Üniversite okumak, okumuş olmak öyle sıradan bir özellik değildir... Bunun aksine kimse beni inandıramaz.
Bir ilkokul ve hatta lise mezunu ile üniversite mezununun aynı olaylar karşısında farklı tepki vereceği, üniversitelinin (istisnalar olabilir, kuralı etkilemez) çok daha çabuk ve akılcı olarak sonuca gideceği kesindir.
Yüksek okul eğirimi, insanların sadece belli bir konuda uzmanlaşmasını sağlamakla kalmaz, onlara araştırmayı, sentezi, çok yönlü düşünerek sonuca gidebilmeyi öğretir.
Bu nedenle çoğumuz, toplumların geleceğini de iyi eğitim almış ve bunu değerlendirme fırsat bulmuş aydın kişilerin belirleyeceğine, belirlemesi gerektiğine inanırız.
12 Mart Cumartesi günü Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği'nin (TÜKD) Dünya Kadınlar Günü kapsamındaki son toplantılardan biri olan panelinde konuşmacıydım. Eğitimden ekonomiye, siyasetten toplum sorunlarına: tecavüz, cinayet ve şiddetin her türlüsüne kadar birçok konuda kadınları ve Türkiye'yi tartıştık.
Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Güldal Akşit'in de katıldığı ve sonuna kadar izlediği toplantı, Bakan'a merak ettiğimiz ve daha etkin faaliyet gösterilmesini istediğimiz konularda bire bir soru sorma fırsatını da verdiği için son derece yararlı oldu.
Örneğin; imza attığımız uluslararası sözleşmelere uyulmadığını, devlet güçleri tarafından bile kadına karşı şiddet uygulanabildiğini ve buna da siyasetçiler tarafından mazeret arandığını konuştuk...
Örneğin; Ruanda Meclisi'nin yüzde 50'ye yakını kadınlardan oluşmuşken ve Fas, Cezayir, Moldovya bile oran olarak Türkiye'nin önündeyken Türkiye'de parlamentodaki cinsiyet ayırımcılığına artık susulamayacağını konuştuk.
Yeni TCK'da basına getirilen ve bal gibi sansür anlamı taşıyan hapis cezasını, kadınlarla ilgili yarım bırakılmış maddeleri, Anayasa'nın 10. Maddesi'nin bu haliyle de bir fark yaratmayacağını tartıştık.
Güldal Akşit ise Anayasa'nın 90. Maddesi'nin bu eksiği giderebileceğini hatırlattı. 90. Madde şöyle:
"Uluslararası sözleşmelerle yasalar çeliştiği takdirde uluslararası sözleşmelere uyulur."
Bunu hatırlamak, bilmek son derece önemli; zira örneğin BM'nin CEDAW sözleşmesi (Kadına Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi) adı üstünde her tür ayırımcılığın ortadan kaldırılmasını öngörüyor.
STK'lar uyumuyor!
Avrupa Birliği de, sık sık Türkiye'ye gönderdiği Komisyon raporlarıyla bu konudaki sorunların derhal çözülmesini istiyor.
Demek ki "Kadın Haftası"nda dile getirilen sorunları çözmek yalnız ulusal değil uluslararası bir zorunluluk ve yaptırımı var.
Türkiye'nin birçok ilindeki şubeleri ve ciddi çalışmalarıyla, ÇYDD, TEV TEGD gibi, eğitim konusunda çok önemli yararlar sağlayan TÜKD'nin panelinde, bu yıl Dünya Üniversiteli Kadınlar Derneği nin ikinci başkanlığına da ilk kez bir Türk kadınının seçildiğini öğrendim. Sorunların uluslararası platformda çözülmesi konusunda önemli bir gelişme bu...
Türkiye'de kadın hareketi son yıllarda çok hızlı bir ilerleme kaydetti. Kadın kuruluşları ve diğer STK'lar her olayı dikkatle izliyor ve çözümünü de sağlıyorlar.
Kadınları susturmak, inandırmak, aldatmak ve onların eşit insan haklarını elinden almak bundan sonra o kadar kolay olmayacak. Yasa yapanların ve siyasetçilerin bunu bir an önce fark etmesi iyi olur!
Cezaevi kokutmaz bizi!
Bugünlerde TV kanallarının radyolarının haberlerinde basının gündeminde yeni TCK'da "basına getirilen hapis cezası" birinci sırada bildiğiniz gibi... O nedenle biz yazarlara da, sürekli olarak radyo ve TV "haberler" inden konuyla ilgili sorular yöneltiliyor.
Önceki gün bir TV kanalına yeni TCK'daki basın cezaları konusunda açıklama yaparken ağzımdan;
"Hapis cezası ile basını sindireceğini sananlar çok yanılıyor. Halkın haber alma özgürlüğü adına biz cezaevine girmeyi de göze alırız" sözleri kendiliğinden dökülüverdi. Sonra düşününce bunda ne kadar samimi olduğumu fark ettim.
Aynı TCK'da ayırımcılığın, şiddetin önlenmesi, birçok suçun adil şekilde cezalandırılması için çok olumlu değişiklikler de yapılmıştı. Bunların olumlu havasına kendini kaptırarak, Başbakan Erdoğan'ın "düşünceyi ifade"yi aslında aşan şiirine rağmen aldığı hapis cezasına kendisinin ve toplumun (ve basının) gösterdiği tepkiye, Hükümet'in "Artık basına hapis cezası verilen günler geride kaldı" övünmelerine de inanarak TCK'nin basınla ilgili maddelerini yakından izlemeyen medya ve STK'lar adeta tuzağa düşürüldü.
Medeni Kanun Mal Rejimi Yürürlük Maddesi' nde bir önceki hükümetin "gece yarısı aniden, milletvekilleri bile ne olduğunu anlamadan Meclis'ten geçirerek" yaptığı emrivakinin benzeri yapıldı.
Demek ki her hükümet yasaları işine geldiği gibi çıkaracak ve baskıyla milleti susturacak.
Size bir şey söyleyeyim mi; "Basın özgürlüğü" nün dünyada kabulü, yüzyıllar önce aynen Türkiye'de bugün olanların benzerleri yaşanarak olmuştur.
Ama yıl 2005... 21. yüzyıldayız... Bizi o eski çağlara götürmek isteyenler kendi bindikleri dalı kesmiş oluyorlar. Biz ise... TCK'nin diğer maddeleri için aleyhimizde açılan milyarlık davalar nasıl kılımızı kıpırdatmadıysa hapis korkusu da kıpırdatmaz. Halkın haber alma özgürlüğü yolunda "mağlup gazeteci" bile galip sayılır.
Ya bu maddeleri değiştirirler veya dünya onları değiştirir.
Benden söylemesi!
"Üniversiteli kadınlar" dünyaya açılıyor!
Üniversite okumak, okumuş olmak öyle sıradan bir özellik değildir... Bunun aksine kimse beni inandıramaz
Haberin Devamı

