Uçurumun kenarında adım adım!

Yazılarımı ve TV programlarımı dikkatle izleyenler cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılacak oylamada toplantı yeter sayısının “367 olması şartının” konunun en iyi uzmanı profesörler tarafından defalarca dile getirildiğini hatırlayacaklardır

Haberin Devamı

Yazılarımı ve TV programlarımı dikkatle izleyenler cumhurbaşkanlığı seçimi için yapılacak oylamada toplantı yeter sayısının “367 olması şartının” konunun en iyi uzmanı profesörler tarafından defalarca dile getirildiğini hatırlayacaklardır.

Anayasa Hukuku Profesörü Süheyl Batum “Meclis 184 ile her kararı alabilir, savaşa bile karar verebilir ama yalnız cumhurbaşkanı seçimi için 367 üye gereklidir ve bu da bir uzlaşma beklendiğini açıkça göstermektedir” demişti.

29 Nisan Pazar günü, Çağlayan Mitingi’nin başladığı saatlerde ekrana gelen Her Açıdan’ın konuklarından biri; 1982 Anayasası’nı hazırlayan komisyonun üyesi ve sözcüsü olan Prof. Şener Akyol da benzer bir açıklama yapmış ve “367 toplantı yeter sayısı”nın uzlaşma beklentisi anlamına geldiğini, bu şartlar altında 1. tur oylamanın geçersiz olduğunu belirtmişti.

Dün Anayasa Mahkemesi kararından sonra Prof. Akyol telefonla arayarak şunları söyledi:

“Programınızda Sayın Oltan Sungurlu aksi yönde ısrar etmişti, mesleki onurumu kurtarmak için aradım. Hazırladığımız Anayasa’da neyin, nasıl ve hangi nedenle oraya konduğunu biliyorum.”

Yazımın başlığı ise Ayşe Özgün’den geldi. Özgün bir yandan Türkiye’nin içine düşürüldüğü çıkmazdan kurtulmasına sevinirken bir yandan da “Uçurumun kenarında yürümekten bıktık, yorulduk artık” diyordu.

Ne kadar haklı... Koskoca ülke sürekli bir uçurumun kenarında yürütülüyor... Ve (biraz kötümser bir benzetme olacak ama) ölümlerden ölüm beğenmesi isteniyor.

Sırat köprüsünden geçmek gibi bir şey! İşte bu toplum yaptığı mitinglerle “kötülerden kötü beğenme” dayatmalarından artık bıktığını ve buna her şekilde karşı çıkacağını en kaliteli, en zarif şekilde anlatıyor...

“Sabrımızı daha fazla zorlamayın” diyor.

NEDEN ZAMANINDA YAPMADINIZ?

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın açıklaması gecenin geç bir saatinde geldi.

Başbakan, eğer muhalefet partileriyle de anlaşırlarsa erken seçimi 24 Haziran veya 1 Temmuz’da yapabileceklerini, AKP’nin (benim de dün yazdığım gibi) seçime en hazır parti olduğunu ama bu arada cumhurbaşkanlığı seçim turunun devam edeceğini söyledi.

Ben en çok gazetecilerin soruları üzerine “Dokunulmazlıkların kaldırılmasının bu araya sıkıştırılamayacağı, cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraya bırakılacağı” cevabına takıldım. Ve bir de orduyla ilgili olarak söylediği “Biz devletin en önemli kurumlarını zayıflatmak istemeyiz, bundan ülkemiz zarar görür” sözlerine...

Dokunulmazlıklar kaldırılmadığı takdirde yine hakkında suç dosyası olanlar Meclis’e girecek ve hatta cumhurbaşkanı adayı olabilecek.

“Kurumları zayıflatmama”ya gelince; madem durum budur, şimdiye kadar neden düşünmediniz diye sormak lazım.

Elbette daha çok konu var. Örneğin; “seçim barajının indirilmesi”nin de bu arada yapılmayacağı ve cumhurbaşkanı seçiminin de genel seçimle birlikte halka yaptırılması gibi... Bunları da daha sonra tartışırız.

*****

Artık Baykal da germesin!

AKP’nin iktidarı boyunca ve özellikle cumhurbaşkanı seçimi süresince yaptığı hataları, yarattığı gerginliği görevimiz gereği elimizden geldiği kadar vurguladık. Halkın sesini de duyurmaya çalıştık.

Meclis’teki muhalefet partileri bu seçim süresi içinde görevlerini eksiksiz yerine getirdiler. Kendilerine düşeni her türlü riski de göze alarak yaptılar. Yalnız... Deniz Baykal kendisine yapılan eleştirileri zaman zaman gerçekten haklı çıkarıyor.

Son haftalardaki hatalarından ikisi söylenmeyecek gibi değil... Birincisi “Tayyip Erdoğan aday olmazsa hiç konuşmayacağım, bunu takdir etmekle yetineceğim” dedikten sonra Erdoğan adaylıktan çekildiğinde yaptığı “Biz engelledik, biz başardık” tarzındaki konuşma...

İkincisi, daha Anayasa Mahkemesi karar aşamasındayken “367 şartı aranmaması durumunda Türkiye’nin tehlikeli bir çatışmaya sürükleneceği”ni söylemesi.

Bence ikisi de çok yanlıştı. “Türkiye’nin içine düşeceği durumu” zaten herkes görüyordu ama Ana Muhalefet liderinin özellikle de zamanlama açısından söylemesi son derece gereksizdi. Deniz Baykal da bu tür ani çıkışlar ve gergin konuşmalarla maalesef sürekli puan kaybediyor. Gelen tepkiler CHP’ye oy vermeyi düşünenlerin bile bu konuşmalardan çok olumsuz etkilendiğini gösteriyor.

Bu toplum şans arıyor, alternatif arıyor ama aynı zamanda gözünden de hiçbir şey kaçmıyor.

Baykal önce bu tarzını değiştirmeli, sonra da en kısa zamanda sol partileri birleştirmek için elinden geleni yapmalı, gerekiyorsa özveride bulunmalı. Sadece muhalefet değil, iktidar olabileceğini göstermeli. Çekişmeyi artık bırakıp çözüm önerileri getirmeli.

Yoksa hem partisi hem de ülke zarar görecek.

DİĞER YENİ YAZILAR