“Utanç verici bir iş”

Sevgili okurlarım beni onurlandırmışlar, bir haftalık seyahatten bir döndüm ki asistanımız sevgili Nükhet masamın üstünü beşyüze yakın mail ile süslemiş

Haberin Devamı

Sevgili okurlarım beni onurlandırmışlar, bir haftalık seyahatten bir döndüm ki asistanımız sevgili Nükhet masamın üstünü beşyüze yakın mail ile süslemiş.

Tek tek sayamadım, hâlâ okuyup bitiremedim ama masamın üstünde tepeler halinde duruyorlar. Allahım ne güzel mektuplardır bunlar; kutlamalar, şiirler, dünyanın her köşesinden gelen “yaşanmış haberler”, bilgiler... Cevap vermeye kalksam bir hafta aralıksız buna çalışmam gerekecek. Onun için önce hepinize toplu olarak teşekkürlerimi bildiriyor ve her mektubu okuyacağıma söz veriyorum.

Beni onurlandırıyorsunuz; hele değerli tarihçi, merhum Cemal Kutay’ın (Allah gani gani rahmet eylesin) Atatürk kızına ifadesi ile başlayanlar, beni “ülkenin aydın ve cesur kızlarına, kadınlarına örnek” gösterenler, “örnek bir Cumhuriyet kadını” olarak tanımlayanlar bambaşka...

Bunlar arasında Yücel Aktaş’ın (ki “vazgeçilmez bir ‘Ruhat Mengi’ köşesi okuyucusu ve iflah olmaz bir Atatürkçü olarak Cumhuriyetimizin 83. yıldönümü coşkusuyla kaleme aldığım hece vezni dizelerimi size armağan ediyorum” diyerek başladığı mektubunda) yazdığı uzun şiir örneğin, o kadar güzel ki keşke hepsini sizinle paylaşabilseydim. Dayanamayarak ve içimizden bazılarının burun kıvıracağını dahi bilerek bazı dizeleri buraya alıyorum.

“MİLLETİME”
“Sana son hücumunda, üç beş korkak toplanarak;

Melânet dolu Sevr’i nâmertçe sallayarak;

Bir ölüm fermanını infaza geçti hayasızca;

Saldırdı kaç bir koldan çirkince ve arsızca...

‘KEMAL’ diye bir evladın DUR dedi gür sesiyle;

Tutup kaldırdı seni, TÜRKLÜĞÜN o nefesiyle.

Sana ‘KALK, HAZIR OL’ dedi. Senindir bütün gelecek;

Ne mâzin, ne âtin kayıp, bir volkanla gürleyecek (...)

Ne zaferler sundu SANA; mübarek elleriyle;

Türklük diriliyordu bir geçmişin külleriyle.

ATAM dedin o Türk’e, işte oydu beklediğin,

Bir dâhi yarattın sen, işte oydu özlediğin.

Silip attı mâtemini, bırakmadı hiçbir diyet;

En büyük armağanı sana; o da Cumhuriyet!

Temelini o attı, sarsılmaz bir istikballe;

Kaç seksenüç yıllar var, yaşanacak ikballe...”

Böylece devam ediyor...

TÜRK NEDİR?
Bunun gibi Cumhuriyet heyecanıyla, sevgisiyle yazılmış mektuplar arasında Yasemin Erkan isimli okurumuzdan gelen ve Orhan Pamuk’un 05/02/2005’te Tages-Anzeiger isimli bir İsviçre gazetesine verdiği röportajı gönderen mektup gibileri de var. Erkan, Pamuk’un konuşmasını duymamızı istemiş.

Neredeyse “Türk’üm” demekten çekinmemizin veya kaçınmamızın istendiği bir noktaya gelinirken bakın Orhan Pamuk o röportajda “Türk nedir” sorusuna ne cevap vermiş:

“Türk ‘kafası karışık’ yerine kullanılabilecek bir kelime. Ama konumuza dönersek: Türk olmaktan başkalarından daha fazla gurur duyan bu insanlar okunmuyor.”

Aynı röportajda Pamuk “Politik İslâmcıları ve laiklik yanlılarını anlamak istiyorsunuz ama onlarla dalga da geçiyorsunuz. Örneğin ‘Kar’da Müslüman bir kız kendi başörtüsü ile asılıyor” sorusuna (soru sayalım) cevabında “gerçekçi toplumsal araştırmalar yazmadığını” söylüyor. Neymiş yazdığı? İdeolojiler ve milliyetçiliğe yoğun bir ironiyle yaklaşmak... Kitaplarını yazış nedeni buymuş.

Yani Güneydoğu’da töre baskısı nedeniyle ortaya çıkan genç kız intiharlarını Kars’a götürüp dehşet verici bir saptırmayla “başörtüsü baskısı nedeniyle” haline ve hatta “kendi başörtüsü ile asılma”ya çeviriyor, bunu dünyaya bu şekilde ilân ediyor, sonra da işin içinden “gerçekçi toplumsal araştırmalar yazmadığını” söyleyerek çıkıyor.

Romanında ve konuşmalarında “siyaset”i baş konu yapıyor ama hemen arkasından “İnsan mutlu olmalı ve politikayla ilgilenmemeli” diyor. “Bu olaylar beni zorla politik bir şahsiyet yaptı” diyor.

“Nobel’de siyasi nedenlerin etkili olduğunu düşünmek saflık olur” diyenler acaba fazlaca saflık içinde olabilirler mi?

Yarın “Utanç verici bir iş” başlıklı yazıma devam edeceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR