Türkiye'yi kim temsil ediyor?

AB için Kadın Girişimi grubunun yaptığı Brüksel toplantısından sonra şimdi de AKP Avrupa ülkelerinin başkentlerinde seri toplantılar yapacakmış. Hollanda'nın başkenti Lahey'de 6 Kasım'da yapılacak ilk toplantıyı haber veren basın bülteni bana da gönderilmiş

Haberin Devamı

AB için Kadın Girişimi grubunun yaptığı Brüksel toplantısından sonra şimdi de AKP Avrupa ülkelerinin başkentlerinde seri toplantılar yapacakmış. Hollanda'nın başkenti Lahey'de 6 Kasım'da yapılacak ilk toplantıyı haber veren basın bülteni bana da gönderilmiş.

Uluslararası Af Örgütü Başkanı Irene Kahn ile bazı AP milletvekili ve bakanlarının katılacağı toplantı için Türkiye'den de milletvekilleri, akademisyen, gazeteci ve STK temsilcileri gidecekmiş.

Şimdi AB için tanıtım çalışmaları hızlandı ya, görünen o ki birbiriyle koordinasyonu olmayan bir çok grup ortaya çıkacak ve etrafa dağılacak. Oysa bu işlerde gruplar arası iletişim ve bir bütünlüğün sağlanması çok önemli. Sağlanmadığı takdirde, işte bütün toplantılarda izlediğimiz darmadağınık, çelişkili görüntüler, konuşmalar ortaya çıkıyor ve zaten Türkiye'ye şüpheli gözlerle bakan Avrupalıların kafası daha da karışıyor.

Evet, özgürce tartışmak iyidir, her görüşün ortaya çıkması, rahatça dile getirilmesi yararlıdır ama bugüne kadar çekişmeyle, kavgayla çok zaman ve imaj kaybına uğradığımız da gerçektir.

Neyi savunduğumuzun, nasıl savunduğumuzun önemini yadsıyamayız. Brüksel'de Türkiye adına konuşma yapanlardan, bana göre en az üç isim zaman kaybına neden olmuştu. Konuşmaları zayıf kaldı. Bazıları sinevizyonla gayet güzel anlatılan konuları tekrarladı.

Avrupa'da yapılacak toplantılarda konuşacak olan isimlerin bir iki kişi tarafından seçilmesi hata oluyor. Örneğin; bir bakıyorsunuz kadına yönelik bir toplantıda yıllardır kadın haklarını savunan, yasaların değişmesinde büyük rol oynamış STK'lar, hukukçular veya basın mensupları yerine son birkaç yılda ortaya çıkmış ve reklâma dönük çabalarla adını duyurmuş bazı kuruluşlar veya şahıslar öne çıkıvermiş.

Herkes "nasıl olur, kim karar veriyor" filân derken, her toplantıda 'konuşmacı' olarak yerini alıvermiş. Hem yanlış, hem de haksız bir durum.

AB'nin kadın hakları ve STK'lara verdiği önemin anlaşılmasından sonra bu iki konunun üzerine eğilenlerin artması sevindirici aslında ama "Sezar'ın hakkını Sezar'a vermeyi" de unutmamak lâzım.

"Kadın" deyince Türkiye'nin en eski kadın kuruluşu Türk Kadınlar Birliği'nin, onun başkanı ve gerçek bir hitabet ustası olan Sema Kendirci'nin, "Türkiye'de kadın hareketi"nin mimarlarından Hülya Gülbahar, Canan Arın gibi isimlerin, Aydeniz Alisbah Tuskan, Sevgi Uçan, Önay Alpago gibi 'kadın hakları' konusunda uzman isimlerin öne çıkarılmaması (neyse ki Canan Arın, "Yeşiller"de unutulmamıştı), ya da çağdaş yaşam konusunda inanılmaz bir mücadele veren Türkân Saylan'ın konuşturulmaması onlar için değil, Türkiye için kayıptır.

Bu toplantılar; 'STK'lar, çevre-sanat-kültür-gelişim'le ilgili çalışmalarını ömür boyu sürdüren isimlerin davet edilmeyişi de...

Avrupa panelleri devam edecekse bu iletişim ve organizasyon hatalarını düzeltmek zorundayız.

Analar, babalar ve ''Devlet baba''lar!
Onun da adı anne ne yazık ki... Olup biteni yarım yamalak anlatabilecek, kendisine atılan dayakların nedenini bile anlayamayacak yaştaki bebeğine el kaldıran, onu gözleri morarıp kapanacak kadar döven kadının adı da "anne".

Keşke bebeğini elinden alırken bu tanımı da alabilselerdi.

Bir ana, bırakın kendi çocuğuna böylesi bir şiddeti reva görmesini, yabancı bir çocuğa bile el kaldıramaz. Adı üstünde; anadır, çocuklara karşı herhangi bir kadının olabileceğinden de daha duyarlıdır.

Ama oluyor işte. Vahşetin, acımasızlığın her türlüsünü, en inanılmazını da görüyor insanoğlu.

3.5 yaşındaki Sıla'nın, kendisine şiddet uygulayan ailesinden alınarak bir çocuk yuvasına gönderildiğini anlatan haberler dünkü gazetelerde "Devlet baba Sıla'ya şefkatli kollarını açtı", "Sıla devlet babanın korumasında" gibi başlıklarla çıktı.

Devlet babanın çocuk yuvalarının çoğu şüphesiz gerçek bir koruma sunuyordur çocuklara. Ama bu tür haberleri okuyunca "sunmayanlar" da akla geliyor ister istemez. Çocukların bizzat yöneticileri tarafından taciz edildiği yuvalarla ilgili tartışmalar yaşandı. Tacizden sabıkalı müdürlerin, "görevden el çektirme" yerine başka yuvaların başına getirildiği biliniyor.

Bu yuvaları kimler denetliyor, particilik adına suçlu müdürler korunuyor mu, benim asıl cevabını merak ettiğim soru bu... Sıla ve onun gibi masum çocuklar emin ellerde mi, bir açıklasalar da öğrensek!

DİĞER YENİ YAZILAR