Üç günde tiyatro uzmanı!

Reklâmın iyisi, kötüsü olmaz, reklâm reklâmdır” anlayışı bir tek bizde geçerlidir, onun için de her türlü rezalet, skandal gülücüklerle karşılanır sahibi tarafından...

Haberin Devamı

Reklâmın iyisi, kötüsü olmaz, reklâm reklâmdır” anlayışı bir tek bizde geçerlidir, onun için de her türlü rezalet, skandal gülücüklerle karşılanır sahibi tarafından... Üzülmeye gerek yoktur çünkü en kötü durum kısa süre sonra nasılsa sahibine yarayacaktır.

Artık ölçüyü iyice kaçırdığımız, değerleri tümüyle yerle bir ettiğimiz, kısacası arkadaşlar dibe vurduğumuz için bizi bol bol sömürüyorlar.

Eh, en olmayacak şeyi kabullenir, en rezalet programı ağzımız açık izler ve iş tepkiye gelince “Boşver canım, ben mi yorulacağım” der dalgamıza bakarsak sonunda yaşadığımız memleket de cadı kazanına döner tabii, olacağı budur.

Reklâmdan geçinenler çok... Hem de kötü reklâmdan... Başkalarını istismar ederek, adını ağzına alamayacağı isimleri sömürerek yükseliyorlar. Sonra bunlar unutuluyor, istismarcılar kazandığıyla kalıyor.

Şimdi sözünü edeceğim kişinin de reklâmı olacak yine, onun için ismini yazmadan konuyu anlatacağım.

Bir kadın... “Sanatçı” demek için bir sanat icra ediyor olması lâzım, onu diyemeyeceğim. Sıradan bir oyuncu. Önce mankenlikten Dormen Tiyatrosu’na seksi figüran olarak atlıyor, orada bir süre küçük rollerde güzel vücut sergiledikten sonra Tiyatro kapanınca Genco Erkal’ın Dostlar Tiyatrosu’na geçiyor. Kısa bir zaman sonra anlaşamayarak oradan da ayrılıyor ve üçüncü mekân Tiyatro İstanbul.

Bir süre açıkta kaldıktan sonra Gencay Gürün’ü ikna ederek buraya transfer oluyor ama çalıştığı süre içinde Genco Erkal’ı ve tiyatrosunu çekiştirmeyi ihmal etmiyor. Tiyatro İstanbul’dan pek memnundur ama eski çalıştığı tiyatro “tu kaka”dır. Aynen şimdi Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’na geçtikten sonra Türkiye’nin parmakla gösterilen tiyatrolarından biri olan ve 2006 yılında gişe rekoru kıran eski işyeri Tiyatro İstanbul’un “tu kaka” olduğu gibi...

Taze oyuncu yeni işinin, yeni rolünün reklâmını yapması gerektiğini, reklâmın her türlüsünün de nasılsa geçerli olduğunu bilerek yine eski ucuz yöntemine dönüyor ve bir gazete röportajında, kendisini en ünlü tiyatro sanatçılarıyla birlikte sahneye çıkaran, isminin duyulmasını sağlayan ve Türk Tiyatrosu’na büyük emeği geçmiş bir ustayı; Gencay Gürün’ü enine boyuna çekiştiriyor, hem de kendinde onun “vizyon”unu, tiyatrosunun yönetimini, “politika”sını tartışma yetkisi, cesareti görerek... (Bu yalanları kullanan gazeteye de “helâl olsun” demek lazım tabii.)

Bu da yetmiyor; Haldun Dormen, Genco Erkal, Can Gürzap, Cihan Ünal, Metin-Nevra Serezli, Nilgün Belgün gibi değerli tiyatrocuların kullandığı kulisleri, soyunma odalarını beğenmiyor ve “pis kulislere” alışık olduğunu söylüyor. “Görmedik” demeyin, bakın ne cevherler var Türkiye’de! Hanımefendi Tiyatro İstanbul’u beğenmiyor ama kulisinden tuvaletine, vizyonundan yönetimine üç günde tiyatro uzmanı olup çıkıvermiş, yabana atmasın!

Şu sıralarda Ali Poyrazoğlu kendisine iyi bir rol verdi, şık / lüks bir tiyatroda çalışmasını sağladı diye onu yağlamakla meşgul. Ben Poyrazoğlu’nun yerinde olsam ayrıldığı her patronun arkasından konuşan, kötü reklâmla isim duyurmaya çalışan birini tiyatroma almazdım. Haydi böyle bir hata yaptım diyelim, onun Gencay Gürün gibi saygın bir meslektaşıma, Tiyatro’nun önemli bir ismine yaptığı saygısızlığı tamir etmesini ister veya onun adına ben özür dilerdim.

Bağışlanır gibi değil çünkü...

DİĞER YENİ YAZILAR