Utandıran coşku!

Haberin Devamı

Dün bir yandan programı hazırlarken bir yandan da gözüm sürekli TV’deydi. Bugüne kadar benzeri pek az görülmüş bir kalabalık ve coşkuyla geçen CHP Kurultay’ını, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaptığı “her kesimi kucaklayan, her soruna çözüm bulacağını anlatan” güzel konuşmayı dinliyordum.

Sık sık sevgi gösterileriyle, “Devrimci Kemal” sesleriyle kesilen konuşmayı... Hani diyorlardı ya; “Onda lider özelliği yok”... “Fazla karizmatik değil”, “Çok sessiz, sakin. Lider dediğin şöyle...” filân. Herkes birşeyler söylüyordu Kemal Kılıçdaroğlu’yla ilgili. İşte onların hepsine adeta “fena yanıldınız” dedi bu konuşmayla.

Ben zaten baştan beri bunların yanlış değerlendirmeler olduğunu düşünmekteydim, çünkü Kılıçdaroğlu son iki yıl içinde defalarca Her Açıdan’a konuk olmuştu ve ayıptır söylemesi en küçük detayı bile kolay kolay gözden kaçırmadığım için onun sakin görüntüsünün altında çok daha heyecanlı, atak ve karizmatik bir kişiliğin bulunduğunu kısa sürede farketmiştim. Nitekim bu kişilik “aday olduğu an”dan itibaren (aslında adaylığı açık lamasıyla) ortaya çıktı ve Kurultay konuşmasında da iyice netleşti.

Adaylığını açıkladıktan sonra toplumda ve medyada -çok doğal olarak- gösterilen ilgiyi sanki bir medya grubu veya halkın bir kesimi onu özellikle parlatmaya çalışıyormuş gibi yansıtma çabasına girenler, Kurultay’daki izdihamı, insanlarda yarattığı coşkuyu, çok daha önceden başlayan büyük sevgi ve güvenin yadsınamaz şekilde somut hale geldiğini görünce acaba utanmışlar mıdır diye düşündüm.

Öyle bir tablo ki çünkü başka yerlere çekemezsiniz, tek bir anlamı var; umut...

Sadece “uzun süredir yaratılan baskılarla, korkularla artık söylenemez hale gelen” her konuda açık açık konuşması, “Bunların hepsi değişecek, biz değiştireceğiz” demesi bile, “Tek adam dönemi bitecek, hepimiz halk için birer nefer gibi çalışacağız” demesi bile toplumda bu heyecanı yaratmaya yeterlidir aslında.

DEMOKRASİ UMUDU

Daha Kılıçdaroğlu konuşmasının orta yerindeyken bazı kanallarda birkaç gazeteci oturmuş konuşmanın ilk bölümünü çekiştirmeye “Canım güzel vaatler ama, herkes söyler, bakalım yapabilecek mi? Zor iş bu zor, nasıl istihdam yaratacaksın ki, nasıl Anayasa yapacaksın ki” benzeri soruları sıralamaya başlamışlardı bile...

Ama işte maalesef bu konuşma büyük kitleler tarafından fazlasıyla inandırıcı olarak algılandı (bir anket yapılsa görülecektir).

“Din-inanç üzerinden, etnik kimlik üzerinden siyaset yapılamayacağını, her etnik kimliğe/inanca saygı göstereceklerini” söylediğinde inandırıcıydı.

“Üniversite mezunları işsiz kalmayacak” dediğinde de. “Yolsuzluğa izin vermeyecek, yoksulluğu bitireceğiz” sözleri inandırıcıydı, “çağdaş bir anayasayı uzlaşmayla biz hazırlayacağız” sözleri de...

Yüzde 10 seçim barajını indirmek, dokunulmazlığı kaldırmak için verdiği söz de... (Milletvekillerini milletin seçmesini sağlayacaklarını herhalde “parti içi demokrasi için iç tüzük değişikliği” ile anlattı ama bence gelecekte bunu daha açık söylemesi iyi olur.)

NEREDE AĞLADIM?

Kısacası, Türkiye son zamanlarda öyle çok yanlışla, baskıyla karşılaştı ki Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Başkanı olmasıyla ortaya çıkan umut artık öyle TV kanallarında, hatta karikatürlerde karalama kampanyalarıyla gölgelenecek gibi değil.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında Atatürk’e ve laik demokratik Cumhuriyet’e özel vurgular yapmadı, Atatürk’ün “emaneti”nden, “vasiyeti”nden söz etti o kadar... Çünkü bu toplum Ata’sına saygısını, sevgisini -bu duyguları israrla yıpratma çabaları olmazsa- zaten korur, her dakika vurgulanması gerekmez.

Özellikle dibini kazıyan çıkmazsa “laik demokratik cumhuriyet” de kendini korur, vurgulanması gerekmez.

Ben konuşmanın bir yerinde gerçekten ağladım. Gözümden süzülme filan değil, hıçkırıklarla... Nerede mi?

“Medya halkın gözü, kulağı, sesidir. Medya, iş adamları herkes baskı altında. Telefonla konuşulamıyor, halk evinde bile konuşamıyor. Biz buna izin vermeyeceğiz, demokrasi çıtasını yükselteceğiz. Benim bildiğim kadarıyla iktidarlar eleştirilir. Bunu sağlamak bize nasip olacak” sözlerinde...

“Medyanın bir kısmı bizi eleştirir ya da eleştirmez ama hangisi olursa olsun hepsine belli bir saygı ve hoşgörüyle yaklaşacağız” sözlerinde...

Hangi lider söylese ağlardım, bu da Kılıçdaroğlu’na nasipmiş!

(Not: Medya için böyle bir açıklamayı Tansu Çiller ile Mesut Yılmaz’dan da duymamıştık. Onlar da eleştiriye, medyaya tahammülsüz liderlerdi. Umarım bu demokrasi anlayışıyla yeniden bir partinin başına geçmeye kalkmazlar.)

DİĞER YENİ YAZILAR