Laikler... Laikçiler... Şeriat gelir diye korkanlar... Dindarlar... İslâmi camia içindekiler, dışındakiler. Türban görünce şeytan görmüşe dönenler...
Ahmet Hakan Rusya tatili dönüşü yine güzel bir yazıyla başlamış ve yazısında “mahalle baskısından ve sonunda şeriat rejiminden korkanlar”a beni de örnek göstermiş. Birkaç gündür Türkiye’de değilim ama yakından izliyorum... Big Brother gibi... O nerelerden izliyor adım adım, biz kendi ülkemizi mi gözden kaçıracağız?
Yazı güzel velakin bazı itirazlarım var. Örneğin yukarda ilk paragraftaki, onun yazısından aldığım bu ayrımlara her zamanki gibi itiraz ediyorum.
Türkiye’yi İslâmi bir baskı rejimine dönmekten, mezhep çatışmaları yaşayan ülkelere benzemekten koruyan laikliğin adım adım yok edilmesine karşı çıkmanın dindar olmak veya olmamakla bir bağlantısı olduğuna inanmıyorum.
“İslâmi camia” denilen kesim eğer toptan laikliğe karşı ise, evet ben o kesimden değilim.
Eğer toptan “türbanın yoksa İslâmi değilsin” diyorlarsa yine değilim.
Hâlâ, 2007 Türkiye’sinde Malezya, Fas, Cezayir, İran, Pakistan, Afganistan, Endonezya benzeri ülkelerdeki gibi “Müslümanlığı en hoş görülü din olmaktan çıkarıp, din polisleriyle baskı uygulanan” bir dine, rejimi de “dini baskı rejimine” çevirmek isteyenlerin camiası ise elbette onlardan hiç değilim.
Ama Müslüman çoğunluklu bir ülkede dini inancı yerinde insanların hepsinin aynı camiada olması, dindar/laik kutuplaşması yaratılmaması gerektiğine inananlardanım.
Öte yanda zaten laik rejime sahip bir ülkede bırakın Müslümanları hiçbir vatandaşın inancına göre bir ayrıma tabi tutulmaması gerektiğini biliyoruz.
Bu tartışmaları ve ayrımları yapıyor olmamız bile laikliğin halihazırda zedelenmiş olduğunu gösteriyor.
İşte bu ayrımlarla yayılan dönüşümün sonunda Müslüman vatandaşlara pozitif ayrımcılıktan, özel haklardan (AKP Milletvekili Hüsrev Kutlu’nun “İş isteyen müteahhit nasıl olmalı” tarifi benzeri) başlayarak Müslüman bankalara para yatırma zorunluluğu, şeriata uygun yaşam ve giyim zorunluluğu gibi noktalara geliniyor.
EN BÜYÜK HATA
Onun için önce “laikliğe dokunulmamasını, tarifinin değiştirilmemesini” isteyenlerle “dindarlar” ayrımını yapmamanın, bunların bir ilgisi olmadığının önemini gözetmeliyiz.
Sonra ben küçük bir istisna kesim dışında “türban görünce şeytan görmüş gibi olanlar” tanımının da geçerli olmadığını sanıyorum. Türkiye’de tesettürlü kadınlara böyle bir tepki olmadığı gibi, burada asıl sorun Ahmet Hakan’ın da söz ettiği mahalle baskısı sonunda türbanlı kadınlardan yararlanılarak tüm kadınların türbana zorlanmasıdır. Türban takanlar veya türbanın kendisi değil.
Önümüzde bütün bu ılımlı başlayan Malezya gibi türbanın yüzde 5 veya 10’dan yüzde 80-90’a çıktığı, hepsinde de kadının tesettüründen başlayarak diğer şeriat baskılarına geçen ülke örnekleri varken ve seçimde AKP’ye açık destek veren AB bile “Kamusal alanda, üniversitelerde türban izni verilirse Türkiye’de laiklik kalmaz” derken, bu konuda titizlik gösterenleri “başörtüsü karşıtı” kabul etmek veya zannetmek bence düştüğümüz en büyük hatalardan biridir.
Herkes devlet alanları dışında inancını istediği gibi uygular. Ama bu, mahalle veya artık açıkça siyaset yoluyla baskıya, baskıyla yayılmaya dönüşüyorsa tehlike çanları çalıyor demektir.
Hakan’ın verdiği Ayşe Böhürler örneği bu yönden son derece doğru bir örnek... Sadece “Abdullah Gül cumhurbaşkanlığında ısrar etmemeli” dediği için ona radikal çevrelerden gelen “Davaya ihanet mi ediyorsun” soruları, hakaretler ve kendisinin dile getirdiği ağır baskı ne demek istediğimizi çok güzel açıklıyor.
Biz ayrı kutuplarda değiliz.
Çevreci deterjanlar!
Deniz ve kıyılarımızın temizliği, korunması için projeler hazırlayan, bilinçlendirme kampanyaları yapan DENİZTEMİZ Derneği (TURMEPA) çok önemli bir projeyi daha gerçekleştirmiş. Küresel ısınma ve kuraklığın artık kaçamayacağımız ciddi bir tehlike haline geldiği (İstanbul’da 72 günlük su kalmış) şu günlerde TURMEPA sudan tasarruf edecek ve aynı zamanda çevre temizliğini koruyacak temizlik ürünlerini satışa sunmuş.
Migros, Tansaş, Makro, Metro mağazaları ile Opet bayilerinde bulabileceğiniz deterjanlar yıkama ve durulama için çok az miktarda su gerektirdiği gibi deniz suyuyla bile kullanılabiliyor.
Şehirlerde tüm atıkların kanalizasyonlarla göl, nehir, dereler ve yeraltı sularına karışabildiğini düşünecek olursak kısıtlı su kaynaklarımızın kirletilmemesi açısından çok önemli olan bu deterjanların satışından elde edilecek gelir yine çevre kirliliğiyle ilgili yeni projelere harcanacak.
Kendimizin ve çocuklarımızın geleceği için TURMEPA ürünlerini kullanmayı alışkanlık haline getirmek zorundayız.
Hem de tehlikenin çok yakında olduğunu unutmayarak en kısa zamanda!

