Bu herkesin görmesi gereken filmi Salı akşamı Kanyon’da izledim. WWF’in kurumsal sponsoru Garanti Bankası, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ve filmin dağıtım şirketi UIP basın için Kanyon’da bir ön gösterim düzenlemişler ve çok da iyi etmişler.
Çünkü basın çoğu kez yoğun iş temposu yüzünden böyle çok önemli filmleri, sanat olaylarını “görmek istese bile” kaçırabiliyor.
Neyse, gördüm ve o gece gözüme uyku girmedi.
ABD eski Başkan Yardımcısı ve Başkan adayı Al Gore’un yıllardır çevre ve küresel ısınma konusunda yaptığı uluslararası çalışmaları, uyarıları ve bu film de açıkça anlatılan ciddi ısınma tehlikesini (kaynama da diyebiliriz) bu köşede daha önce yazmıştım. Ama doğrusu filmde gördüğüm kadar yakın ve ürkütücü boyutta olduğunu ben de bilmiyordum.
Başarıyla dramatize edilmiş olan film Al Gore’un bir konferansı sırasındaki anlatımı aslında. Ama anlattığı gerçekler, dünyanın her köşesindeki doğa değişimi çekimler ve grafiklerle gösterildiği için son derece etkileyici.
Özetle; atmosferdeki karbondioksit oranı arttıkça güneş ısısının büyük kısmının atmosfer tarafından tutulduğu, dünya ısındıkça bir yandan buzulların eriyip bir yandan okyanuslardaki buharlaşmanın arttığı ve son zamanlarda okyanus kıyılarında görülen hortum ve kasırgaların nedeninin de bu olduğu anlatılıyor. Böyle giderse yükselen deniz suları 2030 yılına kadar dünyanın her köşesinde birçok ülkede (ABD dahil, örneğin New York’un Manhattan semti sular altında kalacak) sahil kentlerini yutacak ve Kuzey Kutbu’nda bile buzullar iyice eriyecek, kış mevsimleri bazı ülkelerde kaybolurken bazılarında insanlar donmaktan kurtulamayacak. Kuraklık ve kıtlık milyonlarca insanın ölümüne neden olacak.
Bu gidişi önlemenin, en azından yavaşlatmanın bazı çareleri var ama bunun için bizim gibi “hiç umursamayan, ‘nasılsa bize bir şey olmaz’ diyen” toplumlar başta olmak üzere herkesin çözüme katılması gerekiyor.
Birinci ve en önemli çare, bırakın ağaçları yok etmeyi, acımasızca ve cahilce kesip taş yığınları dikmeyi mümkün olduğunca ağaçlandırma yapmak, su kaynaklarını dikkatli kullanmak ve karbondioksit çıkışını her şekilde azaltmak...
SORUMLU HÜKÜMET LAZIM!
Tabii bunları yapmak için önce sağduyulu, sorumlu hükümetler gerekiyor. “Cumhurbaşkanı kim olacak” yerine “kavrulmaktan nasıl kurtulabiliriz” endişesine düşen hükümetler.
Bu yıl Türkiye’nin birçok bölgesine -alışılmıştan farklı olarak- kış ya hiç gelmedi veya çok kısa bir süre için uğradı. Bizi uyarmaya yeter mi acaba?
Bence yetmez, kavrulmayı ve susuzluğu hissetmemiz gerekir önlem almak için...
Belki “Uygunsuz Gerçek” filmi, en azından son yıllarda fırlayan sıcaklık artışı grafiklerini, eriyen kutup buzlarını, buz ararken ölen kutup ayılarını göstermek açısından “biraz” uyarır bizi.
Tekrarlıyorum herkesin ama önce bu ülkeyi yönetenlerin görmesi şart bir film, sakın kaçırmayın. Garanti Bankası, WWF-Türkiye ve UIP’ye teşekkürler. Şüphesiz Al Gore’a da!
Reyting Canavarı’nın merakı!
Milliyet’in “Reyting Canavarı” Sina Koloğlu Her Açıdan programının “alt yazılarından” söz etmiş köşesinde... Diyanet İşleri Başkanı Sayın Bardakoğlu ile yaptığımız söyleşide öne çıkan sözlerin ve konu başlıklarının hemen ekrana gelişini beğenmiş (alt yazılarla konuya açıklık getirmeye önem veriyoruz, takdirlerine çok teşekkürler) ama bir noktayı anlayamamış.
“Kur’an’da veya Müslümanlıkta tarikat var mı” sorusunda “veya”nın neden kullanıldığını... Hemen açıklayayım, zaten o sohbette bu konunun da üzerinde duruldu;
Kur’an’ın içinde birçok ayette “Kur’an’da gerekli her konuya yeterince açıklık getirildiği ve tek kaynak olduğu” anlatılıyorken Müslümanlığın bugüne kadar süregelen geleneğinde hadislerin, Hz. Peygamber’in ve onun ölümünden sonra yakınlarının yazılmasını yasakladığı ama kendisinden ve 4 Halife’den sonra kulaktan kulağa yayılarak, bazen tek bir kişi tarafından yüzlercesi yazılarak kitaplar haline getirilen söz ve davranışları da ikinci bir kaynak gibi kabul ediliyor.
Hz. Peygamber’e ve sözlerine tabii ki inanıyoruz ama bu binlerce hadisin büyük çoğunluğunun gerçek dışı olduğunu birçok din adamı (aralarında eski bir Diyanet İşleri Başkanı da var) söylüyor. Diyanet İşleri bu uydurma hadislerin ayıklanacağını açıklıyor ama aslında pek mümkün değil.
Benim cevabını gerçekten samimiyetle merak ettiğim soru; “Kur’an neden kendi içinde belirtildiği gibi ‘tek kaynak’ olarak alınmıyor, Peygamber’in kendi döneminde sözlerinin yazılmasını yasaklaması neden önemli bir kanıt olarak görülmüyor” idi.
Diyanet İşleri Başkanımız bu soruya “Kur’an’ın yanında Peygamberin sözleri ve davranışlarının birlikte yorumlanmasının önemli olduğu” cevabını verdi.
Görüldüğü gibi “Kur’an veya Müslümanlıkta” dememizin anlamı budur.
Umarım Reyting Canavarı’nın merakını giderebilmişimdir.

