“Umudun” ve “umutsuzluğun” gözyaşları!

Haberin Devamı

Televizyonda Obama’nın yemin törenini izliyorum ve ne acıdır ki gördüğüm, duyduğum her şey bana kendi ülkemin hayati her konuda nasıl bir çaresizlik ve eksiklik içerisinde olduğunu, onu yönetenlerin siyasi hırsları ve karanlık niyetleriyle nasıl geri bırakıldığını, kaybetmeye mahkum edildiğini hatırlatıyor.

Kilometrelere yayılmış milyonlarca insan, kalemle çizilmiş ve her bir kişi bulunduğu yere özenle konmuş gibi bir düzen içerisinde, ancak bir orkestra şefi tarafından yönetildiğinde görülebilecek kusursuzlukla, tek bir aşırı hareket görülmeden coşkusunu gösteriyor, alkışlıyor.

Hangi renkten, hangi görüşten, hangi partiden olursa olsun ülkenin en ünlü sanatçıları onun için konuşuyor, şarkı söylüyor...

Hangi renkten, hangi görüş veya partiden olursa olsun o milyonlarca vatandaş “umudun gözyaşlarını” siliyor gözlerinden...

Ve Obama yanında eşi, çocuklarıyla yüzünde mütevazı bir gülümseme ve dikkatle izliyor.

Ben de gözlerimden iki damla yaşın süzüldüğünü fark ediyorum ama o Amerikalı milyonlar gibi umut nedeniyle değil benimki, tam aksine onların umudu bana kendi umutsuzluğumu hatırlattığı için...

Bu duyguyu sizinle açıkça paylaştığıma üzgünüm. Kendimi bildim bileli vatanımla, milliyetimle, aidiyetimle gurur duydum. Ne olursa olsun mücadeleyle yanlışları düzeltebileceğimize, ülkemizi gurur duyulacak çağdaş, dürüst, saygın kısacası evrensel değerleri sağlamış bir düzeyde tutabileceğimize ya da oraya çıkarabileceğimize inandım. Bu inançla çalışmaya henüz öğrenciyken başladığım için yurtdışındaki üniversite yıllarımda diğer Türk öğrenciler bana “turizm bakanı” diye lakaplar taktılar. Ama işte bugün bulunduğumuz noktada üzüntü duymaktan kendimi alamıyorum.

Obama yeminini etti, halkına Başkan olarak ilk kez seslendiği ve hiç okumadan yaptığı konuşmasına önce “Amerika’nın bugünlere yalnızca ‘yüksek görevlerde yer alan insanların yetenek ve vizyonlarından dolayı’ değil; biz, halk atalarımızın ideallerine sadık ve kurucumuz olan Bağımsızlık Bildirgesi’ne içtenlikle bağlı kaldığımız için ilerlemeyi sürdürdük” diyerek başladı. Ülkesinin tarihinde rol oynamış, emeği geçmiş insanlara saygısını belirttikten sonra devam etti...

GÜÇLÜ ULUSUN UYDUSU...

“Çok ciddi tehditler, zorluklar var ama şunu bil ki Amerika, bu zorlukların üstesinden geleceğiz”... Milyonlarca vatandaş ona inanarak bir ağızdan “Obama, Obama” diye bağırdılar ve alkışladılar.

“Biz dünya üzerinde en güçlü ulusuz ama kendimizi toparlamamız, Amerika’yı yeniden oluşturma işine yoğunlaşmamız gerekiyor.” Yine inanarak alkışladılar.

“Hedeflerimizi sorgulayanlar var, bence hafızaları iyi değil, özgür erkek ve kadınların neler başarabileceğini unutuyorlar...”

Ve sonra “hükümetin ailelere düzgün bir maaş sağlamayı başarabilmesinin, halkın parasını akılcı bir şekilde harcamasının öneminden” söz ederek “hükümet ve toplum arasında güvenin ancak böyle oluşabileceğini” vurguladı.

Devamını boş verin, sadece bunları duyunca bile ben (veya biz) ağlamayayım da kimler ağlasın?

Ata’ya saygısızlığın, anayasaya saldırının moda haline getirildiği, başbakanların, hükümetlerin “verdiği hiçbir sözü tutmadığı”, bu nedenle de konuşmalarına, vaatlerine toplumun artık hiç güvenmediği, çıkarlarına aykırı olsa bile “dünyanın en güçlü ülkesinin” sözünden çıkamayan ve “kendini yeniden oluşturması” da hayal gibi görünen, hükümetinin ailelere düzgün bir maaş yerine sadaka vaat ettiği, halkın parasının (bırakın akılcı şekilde harcamayı) yolsuzluklarla heba edildiği, hilenin yalanın, karanlık işlerin “en uygun zemini bulduğu”, her işi ve hatta “seçim”leri bile içinden çıkılamaz bir bilmeceye dönüşmüş güzel ülkeme bakıp ben ağlamayayım da kim ağlasın?

Ümidimi kaybetmedim, vatanımla milliyetimle hâlâ gurur duyuyorum ama ağlıyorum da işte!

DİĞER YENİ YAZILAR