Pek gurur duyulacak bir hareketmiş gibi, bazı isimler diğer ülkelerde yapılan toplantılarda ülkeleri aleyhinde konuşmayı alışkanlık haline getirdiler. Sadece konuşmakla da kalmıyor, belgeliyorlar. Duymayanlar da duysun bu duyarlı ve demokratik girişimi diye... Yani hakikaten "sizin demokratlığınızı sevelim" dememek mümkün değil.
Biz öğrenciyken bile ülkemizi küçük düşürmeye değil, bir yandan onore ederek katkıda bulunmaya, tanıtmaya çalıştık. Bu hatalara düşmedik. Zaten Ermenisi, Yunanlısı ve diğerleri, yeterince olumsuz tanıüm yaparken gerek yok diye düşünebildik.
Şanar Yurdatapan tek başına yaptığı yararlı (!) tanıtımlar yetmediği için şimdi iki kişi olarak ortaya cıkti. İnsan Haklan izleme Örgütü'nden bu nedenle ödül bile aldı. Başlangıç noktası olarak seçtikleri konular olumlu gibi görünmekle birlikte (bizde pek sık rastlandığı üzere) bir şeyi düzeltelim derken çok daha önemli şeyler zarar görüyor. Zaten öyle bir hale geldi ki mesele, dışarda bir Türk'e ödül veriliyorsa "Acaba Türkiye'ye bir zarar mı verdi?" diye şüpheye düşüyorsunuz...
Konu şu: "Vicdani red"ci Mehmet Bal'a uluslararası destek verilmiş. Nedir vicdanı red? İnançlarına ters düştüğü için askerlikten, üniforma giymekten ve silah taşımaktan kaçınma hakkı... Bu kişiler diğer ülkelerde askerlik süresi kadar, sosyal hizmetlerde çalıştırılıyorlarmış. Bizde ise vicdani redci Mehmet Bal üniforma giymeyi reddettiği için dövüldüğünü ve işkence gördüğünü söylüyormuş, şu anda da açlık grevindeymiş.
Şanar Yurdatapan da Los Angeles "İnsan Hakları İzleme Örgütü"nün toplantısında bu durumu anlatmış ve Türkiye için "utanç verici" olduğunu vurgulamış. Türkiye için aynı derecede utanç verici bir olay da kendi vatandaşlarının koşa koşa, önlerine çıkan ilk fırsatta ülkelerini kötülemeleri oluyor. Madem ki "vicdani red" uygar ülkelerde temel haklardan biriymiş, o zaman Türkiye de bu doğruyu görecektir. "AB'ye uyum yasalarını çıkarmak Avrupa Birliği'ne girmesek bile uygar bir ülke olarak bize lâzım" anlayışına artik gelen bir toplum bu sorunu da halledecektir. Mehmet Bal gibi "silah tutmaktan hoşlanmayan" binlerce kişi de belki bu haktan yararlanacaktır o zaman.
Ama Şanar Bey gibi veya Tayyip Bey gibi "Bakın bizde neler oluyor", "Aşkolsun Leyla Zana'yı gördünüz de benim şiirime yaptıklarını görmüyorsunuz" diyerek kendi ülkesine her sorunun çözümünde dış destek, daha doğrusu dış baskı aramak tekrar ediyorum "utanç verici" bir kolaycılık.
Başbakan olmadığı halde başbakan havasında yurtdışı gezileri yaparak, dünyada benzeri görülmemiş bir siyasi çeşni yaratan Tayyip Erdoğan'ınki özellikle çok üzücü. Üzücü olduğu kadar da komik. Bu ülkede şiir okuyan, hatta şiir kitaplan yazan binlerce vatandaşa birşey olmadı da neden ona oldu, merak etmez mi bu adamlar?
Dilipak razı olur mu?
Yazalı birkaç gün oldu; Kadın ve Aileden Sorumlu Genel Müdürlük nasıl korunacak, hükümet bunlan açıklamalı demiştim. Onlardan ses seda yok ve bu Genel Müdürlük belki de yakında tümüyle işlemez hale gelecek ama kadınlar her olayda yapayalnız, ezilmeye devam ediyorlar.
Eşini polislerin önünde 63 yerinden bıçaklayan adam, Türkiye'de yasaların fazla ince eleyip sık dokumadan tahriki hafifletici neden saymasından ve Ceza Kanunu'nda sürekli olarak kadınlar aleyhine kullanılan "Beni aldatıyordu, aldatmaya gidiyordu" veya sadece "aldatacağından şüphelendim" sözlerinin suçu büyük ölçüde hafifletici neden sayılmasından elbette yararlanacakta. Bu şansını kullanıyor. Zavallı kadın bütün bir milletin ve çocuğunun gözleri önünde böyle unutulmaz, eşi benzeri görülmemiş bir faciayı yaşadığı yetmiyormuş gibi bir de bu suçlamalara cevap yetiştirmek zorunda kalıyor.
O da yetmiyor, adamın yakınlan tarafından saldırıya uğruyor. Bu nasıl bir yasadır ki 63 darbeyle cinayete teşebbüs varken, halâ buna hafifletici neden arar? Bu nasıl Emniyet'tir ki böyle olay yaşamış bir kadını korumaz?
İşte bu bakanlıkların ("Kadın ve Aile", "Adalet") başında duyarlı, kadın ve insan haklarından haberdar olan bir kadın bakan olsa TCK'nın kadınlar aleyhine boşluklar olan maddelerinin, Medeni Kanun un akıl almaz bir uygulama getiren ve evli kadınları çaresiz bırakan Yürürlük Maddesi'nin değiştirilmesi için derhal harekete geçer, canını dişine takar, uğraşırdı. (Son örnek Aysel Çelikel)
Şimdi ise kendimizi duvarla kunuşuyor gibi hissediyoruz.
Türkiye'de senelerden beri kadınlara insan haklan ihlâli yapılıyor. Şanar Yurdatapan HRW'den de ödül aldığına göre şu konuyla bir ilgilense diyorum, isimleri Yeşil Grup'muydu neydi pek hatırlamıyorum, insan hakkı savunuculuğunda ortak çalıştığı arkadaşı, kadın eli sıkmayan yazar Abdurrahman Dilipak buna razı olur mu, orası biraz şüpheli!
Türkiye'yi kötülemek alışkanlık oldu
Pek gurur duyulacak bir hareketmiş gibi, bazı isimler diğer ülkelerde yapılan toplantılarda ülkeleri aleyhinde konuşmayı alışkanlık haline getirdiler.
Haberin Devamı

