Turşu kurmakla çekirge istilası farkı!

Duymayan kalmadı artık, Gökova koylarının "turşu"ya benzediğini... "Turşu bile yenmek içindir, turşusunu mu kuracaksınız koyların" demişti Bakan... Hem de en önemli gelir ve istihdam kaynağı turizm olan bir ülkenin Turizm Bakanı'ydı bunu söyleyen...

Haberin Devamı

Duymayan kalmadı artık, Gökova koylarının "turşu"ya benzediğini... "Turşu bile yenmek içindir, turşusunu mu kuracaksınız koyların" demişti Bakan... Hem de en önemli gelir ve istihdam kaynağı turizm olan bir ülkenin Turizm Bakanı'ydı bunu söyleyen...

O turistlerin bir ülkenin doğal güzelliğini görmek için geldiklerini, bu güzelliği taş yapılarla yokeden İspanya'nın, Kuşadası'nın ve şimdi de Antalya'nın durumunu bilmiyordu...

Ya da "Alman, Fransız, İngiliz turistte azalma var, açığı İranlı, Suriyeli, Rus turistle kapatacağız" dediğine göre biliyordu.

Aslında Türkiye'ye asıl gelir getiren turistlerin, dünyada görülmemiş ucuzluktaki Antalya otellerine gelen ve otelden dışarı adım atmayan, düşük gelirli turist olmadığını, yat turizminin çok önemli olduğunu da...

50 koydan 3 kaldı
Ayrıca otellere gelenler de Türkiye'nin, yabancı tur şirketlerindeki afişlerinde, dergilerde gördükleri bakir koylarının fotoğraflarına bakarak geliyorlar, elde kalanları da (örneğin Bodrum'da 50 koydan sadece 3-4 tane kaldı) yok edersek neye bakacaklar? Mevcut bütün yeşili ve maviyi kaybedersek onları hangi doğa güzelliğiyle Türkiye'ye çekeceğiz?

Geçen Pazar "Her Açıdan" da bu konuyu tartıştık: Çevre Bakanı olduğu dönemde koyları korumak için mücadele vermiş olan İmren Aykut, eski Bodrum Koruma Kurulu Başkanı Oktay Ekinci ve Deniz Ticaret Odası Bodrum Şube Başkanı Gündüz Nalbantoğlu gerekeni söylediler.

Senelerdir bu koyların korunması, böylece turizmin de zarar görmemesi için çalışanlar elde kalan 3-4 koya imar izni verildiği takdirde yakında Bodrum'un da Kuşadası'na döneceğini, kaybedileceğini anlatırken Bakan'in turşu benzetmesine arka çıkanlar da olmuş. Mesela Hıncal Uluç...

Ben o yazıyı kaçırmışım, sonradan okudum; Hıncal Uluç 2 Mayıs'ta "Sahi turşusunu mu kuracağız" başlığıyla yazdığı yazıda Bakan'ın "Burayı böyle bırakırsak yasa dışı yapılaşmalar başlar. Yıllar sonra af kanunu çıkarmak zorunda kalırız" sözünün de haklı olduğunu söylüyor, koyların korunmasını isteyenlere kızıyor ve istanbul'un gecekondularını örnek gösteriyor.

Anlamakta zorlandım doğrusu, Hıncal istediği her konuda en aşırı sözlerle itirazını yaparken kimse ses çıkarmıyor ama başkaları "Yeter artık her koyu satarak, her yeri taş yığınıyla doldurarak sahilleri mahvetmeyin. Geri dönüşü yok bunun" dediğinde o bunu yapanları "istemezükçüler" ilân ediyor.

Çin Seddi gibi
Ben sevgili meslektaşım Hıncal Uluç'a Bodrum'un şimdiki halini, Kuşadası ve Antalya'daki yapılaşmayı, bir de Avşa Adası'nı dikkatle incelemesini öneriyorum. Hatta denizden veya helikopterden İstanbul'a da bir baksın.

Bu cennet köşelerde "insanların alabildiğine kullanması" için izin verildi. Ve hücum edenler tarafından çevre adeta bir çekirge sürüsü tahribatına uğradı. Avsa cenneti bir cehenneme dönüştü. Bodrum, Kuşadası ve Kaz Dağları eteklerinde insanların bir ay bile oturmadığı siteler sahillere Çin Şeddi gibi çekildi.

Demek ki adım başına bir belediye dikilmiş olan yerleri "devlet koruyamaz" mazeretiyle otellere, sitelere, taşlaşmaya teslim edecekler, öyle mi?

Bu mudur doğrusu?
Veya İstanbul'da tüm Boğaz sırtlarını kaplayan siteler ve gökdelenler midir?

Oy uğruna!
Gecekonduları önlemek, mevcutları toplu konutlara taşımak ve yıkmak yerine "Biz taşlaştırmazsak kanun dışı yapılar gelir" demek midir? Yoksa "İstanbul, İzmir gibi illerde belediyeler -oy toplamak için- gecekondulara göz yumdular ve çevreyi mahvettiler. Artık bu tahribatın her türlüsüne dur demeliyiz" midir?

Bugün yalnız Türkiye'de değil, dünyanın -aklı başına gelen- bütün ülkelerinde her köşeyi ve her ürünü özelleştirerek, özelleştirmenin suyunu çıkaran yönetimlere karşı çıkılıyor.

Biz de Bodrum'u, Gökova'yı korumak için şu anda elbirliğiyle karşı çıkmazsak, Meclis'ten geçirdikleri yeni "Çevre Yasası"nın da yardımıyla tek bir yeşil, doğal köşe bırakmayacaklar, buna hiç şüphe yok!

Not 1: Şu, yeni getirdikleri "İlk gelen ihaleyi alır" şartını da incelemek lâzım. Neydi o? İlk gelenler hep "belediyelere ve hükümetlere yakın isimler, eş, dost" değil midir?

Not 2: Oktay Ekinci'nin 8 Mayıs'ta Cumhuriyet'te yeni Çevre Yasası'nı anlattığı yazısını internetten mutlaka okuyun, çok güzel.

DİĞER YENİ YAZILAR