Tutturmuşlar “fetva” diye!

Haberin Devamı

Biri din konusunda konuşuyor, araştırıyor, soruyor, yazıyorsa hemen birileri de çıkıp “Fetva vermeyin, din tartışılmaz. Ayrıca siz tartışamazsınız, ancak din alimleri anlar” benzeri susturma faaliyetine girişiyor.

Neden rahatsız oluyorlar acaba sorusu geliyor insanın aklına... Bugüne kadar hep özellikle dini siyasi malzeme yapanlar tarafından empoze edilen görüşleri, toplumun dini-Kur’an’ı derinlemesine incelemeden her söyleneni, yapılanı kabullenmesini, bu nedenle bölünmesini izledik.

Ekranlarda “Hoca”ların, siyasetçilerin, gazetecilerin kavgalarını izledik ama kimse çıkıp sessiz sedasız bizi bilgilendirmedi. Hatta sorduğumuz halde “iyi anlaşılamayan ayetleri, bütünlük içersinde” açıklamadı. Her kafadan ayrı bir ses çıktı ve toplum “Müslümanlıkta böyledir” denilen her şeye inandı.

Din-Kur’an ancak şeriat yönetimlerinde konuşulamaz, gelenek olarak bugüne nasıl gelmişse öyle kabul edilir. Allah’ın verdiği aklı kullanmanın tehlike olarak algılanmadığı özgür rejimlerde ise din rahatlıkla konuşulur, tartışılır.

Bilinçlenmenin, anlayarak, öğrenerek inanmanın zararı değil yararı vardır, hem kendine hem de topluma...

Kur’an’la ilgili sorular sorulması ancak “dinin tam olarak anlaşılmasını istemeyenler”i rahatsız edebilir, onun için Ahmet Hakan’ın neden rahatsız olduğunu anlamak mümkün değil.

Yine dün “Madem Ruhat Mengi fetva vermektedir, madem içtihat kapısı açıktır, o halde ben de ‘İslâm’da 7 yeni günah listesi’ yapabilirim” demiş ve yapmış. Liste güzeldi ama...

Ah bir de aynı yazılarda kendiyle çelişkiye düşmese... Birkaç satır yukarda “Vatikan’ın 7 yeni günah listesi yapmasına gıpta ettiğini” söylüyor. Nedeni “Müslümanlar açısından da böyle bir güncellemenin elzem olduğunu düşünmesi” imiş.

İyi ya, o zaman 21. yüzyılda, “Oku” denilen (tabii bu “Oku ve anla. Sana gerekli her bilgiyi burada bulacaksın” demek) Kur’an’ı okuyup “güncel şekilde, güncel beyinlerle” anlayalım. Doğru anlayalım.

Detaylarıyla, doğru okuma nasıl oluyorsa öyle...

Sormak ve araştırmak “fetva vermek” değildir.

*****

Biz bitmişiz demek ki!

Levend Korkut’un Hürriyet’te “Memleketimden Bahşiş Manzaraları” adı altında derlediği rüşvet hikâyelerini okuyunca gerçekten de “Biz bitmişiz” diyor insan...

Memlekette rüşvet alınmayan hiçbir alan kalmamış gibi... Trafik polisi rüşveti alırken arkadaşına “İstanbulluların gözünü seveyim, Antalyalılara bu işi öğretemedik gitti” diyor, bir başka polis rüşveti alırken “helallik” istiyor. Yatlara uluslararası belge verecek olan “rüzgarlık” istiyor, belediyelerde işlerin halledilmesi rüşvetsiz asla olmuyor, Denizcilik İşletmeleri’nde rüşveti “Tombik” öğretiyor...

Hani bunların olduğunu hep tahmin ediyoruz da yaşayanların ağzından duyunca yine de şoktan kurtulamıyoruz.

Aklıma İngiltere’deyken yaşadığım bir olay geliyor hemen... Eve gelen elektrik ustasından çalışmayan televizyonuma bakmasını istemiştim. Bir kablo çıkmış, düzeltti ve TV çalıştı. Teşekkür ederek ona fazladan bir 5 pound uzattım. “Alamam” dedi, “Ben elektrikçiyim bunu sadece size yardım olsun diye yaptım, para alamam.”

Bence bizi yönetenler “Batı’dan iyi özellikleri değil ahlaksızlığı aldık” derken önce memleketteki en önemli ahlaksızlıklardan biri olan yolsuzluğu, rüşveti önlesinler.

Eğer vatandaş rüşvet vermeden hiçbir işini halledemiyorsa bunun sorumlusu hükümettir. Türkiye bu ahlaksızlığı sonsuza kadar mı taşıyacak?

***

Belediyeleri kim denetliyor?

Belediye başkanlarıyla, belediyelerle ilgili yolsuzluk haberleri, iddiaları insanların kafasını çok meşgul ediyor, çünkü görünen o ki en kolay rüşvet alınan, yolsuzluk yapılan, zengin olunan yer belediyeler.

Siz hiç belediye başkanlığına sıradan bir vatandaş olarak gelip trilyoner olmadan ayrılan kimse gördünüz mü?

Üstelik benim röportaj yaptığım bazı belediye başkanlarından “Bu belediyeye ilk geldiğimde benden öncekinin ciddi şekilde çaldığını fark ettim” dediğini duymuşluğum da vardır. Yani kendileri de birbirlerinin yolsuzluğunu biliyor ama susuyorlar. Çünkü çoğu daha sonra kendisi de aynı yolu, yöntemi kullanıyor.

Bir okuyucum “Gazeteci olsam sorardım; Türkiye’deki belediyeler neye göre denetleniyor, kimler denetliyor” diye sormuş. Belediye başkanları fark ettiği halde susuyorsa ve ayrıca onların fark ettiğini fark edip açıklayacak başka kimse yoksa nasıl denetlenebilir ki?

Bir de yerel yönetimlerin yetkilerini arttırmaktan söz ediyorlar, o zaman ne olur kim bilir?


DİĞER YENİ YAZILAR