Vakit gazetesinin belgeli haberi!

Haberin Devamı

Bu yazı aslında çok daha uzun olarak iki hafta önce yazılmıştı. Ama açıkça, dürüstçe söyleyeyim ki görüşünü aldığım herkesin tıpatıp aynı sözleri söylemesi üzerine ikinci kez düşündüğümde haklı olabileceklerini gözönüne alarak yayımlamaktan vazgeçtim.

Hiç gücenmesinler ama söylenenler aynen şöyleydi:

“Bu gazeteye bulaşmamak daha iyidir, çünkü yalan yanlış haberlerle mutlaka sonunda kendilerini haklı çıkarırlar. İyi niyetle açıklama yapsan bile sonunda pişman olabilirsin...”

Açıkçası mesleğine sonsuz saygı duyan, tutku derecesinde sevgiyle bağlı bir gazeteci olarak gazeteciliğin bu noktaya gelebilmiş olmasından, bir gazete için (hangi gazete olursa olsun) bu imajın oluşmasından üzüntü duydum.

Ama gazetenin yazarı Serdar Arseven’in benim bir yazım üzerine hakkımda yanlış bilgilerin, ifadelerin yer aldığı yazısına da cevap vermedim.

Ta ki Aydın Doğan’ın kendisi hakkında yapılan haberlere karşılık haklı olarak açıklamada bulunması, daha doğrusu “beklendiği gibi” susarak “kabul ettiği” anlamına gelmesine izin vermemesi üzerine attıkları hakaret ifadeli sürmanşet başlığın altındaki spotu okuyana kadar...

Şimdi ne yapacaklarını da tahmin edebiliyorum maalesef... Hoşlarına gitmeyen her ifadenin sahibine kolayca yapabildikleri gibi hakarete varacak suçlamalarda bulunacaklar belki. Aydın Doğan’ın çalıştığım gazeteyi alması üzerine yazdığımı söyleyecekler.

VATAN’ın satışı henüz resmen yapılmış değil, karar çıkmadı. Ama satılmış olsa da benim için hiçbir şey fark etmeyecek.

20 yıl önce gazeteciliğe başladığım günden bu yana olduğu gibi düşüncelerimi ne pahasına olursa olsun hiç çekinmeden yazacak ve söyleyeceğim. Gerekirse kendime sesimi duyuracak başka bir yer aramayı göze alacağımı beni tanıyan herkes iyi bilir.

Ayrıca... Bu konuda tevazuya gerek yok, aynı gazeteciliği bir yabancı ülke basınında, televizyonunda bile başarılı şekilde yapacağıma inancım sonsuzdur.

Şimdi dayanamayıp yazmama neden olan “o spot”a gelelim... Diyor ki:

“Her haberi ‘belgeli’ olan ve yaptığı hiçbir haber yalanlanmayan Vakit...”

Bırakalım başka köşe yazarlarının da bazı Vakit yazarlarını defalarca yalanladığını okumuş olmamızı, ben kısa süre önce hakkında yalan haber yapılanlardan biriyim.

NAHİT MENTEŞE YALANLIYOR!

Eski Bakan Nahit Menteşe’nin ağzından yazdıkları “kendisi tarafından” net şekilde yalanlandı.

Özet olarak anlatayım, 9 Ocak 2007’de ‘Konunun özeti: İki aydın’ başlıklı yazımda ‘Toplumla oynamayın’ ara başlığından sonra şunları yazdım:

“Prof. Oskay ile bazı akademisyen ve yazarlar köyden gelenlerin dışlandığını, korkutulduğunu tekrarlıyorlar. Oskay ‘Ana caddeden yürüme’ dendiğini bile söylüyor. Oysa Türkiye’de böyle bir durum hiç yaşanmadı, madem ki herkes kendinden örnek veriyor, ben de vereyim...”

Daha sonra Adana’nın Emelcik köyünde doğan, 25 yıl milletvekili ve senatör olarak görev yapan, “Senato Başkanı” olarak da kürsüye çıkan babamı anlatmış ve bugün Adana’da hâlâ büyük sevgi ve saygıyla anıldığını söylemiştim.

Hemen aynı gün Vakit gazetesinin Adana’dan çeşitli kişileri arayarak yazdıklarımın doğruluğunu araştırdıklarını öğrendim. Aldıkları bilgiler tümüyle beni doğrular nitelikteydi ve daha sonra aynı gazeteden arayan meslektaşım Fatih Bey de “yazdıklarımın aynen doğrulandığını” söyledi.

Ama bu yetmemişti. Serdar Arseven ertesi gün 10 Ocak tarihinde “Ruhat Mengi’nin Babası” başlığıyla bir yazı yazdı.

Cumhuriyeti ve laikliği korumaya çalışan herkes CHP’li olmak zorundaymış gibi “Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi CHP çizgisindedir” diye başlıyor, asla ilgisi olmadığı, ben türban konusuna sadece hukuk ve “dinin siyasete karışması, başlangıç yapıldıktan sonra dinî uygulamaların her alana yayılması ve sonuçta rejim için tehdit olabilmesi” açısından bakmama, “din eğitimine” değil, “kanun dışı Kur’an kurslarına izin verilmesine” karşı çıkmış olmama rağmen şunları söylüyordu:

“Örtüye, çocuklara din eğitimine, İmam Hatiplere karşı... Vesaire...”

Bunun “vesaire”si filân yoktur, vesaire varsa yazarsınız. Bir yazar kendi kafasından gerçekle alâkasız tarifler yapamaz, üstelik “bu kadarla da bitmediğini” imâ edemez. Hele de bir meslektaşı için...

Yazının, Nahit Menteşe’nin ağzından söylenen ve telefonla sorduğumda “Ben bunları asla söylemedim. Sadece birlikte çalıştığımızı, çok saygıdeğer bir siyasetçi ve arkadaşım olduğunu söyledim; diğer cümleler bana ait değil” dediği kısmını yarın tamamlayacağım.

Serdar Bey’in yazımın sonunu bile beklemeyeceğini sanıyorum. Keşke hiç değilse bu kez yanılmış olsam!

DİĞER YENİ YAZILAR