Utanmazlığın böylesi!

Kadınların bayram kuaförleri meşhurdur. Bayram öncesi salonlar dolar boşalır, iğne atsanız yere düşmez

Haberin Devamı

Kadınların bayram kuaförleri meşhurdur. Bayram öncesi salonlar dolar boşalır, iğne atsanız yere düşmez.

Ben de Cumartesi günü 15 yıllık kuaförüm Erdem Kramer'de oturmuş bir yandan saçlarımı yaptırırken, bir yandan gazetede araba soygunundan büyük paralar kazanan Arman İşlek'in haberini okuyordum ki o sırada saçımla ilgilenen kuaför İdris Demir "Soyulanlardan biri de benim, 25 milyarım gitti" dedi.

"Nasıl yani" diye sorunca anlattı:

"Uzun araştırmalardan sonra nihayet biriktirdiğim paraya karşılık uygun bir araba buldum ve aldım. Heyecanla işime dönüp, göstermek üzere arkadaşlarımı dışarı çağırdım. Hep beraber çıktık ki araba yerinde yok."

Tekniğe bakar mısınız; adamlar önce arabaları çalıyorlar. Sonra bunları başkalarına satıyorlar. Alan kişi arabadan ilk inişinde onu tekrar çalıp başkasına satıyorlar.

Sonra hırsızlık çetesinin patronu göğsüne para tomarlarını dizip fotoğraf çektiriyor.

İdris Bey hemen karakola koşmuş tabii. Ama komiser kendisine "Adamda hiç para yok ki, nesini alacağız" demiş. Zaten Türkiye'de hırsızlık "sözü bile edilmeyecek kadar hafif(!)" bir suç olduğu için aslında hırsızları yakalamaya bile çalışmıyor çoğu kez polis. Yakalasa ne olacak, ertesi gün serbest. Çetesiyle yeniden işe koyulur.

Sık sık sorduğumuz soruyu tekrarlayalım: Böyle bir ülkede adaletten söz edilebilir mi?

Göğsüne banknotları dizerek fotoğraf çektiren biri için "Onun parası yok ki" deyip işin içinden sıynlmak olacak şey değildir.

Bu çetenin paraları nereye sakladığı bulunup mağdurlara kayıpları iade edilmelidir.

Ama biliyor musunuz, yine aynı noktaya geliyor insan; balık baştan kokar noktasına.

Meclis'e giren insanların pişkince "dokunulmazlık" zırhına sığınıp hesap vermekten kaçındığı bir ülkenin vatandaşları da böyle pişkin oluyor işte!

İyi hal kağıdı
Birkaç gün önce Meral-Vural Gökçaylı'nın evlerinde bir akşam yemeğindeydim. Bir ara Selahattin Beyazıt, Tezcan Yaramancı, Vitali Hakko, Hasip Çizmeci'nin bulunduğu bir grupla sohbet ederken söz yine döndü dolaştı ekonomiye geldi.

Ben saf saf, biraz da ümitsiz bir tonlamayla "Peki nasıl düzelecek bu ekonomi?" diye sordum. Zira aynı gün esnafla konuşarak bu konuda kısa bir araştırma yapmış, onların "Bayram arefesinde bile hiç alışveriş yapılmadığından, çok büyük indirim yapan mağazalar dışında hiçbir mağazaya müşteri uğramadığından" yakınan konuşmalarını dinlemiş ve doğal olarak etkilenmiştim.

"Enflasyonun düştüğü söylenip duruyor, enflasyon düştü çünkü gerçekten aylardır satış yok. Küçük borçlarımızı bile borç alarak kapatıyoruz" diyordu işyeri sahipleri.

Herkes bu kadar şikayetçi olduğuna göre iyi olduğu tekrarlanıp duran ekonomi nasıl düzelecekti?

Bank Europa nın Genel Müdürü Tezcan Yaramancı "Macro ekonomide istikrar programı nedeniyle iyiye gidiş var ama bunun micro ekonomiye yansıması uzun zaman alır. Ekonominin düzelmesi için yatırım lâzım, üretmek lâzım, bu da yapılamıyor" dedikten sonra gülerek devam etti:

"Bizim banka kurulacağı sırada (geçen yıl) Belçikalı kuruculardan 'iyi hal kâğıdı' istediler. Adamlar 'Bizde yok böyle bir şey' dedilerse de dinletemediler. Hem yatırım bekleyip, hem de bu zorluklan çıkarırsak nasıl olacak, nasıl düzelecek ki?"

Ben söyleyeyim; Maliye Bakanı'nın işaretini verdiği gibi, açıkları bize ödeterek. En kolayı bu değil mi?

Öğretmenlere yemek yok!
Konya'dan bir şikâyet var Milli Eğitim Bakanlığı'na duyurmamız gereken. 20 Ocak 2004 tarihinde Konya Öğretmenevi için bir liste hazırlanmış; kimlerin indirimli olarak yemek yiyebileceğini gösteren bir liste. Çok enteresan, İl Milli Eğitim Müdürü, yardımcıları, Müdürlük personeli, birkaç ilçenin M.E. müdür ve muavinleri, personeli, M.E. Sağlık Ocağı'ndaki doktorlar ve personel... Hepsi indirimli fiyatlarla servisten faydalanıyorlar.

Öğretmenevinden kim faydalanamıyor bilin bakalım? Bildiniz; okullarda görev yapan öğretmenler ve en düşük maaşla çalışan okul görevlileri. Herhalde "Müdür" ve "Muavinler onların yemeğe ihtiyaçları olmadığını düşünmüş olmalılar. Yoksa aynı salonu paylaşmaktan mı rahatsız oluyorlar?

Eğer neden buysa iki kat yemekhane yapsınlar; Üst kattakiler, alt kattakiler... Ama yapsınlar, "biri yer biri bakar" durumları haksızlık oluyor.

Hele bu "bakan" birileri, orada indirimli yemek yemeğe asıl hakkı olanlar ise...

Bakanlık'tan açıklama gelirse aydınlanmış olacağız!

DİĞER YENİ YAZILAR