Yazının başlığına bakıp da hemen "Acaba içimizi mi karartacak" diye düşünmüş olabilirsiniz ama hayır, dikkat edin tırnak içinde. Söz bana değil, Necmettin Erbakan a ait.
Perşembe akşamı Uğur Dündar'ın programında onu, Siyaset Meydanı nda Abdullah Gül'ü ve Reha Muhtar'ın programındaki türban tartışmasını 'zap'layarak aynı anda izlemeye çalıştım.
Necmettin Erbakan kendisinin yanında yetişmiş olan iki ismin başkanlığındaki AKP hükümetine verdi, veriştirdi: "Kaynakları yok, halledemeyecekler. Bu bayramı güle oynaya geçiririz. Ama iki ay içinde bu kaynaklan yaratmazlarsa Kurban Bayramı'nda kara bulutlar görünür. Onları uyarıyorum, ufuktaki kara bulutları gösteriyorum. Bu halk daha önce de aynı şeyi yaptı. O oyların hepsi kendilerinin değil, kendilerine ait oylar DSP'nin oranına düşer"...
Başbakan Abdullah Gül'ün konuşmasının bir kısmını izleyebildim. Onun konuşmaları, olup bitene bakıldığında "lüzumundan fazla ılımlı" geldiği için inandırıcılığını kaybediyor bence. Tek bir örnek vereyim, o akşam "Bizim içimizde koltuk kavgamız yok, daha öncekilerde vardı, bizde ise her işi herkes yapar" dedi, oysa Meclis Başkanlığı çekişmesindeki görüntü çok farklıydı. Kimse inadından vazgeçmeye yanaşmadı.
Ateş Hattı'ndaki kalabalık grupların, iki günde bir aynı tarz programlarda görünen bazı mimlenmiş kavgacıların tartışmasını ise insan izlerken 'Artık uydularla herkes herşeyi görüyor. Avrupa şu tartışmaları, henüz kendi içinde taşlan yerine oturtamamış, toplum yaşamı karmakarışık ülke manzarasını görünce ne düşünür acaba?' sorulan geliyor akla...
Selahattin Duman'ın dünkü yazısında AB karşısındaki Türkiye'yi "zengin ve düzenli yaşamı olan ailelerin bulunduğu dairelerin kapıcı dairesinde oturan, bir yandan da diğerlerine 'bizi de davet edin' diye baskı yapan kavgacı, kalabalık aile" benzetmesi ne kadar yerindeydi...
Meşruiyet ne oldu?
Bu tartışmada dikkati çeken birkaç nokta ise şöyle;
Seçim öncesinde Tayyip Erdoğan'ın kendisine laiklikle ilgili sorulan sorulara verdiği "Biz farklı bir laiklik tanımı düşünüyoruz" sözü, o zaman kimsenin dikkatini pek çekmemişti ama yavaş yavaş anlam kazanıyor.
Laikliğin "Devlet karşısında inancı nedeniyle kimsenin ayrıcalıklı duruma geçmemesi, devletin her vatandaşa, inancı, dini ne olursa olsun eşit mesafede olması, dinî görüntülerin kamusal alanda etkileyici hale gelmemesi" amacıyla yapılmış olan mevcut tanımı, demokrasinin "Din ve vicdan özgürlüğü, insan haklan" gibi şartlarıyla çeliştiği için değişmeli noktasına geliniyor. Bundan sonra tartışma "Laiklik tanımının değişmesi" olacak.
Önemli bir nokta da bazı konuşmacıların sık sık "Çoğunluk isterse, halk isterse anayasa değişir" diye tutturması. Hemen akla demokrasinin çoğunluğun baskısı demek olmadığı geliyor. Öyle olsaydı bir süre sonra çoğunluk "Bu ülkenin büyük kesimi türban takıyor, geriye kalanlar da taksın" da diyebilirdi.
Ayrıca %34 oyla gelen bir iktidara "çoğunluk iktidarı" demek mümkün müdür?
