tane edinin, sadece güzel bir kitap değil, bir belgesel niteliğinde de. Beğeneceksiniz!


Alışkanlık!
Cennet kapısında 3 kişi varmış. Bunlardan biri Amerikalı, biri Fransız, biri de Türk'muş. Amerikalıya sormuşlar "niçin cennete girmek istiyorsun?" diye.

- Oraya bir operasyon düzenleyeceğiz!

Fransıza da sormuşlar, cevaplamış;

- Oranın şarabının methini duydum bir deneyeyim Mösyö...

Sıra Türk'e gelmiş: "Biliyorum" demiş Türk, "nasıl olsa beni cennete almayacaksınız ama hiç olmazsa bir müzakere tarihi falan verin."

(Sevgili Füsun Önal'a teşekkürler!)

DİĞER YENİ YAZILAR