"Ulusa Sesleniş"in devamı lâzım!

Perşembe akşamı bir yere yetişmek üzere aceleyle mutfakta yemek hazırlığı yaparken duydum "Ulusa Sesleniş" konuşmasını ...

Haberin Devamı

Perşembe akşamı bir yere yetişmek üzere aceleyle mutfakta yemek hazırlığı yaparken duydum "Ulusa Sesleniş" konuşmasını. İnan olsun önce sesin kime ait olduğunu anlamadım ve "İftar Sohbeti"ne benzettim tonlamaları. "Allah, Allah, Ramazan da değil daha, kim konuşuyor" diye seslendim salondakilere; "Başbakan" cevabı geldi. Eğitimden söz edilmekteydi ve iftar sohbeti gibi gelse de kulağa ben bunu duymalıydım. Hemen yemeği falan bir tarafa bırakarak TV'nin karşısına geçtim.

Şimdi konuşmanın özüne diyecek yok. Doğrusu bu ya, toplumun kuşaklar boyu eğitim sisteminde (ve her sistemde)ki değişiklik beklentisini, nabzını iyi bilen biri hazırlamış şerbeti. Pardon konuşmayı. Önce kutlayalım. Söylenen "fırsat eşitliği", "başarılı ve fakir öğrencilerin eğitiminin devlet tarafından karşılanması", "kız öğrencilerin okutulması için kampanya", "okulların yüzde 90'ına internet", "Bingöl'de yıkılan okulların onarımı", "üniversitelere daha çok özerklik", hele hele "Ulaşmak istedikleri limanın Atatürk'ün işaret ettiği çağdaş medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak olduğu" sözlerine kimsenin bir itirazı olamaz. Bunların çoğu zaten bilinen, söylenmesi gereken, tartışma kabul etmez ilke ve gerçekler.

Asıl önemli olan, açıklanması ve tartışılması gereken ise "Çağdaş ülkelerdeki medeniyet seviyesine ulaşmamızı -ve hatta söylendiği gibi üstüne çıkmamızı- sağlayacak eğilim sisteminin detayları". Ayrıca konuşmadaki bazı önemli çelişkiler... İşte bu konularda Başbakan'in ikinci bir "Ulusa Sesleniş" yapması gerekiyor bence.

Fırsat eşitsizliği
* Örneğin daha önce de defalarca sorup cevap alamadığımız soru; 10 bin başarılı ve yoksul öğrenci nasıl seçilecek? Hangi üstün vasıflı özel okullara yerleştirilecek?

Zira verilen özel okullar listesinde eğitim ve lisan düzeyi çok iyi olan beş on okul dışında adı sanı duyulmamış, eğitimini kimsenin bilmediği bir sürü okul var. O "çok iyi" özel okullara ise zaten sınavla öğrenci alınıyor. Yani binlerce yoksul ve yetenekli öğrencinin de önce sınava girip beceri ve bilgisini ispatlaması lâzım. Fırsat eşitliğinden söz ediyorsak fırsat eşitliği bunu da gerektiriyor.

Sonra... Okullarda fakir öğrencilere bedava eğitim vereceğini bildiren okullar (ki bunların da iyisi seçilmeli tabiî) sadece sorun halledilene kadar (bir sömestr gibi) öğrencileri ücretsiz okutacaklarını bildirdiler. Yıllık ücreti binlerce dolar olan hiçbir süper okul o kadar çok sayıda öğrenciyi parasız okutamaz (böyle bir güçleri varsa diğer öğrencileri neden kazıklıyorlar?) Madem ki bu yüksek meblağı devlet karşılayacak güçtedir, o zaman neden bunu özel okullara yatırmak yerine "yetiştirdiği öğrenciler ÖSS'de özel okullardan başarılı olan Anadolu Liseleri'ni, Fen Liselerini geliştirmek, onlara derslik ilâve etmek için kullanmıyor? Bu çok daha kalıcı bir çözüm değil mi?

* Bingöl'de yıkılan okulların tamamı önümüzdeki sezona yetiştirilmek üzere yeniden inşa ediliyor ve bir kısmı uzun yıllardır kapalı olan 81 okul da bu yıl açılıyormuş. Bunların tamamı depreme dayanıklı hale getirildi mi? Yoksa "bir daha ki depreme kadar" mı konuşuyoruz?

Özerk üniversite
* "Türk yüksek öğretiminin daha özerk olması için reforma ihtiyaç olduğu" sözleri, üniversite rektör adaylarını siyasi iktidarların seçmesi ve cumhurbaşkanına bunlar arasından tercih hakkı tanımasıyla ne kadar örtüşüyor? Reformdan kasıt bu mudur? Demokratik devlet yönetiminde yönetimi millet seçerken demokratik üniversite yönetimi(!)ni neden iktidar seçiyor?

Her iktidar değiştiğinde yönetimler de değişecek ve bu gidişle her yönetim o siyasi iktidarın ideolojisini mi taşıyacak?

Öyle çok soru var ki Başbakan'ın cevaplaması gereken... Bunlar sadece bir kısmı. Dediğim gibi "2. Ulusa Sesleniş" şart görünüyor!

DİĞER YENİ YAZILAR