Kırk bir milyon seçmen. 10 milyonu oy kullanmamış. 30 milyonun %34'ü... Yani 41 milyon seçmenin sadece %25'inin oyunu almış bir hükümet, üstelik 70 milyonluk bir ülkede nasıl çoğunluk olabilir ?
Yanlış bir seçim sistemi sonucu ortaya çıkmış hilkat garibesi bir parlamento tablosu...
Meşruiyet tartışmaları ne çabuk unutuldu!
Harika bir proje
Habitat For Humanity International, Çekül ve MİT Üniversitesi' nin (Massachusetts Institute of Technology) ortak çalışmasıyla Adapazarı'nda depremden zarar görmüş, kısıtlı imkânlara sahip ailelerin uzun vadeli ödemelerle konut sahibi olması için kurulacak olan Beriköy; paylaşan toplum projesi ev alacak olanlara aynı zamanda çevrede iş alanları yaratarak ekonomiye katkıda bulunacak. Bu proje gerçekleşince gelecekte benzer toplu konut projeleriyle nasıl hızlı bir gelişme sağlanabilir düşünsenize...
"Beriköy" projesine daha fazla destek sağlamak üzere 10 Aralık Salı gecesi İstanbul Ritz Carlton Oteli'nde, aynı otelin sponsorluğu ile KÜSAV Başkanı Çiğdem Simavi'nin himayesinde ve Portakal Sanat ve Kültür Evi Başkanı Raffi Portakal'in yönetiminde bir müzayede düzenleniyor. Gece, kokteyle başlayıp yemekle devam edecek. Daha sonra yapılacak müzayede sanat eserleri, Tarkan, İlhan Mansız ve başka ünlülere ait eşyalar ile Chopard gibi bölümlerden oluşuyor. Sakıp Sabancı ve birçok ünlü isimin Raffi Portakal'a eşlik edeceği müzayede dışında Hülya Avşar da gecede ücretsiz olarak sahneye çıkacakmış.
Davetiyeler adambaşı 100 dolar. Kuruluşların onar kişilik masalar halinde katıldığı geceye Vatan gazetesi de bir masayla katılıyor.
Haydi bakalım pamuk eller cebe! Kurum, kuruluş ve gönüllü vatandaşları "Paylaşan Toplum"a katılarak desteklemeye (veya sponsorluğa) davet ediyorum!
Ayrıntılı bilgi için müracaat;
Revan Ergezen/Tel.-Fax: 0212-249 64 64
Avrupa'yı tanımıyoruz
Başbakan Gül'ün, Avrupa ülkeleri için "Onları köşeye sıkıştırdık. AKP hükümetinden bu atağı beklemiyorlardı. Mazeretleri kalmadı" gibi iyimser cümleleri hoş. Ama ne yazık ki gerçekçi değil.
Avrupa'nın güçlü ülkeleri, bizimki kadar sorunlu olmayan aday ülkeleri bile almadan önce yıllarca heykeltraş ustalığıyla yoğurup şekillendiriyorlar. Onlar sadece sonuçlara, sorunların ne ölçüde halledildiğine, kendilerinin başına ne gibi problemler açılacağına bakar. İnceden inceye hesaplarlar.
Bizimki gibi, Başbakan'ının, genel başkanının ağzından "Yoksulluk, yolsuzluk en büyük sorunumuz", "Bizde insan hakkı ihlâli yapılır, bakın ben şiir okudum ne oldu?" laflan düşmeyen, kendi vatandaşlarının iki günde bir AİHM'ye ülkesi aleyhine dava açtiğı, halâ polislerin öğrenci dövdüğü, işkence yaptığı ve Emniyet Güçleri tarafından himaye edildiği bir ülke ortada dururken AKP'nin atağına filân bakmazlar.
Umarız biz yanılıyoruzdur!
"Ufuktaki kara bulutlar"
Yazının başlığına bakıp da hemen "Acaba içimizi mi karartacak" diye düşünmüş olabilirsiniz ama hayır, dikkat edin tırnak içinde. Söz bana değil, Necmettin Erbakan a ait.
Haberin Devamı

