Bugün bir mektuptan söz edeceğim; 25 Şubat Cuma günü ABD’li bir okuyucudan gelen bir e-postadan.. Bir bölümünü aynen alarak sizinle paylaşmak istiyorum.
“Sayın Mengi, Ben 2002-2004 yılları arasında uluslararası bir firma için Türkiye’de bulundum. Türk Dili mezunu olduğum için ülkenizde kaldım, o dönemden beri gelişmeleri gerek Türk, gerekse yabancı basından izliyorum. ABD’de Türkiye’yi bilen kişiler arasında bile Türkiye’de buram buram CIA kokan bir oyun oynandığını görebiliyoruz(...)
ŞİLİ, ARJANTİN DARBELERİ
-Dünyada generallerinin yüzde 10’u tutuklanan bir ülke hangi durumda olur sizce: savaş şartlarında.. Darbe sorgulamasında ‘sorumluların açıkta’ olup ‘alt kademelerin hapiste’ olması düşünülemez. Şili’de, Arjantin’deki darbe soruşturmalarında alt kademe komutanların hapse girdiğini hiç duydunuz mu? Hapse girenler ‘üst yönetim’ kademesiydi. Ama bakıyoruz Türkiye’de 2002-2007 arası Genelkurmay başkanları ve yardımcıları açıkta, ne hikmetse ‘alt kademe’ hapiste.
Varsayalım 12 Eylül darbesi yargılanıyor, o dönemdeki generallerin hayatta olduğunu varsayın. 163 kişinin tutuklanma olasılığı var mı? Balyoz iddianamesini okuyunca CIA’nin ülkenizde kılcal damarlarınıza kadar girdiğini gördüm. Balyoz’un benzerini Venezuela’da Chavez’e karşı denemeye kalktılar 2007 yılında. Neredeyse aynı senaryo.
Ülkeniz açık ve net şekilde ABD ve AB işgalinde! Bunu buralardan bizler görüyoruz fakat basınınızın çoğu ve siyasetçileriniz göremiyor. İşgal deyince Irak’taki gibi bir durum olmasını varsayanlarınız var. Hayır, 21. yy işgalleri askeri kısmın görece daha az olup, yönetimsel ve parlamentolar düzeyinde oluyor ve de olacak, göreceksiniz.
DIŞA BAĞIMLI, ÇÜNKÜ..
Bir ülkede ‘demokratikleşme ve özgürleşme’ ekonomiden bağımsız olamaz. Türkiye ekonomisi cari açık veren ve cari açık verdikçe de büyüme rakamları artan bir ekonomi (OECD ve IMF‘nin en son raporları). Yani ‘dışa bağımlı’. Dışardan giriş yapmayacak sıcak para ile ‘hükümetinizin ayakta kalması’ zor. Bu şartlarda ülkedeki ‘yeni anayasa’ ile ‘hükümetlerinizin’ dış güdümde olmaması imkansız.
Buna rağmen bazı gazetecilerin ‘Türkiye’nin özgürleştiğini, demokratikleştiğini’ söylemesini okuyunca şaşırıyoruz.
Yüksek yargı üyelerinin Adalet Bakanlığı bürokratlarınca atandığı bir sisteme DEMOKRASİ diyemezsiniz, dememelisiniz.
Bu yaşananlar ülkenizdeki İslami unsurların hoşuna gidiyor ama unutmasınlar ki ‘ABD ve AB politikalarının dışına çıkarlarsa’ ülkenizin İslami fraksiyonları kendilerini ‘kafalarına çuval geçirilmiş vaziyette’ Guantanamo’da bulabilirler.”
OLAYLAR AÇIKLANMALI
Türkiye’de olanların bir yabancı gözüyle ve dışarıdan nasıl göründüğünü güzel anlatan bir mektup bu.. Ve özellikle “çağrıldıkları zaman her seferinde hemen giden, bir çıkarılıp bir vazgeçilen gözaltı ve tutuklama kararlarında en kısa zamanda teslim olan”, bu nedenle de kaçma şüphesi bulunmayan sanıkların ‘mutlaka tutuklu kalmasında’ israr edilen.. Öte yanda; terörist oldukları kanıtlanmış örgüt üyelerinin “çağrıldıklarında gelirler” diyerek tahliye edildiği ve bu şekilde kaçmalarına neden olunduğu bir ülkede.. Basın dünyasının tanınmış, deneyimli gazetecilerinin ise en ağır mahkumlar gibi yıllarca hapsedildiği, “can güvenliğimiz kalmadı, hedef haline getirildik” diye feryat ettikleri bir ülke bundan sonra Batı’dan çok daha fazla endişeyle izlenecektir.
Bu bağlamda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Türkiye’de yaşananları, medyaya istenen şekli vermek için ortaya çıkarılan baskıları Batı’ya daha net anlatma” çabalarına, “duruşmaların TRT tarafından yayınlanması” talebine de hak vermemek mümkün değildir.
Yeni anayasa birlikte yapılmalı!
Aydın Ayaydın’ın Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı röportajda “yeni anayasa” ile ilgili açıklamalar da çok önemli.. Kılıçdaroğlu “Masaya gelin, Anayasayı birlikte değiştirelim, ülkenin önünü açalım diyoruz, kabul edilmiyor” demiş. Ki bırakın diğer hayati konuları sadece söz ettiği “seçim barajının düşürülmesi, faili meçhuller konusu” ve tabii “milletvekillerinin ön seçimle halk tarafından seçilmesi” bile mutlaka masada çözülmesi gereken konular.
Peki artık bütün medeni, demokrat ülkelerde anayasalar “tüm partilerin, tüm sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla” hazırlanırken, aynen iktidar partisinde olduğu gibi “milli iradenin tercihiyle seçilen” muhalefet partilerinin, hatta “ana muhalefet partisi”nin dışlanması ve kapalı kapılar ardında, halkı da hiç bilgilendirmeden yeni anayasa hazırlanması, hele de seçime bu şekilde gidilmesi anlaşılabilir bir durum mudur?
İktidar partisi “yeni anayasa” için mutlaka toplumsal uzlaşmaya dikkat etmek, bu kez “açılım”da olduğu gibi emrivakiye yol açmamak durumundadır. Seçimden önce halkın bilgilendirilmesi de kesinlikle şeffaflık ve dürüst siyasetin gereğidir.

