Dün yazdığım "Turkey mi, Türkiye mi" başlıklı yazıyla ilgili yurt içinden ve dışından gelen çok sayıda okur mektubu bu konuda tahminimden de fazla bir tepki olduğunu gösteriyor.
Bu arada "Türkiye" nin yabancılar için telaffuzunun zor olabileceğine inanan bazı okurlarımız 'İrlanda'nın adı İreland oluyorsa, Türkiye'nin adı da Turkland olabilir' önerisini getiriyorlar. Bir okuyucu ise Deniz Gökçe'nin 2004 yılında aynı konuda yazdığı bir yazıdan alıntı yaparak ABD'de yaşayan Giancarlo Casale adlı bir italyan'ın "bir ülkeye neden hindi denildiğini" merak ederek yaptığı araştırmanın sonucunu yazmış.
Harvard Üniversitesi'nde öğretim görevlisi Prof. Şinasi Tekin'in Casale'ye yaptığı açıklamaya göre hindiden küçük olan çulluk adlı kuşun Türkiye'den ihraç edildiği, daha sonra İngilizler'in çulluk ile hindiyi karıştırarak hindiye "Turkey bird" yani "Türkiye kuşu" dedikleri, sonunda da kısaltarak "Turkey" yaptıkları anlaşılıyor.
Kısacası sonunda, nereden bakarsanız bakın "Turkey=hindi" oluyoruz.
Ahmet Pekin'in inadı!
Dün telefonla arayan Ahmet Pekin, nam-ı diğer "Türkiye'nin en çok vergi veren avukat" ve uluslararası hukuk uzmanı "8 yıldan beri bütün uluslararası yazışmalarında, sözleşmelerinde hep 'Republic of Türkiye'yi kullandığını, karşı taraftan gelen itirazlara ise hiç aldırmadığını" söyledi.
Demek ki istersek pekâlâ olabiliyor. O zaman devlet yetkililerine çağrıda bulunalım, değiştirirlerse ne alâ,umursamaz ve değiştirmezlerse biz milletçe bundan böyle ülkemizi dışarda "Republic of Türkiye" olarak tanıtmaya başlayalım. Başarınız, kabul ettirmemiz uzun sürmez merak etmeyin!
Denizde kum, bizde para!
"Ekonomi iyi" sözünün tekrarlanıp durmasına, belli bir kesimin ekonomisinin iyi olduğunun şüphe götünmezliği de bilinmesine rağmen Türkiye'de açlık ve yoksulluk sınırında 20 milyondan fazla insan yaşadığı da bilinen bir gerçektir.
Buna rağmen memuru da, işçisi de üç kuruş maaşının bir miktarını vergiye yatırır.
Sonra ne olur, bu fakir fukaranın vergileriyle toplanan paralar siyasetçiler tarafından lüks harcamalarda sorumsuzca kullanılır.
İki yakası bir araya gelmeyenler belediye çadırlarında iftar acarken parti ve belediye başkanları 5 yıldızlı otellerde yüzlerce kişiye iftar ziyafeti çeker. Meclis'te bir kuş sütünün eksik olduğu iftarlarda adam başı 5 milyon lira hesap ödenir. Bakanlar yetmez bürokratlara da çifter çifter kırmızı plâkalı lüks araçlar alınır. Bu da yetmez Meclis Başkanlığı Meclis'i ve milletvekili odalarını, yolları, kaldırımları sık sık yeniler.Avrupa'lı parlamenterler "ekonomi" de uçarken, İsveç Başbakanı işine bisikletle giderken bizde Meclis'e kapağı atanları "business" ten aşağısı kurtarmaz. Başbakanlara her seyahate aileleriyle gidebilecekleri özel uçaklar, özel helikopterler tahsis edilir ve her yurtdışı diplomatik seyahate de aile boyu, cümbür cemaat gidilir.
İşte bunun için sadece Türkiye'de "Ayranı yok içmeye ..." şeklinde başlayan bir atasözü mevcuttur. Ve yapılan, halkı aldatmaktan, fakir halka saygısızlıktan, hakkına tecavüzden başka birşey değildir. Yetim hakkı yemekten farklı değildir.
Belediye iftar çadırları açmak, gecekondu mahallelerinde iftar sofrası gezmek ise bu sorumsuzlukları kamufle etmeye asla yetmemektedir.
"Türkiye"de israrlıyız!
Dün yazdığım "Turkey mi, Türkiye mi" başlıklı yazıyla ilgili yurt içinden ve dışından gelen çok sayıda okur mektubu bu konuda tahminimden de fazla bir tepki olduğunu gösteriyor.
Haberin Devamı

