Vakitsiz öten horoz!

Huntington gitti, Soros geldi...

Haberin Devamı

Huntington gitti, Soros geldi... Ünlü bir stratejist olmasından yararlanarak ülkelerin siyasetini ziyaretleri, kitapları ve konuşmalarıyla gereğinden fazla etkileyen, Türkiye'nin de AB'ye gitmek yerine İslâm ülkelerine model olmasını öneren Samuel Huntington yetmedi. Onun kendi ağzından "ben bir yurtseverim, akademisyenliğimle milliyetçi duygularım çelişebilir" sözlerini yazmıştık. Huntington'in Türkiye'ye yaptığı öneriyle Amerika'nın Büyük Ortadoğu Projesi'nde Türkiye'ye biçtiği rolün pek benzeşmesi bu nedenle daha da dikkat çekici hale gelmişti.

"The west and the rest" görüşüne uygun yani diğer ülkelerin 'Batı'ya karışmaması, ayrı gruplar oluşturması yönünde gelecek tahminleri yapan ve hatta 21. yüzyılda Baü ile "geri kalanlar" ın medeniyet çatışmasına girişeceklerini söyleyen Huntington'in Türkiye'de yaptığı konuşmaları da kitaplarındaki açıklamalarla çelişkiler içeriyordu.

Örneğin; İslâm kültürü ile Batı kültürü arasındaki farklar nedeniyle sorunlar çıkacağını söylerken, laik-demokratik tek Müslüman ülke olan ve Batı'yla entegre olmak isteyen Türkiye'ye aksi yönde önerilerde bulunması önemli bir çelişkiydi. O gitti arkadan hemen ABD'de kurduğu yatırım fonları sayesinde zengin olan ve Yugoslavya, Ukrayna, Gürcistan gibi ülkelerin iç ve dış siyasetinde rol oynayan Soros geldi.

İçinde Türkiye'nin de bulunduğu 60 ülkede kurduğu vakıflara yatırdığı büyük paralar bu beyfendiye de o ülkelerin siyasetiyle oynama hakkı veriyor. Veya kendisi öyle sanıyor. Nitekim bazılarıyla esaslı şekilde oynamış da, meselâ Gürcistan'da bakanları maaşa bağladığını kendisi söylüyor... Şimdi sıra Türkiye'ye gelmiş. Maliye Bakanı "Soros'la görüştüğünü, vergi koymayacaklarını bildirdiğini" söylüyor. Hükümetle bayağı, içli dışlı olmuş yani...

Ve "Timing"e, pardon dilim sürçtü "zamanlama" ya bakın ki tam Türkiye'de hükümet kaçak Kur'an kursları, türbanın referanduma götürülmesi gibi konulan gündeme taşımış ve laikliği "dine karşı bir ilke" gibi, kurallarını da "baskı" gibi empoze etmeye girişmişken ortaya çıkıyor.

Çıkıyor ve "Türkiye laikliği fazla zorladı gibi..." "Sanırım bu ülkede laiklik fazla ileri bir noktaya taşındı" gibi açıklamalar yapıyor.

Tesadüfen hep ABD'den gelen birileri, yine tesadüfen söylenmiş gibi Türkiye'nin iç ve dış siyasetini yorumluyor ve yönlendiriyorlar.

Haydi Huntington'a 'stratejisttir' diyerek susmaya çalıştık. Ya bu ne? Bir ekonomistin siyaset bilimci gibi, ülkelere önerilerde bulunması ne demek?

Birilerinin Horoz'a, pardon Soros'a Türkiye'de vakitsiz öten horozlardan hoşlanılmadığını söylemesi gerekiyor.

Ama gel de bul o "birileri"ni!

"Özel"likten çıkan özel yaşamlar
Arda Uskan onun hayatını kitap haline getirdikten sonra bu kitaptan alıntıları çeşitli gazetelerde okuduk. İlk alıntıyı yapan da biz değil, VATAN'la birlikte ilk üç büyük gazeten biri olan başka bir gazeteydi.

O gazeteden bir meslektaşım birkaç gün önce köşesinde "Ercan Arıklı'yı acaba kaçınız tanıyorsunuz, onun hikâyesi kimi ilgilendirir ki bu kadar yazılıyor" diye sormuştu. Kendi açısından haklı olabilir ama...

Özellikle Türkiye'de bu ilk değil. Özellikle diyorum çünkü batı ülkelerinde derhal olayın "insan hakları" boyutu tartışılır, hele hayatta olmayan kişilerin özel olayları anlatılıyorsa aile itiraz eder, bu durum "insanların özel yaşam gizliliği" ni ihlâl anlamına geleceği için yazılar durdurulduğu gibi büyük tazminatlar söz konusu olur.

Bizde de insan hakları artık Avrupa düzeyinde savunulduğu için gerçekte bunun yapılamaması gerekir. Nitekim hatırlarsanız Ajda Pekkan'la ilgili özel yaşam sırlarına da, uyuşturucudan ölen genç kızınkilere de, Atatürk ve Latife Hanım'ın özel mektuplarına da aynı nedenle karşı çıkmıştık.

Ünlü insanların özel yaşamına ait bilgiler her zaman ilgi çekicidir ama bu bilgilerin açıklanması bırakın etik tarafını, hukuken de ancak o kişilerin kendi izniyle olabilir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde ve bizim yasalarımızda bu açık olarak belirtilmiştir...

Kendi izni olmadan yapılamaz
Ercan Arıklı'ya gelince... Arıklı Türkiye'de dergiciliğin duayeni olan efsane bir isimdi. Bunu kimse inkâr edemez. Kendine özgü stili, değerleri, yaşamı olan bir insandı.

Onun için yazılacak (veya yazılmış) bir kitap her zaman ilgiyle okunur. Kaldı ki Arda Uskan gibi usta bir kalemin yazdığı kitabın büyük ilgiyle karşılanması doğaldır.

Onun yazılarını keyifle okuyanlardan biri de benim... Ama bundan sonra, kim için olursa olsun özel yaşamların açıklanması Türkiye'de kesinlikle farklı bir boyutta; önce yasalar açısından tartışılmalı ve değerlendirilmelidir.

Aksi takdirde yapılan, ünlü insanların başarılarından ve şöhretlerinden dolayı cezalandırılmasından başka bir şey değildir...

Herhangi birinin buna hakkı olduğuna inanan var mı içinizde?

Varsa gözüme görünmesin!

DİĞER YENİ YAZILAR