Türkiye’yi yönetenlerin de aşk mektupları yayınlansın

Haberin Devamı


Evet aynen böyle düşünüyorum artık... Madem ki bu ülkenin kurucusunun, kahramanının, önderinin “en özel”i, bekâr bir erkekken kadın arkadaşlarına (veya sevgililerine) yazdığı eski Türkçe mektuplara, korkularına, yalnızlığına, içkisine, sigarasına kadar hepsi zaaf gibi gösterilerek öğrenilmek zorundadır, ben Türkiye’yi bugün yönetenlerin özel yaşamının ve insani zaaflarının da (zaaflarının bir kısmını öğrendiysek de) hepsini öğrenmek istiyorum.

Bunu isteyen başka vatandaşların olduğunu da gayet iyi biliyorum...

Gülçin Fırat isimli -mektuplarından anladığım kadarıyla (birçok okurumuz gibi) çok da dikkatlidir- okuyucumuz:

“Benim gibi Mustafacılar” deyimini kullanmış, çok hoşuma gitti. Ben de bu yönüyle Gülçin hanıma benziyorum, üzerinize afiyet sıkı bir “Mustafacı”yım... Gerçi böyle benzersiz, “yüzyılın en büyük lideri” sayılan bir büyük adama (tarihte hemen hiçbir önemli lidere ilk ismiyle hitap edildiği görülmemişken) Mustafa deme hakkına sahip değilim ama bunu nasılsa yaptıklarına göre Mustafacı’yım...

Şimdi... Mustafa filminin ön tanıtımının en başında şöyle diyor:

“Yeni kuşağın okulda öğrendiği klâsik bilgilerden ve eski siyah beyaz görüntülerden sıkılmış olacakları varsayımıyla filmde samimi bir dil ve modern animasyon teknikleri kullanılıyor.”

Ben pek animasyon tekniği görmedim, “varsayım” derseniz o yeterinden fazla mevcut.

VARSAYIMLA BELGESEL

Hayatını cephelerde kurdun, kuşun, akreplerin arasında sabahlayarak, savaşarak, zifir karanlıkta siperlerde bekleyerek geçirmiş, son gününe kadar milletiyle iç içe yaşamış, yine son günlerine kadar aklına estikçe arkadaş ziyaretlerine, ani seyahatlere gitmiş, konuşmalarında “bir toplum için dinin, inancın önemini, onu bir arada tutan çimentolardan biri olduğunu” vurgulamış bir lideri karanlıktan korkan, halkından uzak yaşayan, dostlarını bile kaybetmiş, dini önemsemeyen (ve hatta karşı) gibi göstermek kişisel varsayımlarla belgesel hazırlamak demektir.

Oysa kendilerinin de belirttiği gibi bu filmi “yeni kuşak”, gençler, çocuklar da izliyor, izleyecek ve büyük olasılıkla okullarda gösterilecek... Peki ama belgeseli hazırlayanlar “yeni kuşağın okulda öğrendiği bilgilerden sıkıldığı” varsayımına nasıl vardılar?

Biz de o yaşlardayken mevcut “orta yaş ve üstü”ne göre “yeni kuşak” idik ama gel gör ki Atatürk’le ilgili bilgilerden ne biz (ne çocuklarımız) hiç sıkılmadık.

Onun aşk mektuplarını, içki veya sigara içip içmediğini, karanlıkta uyumaktan korkup korkmadığını, kısacası çoğu “gayet doğal olan” buna rağmen bazıları “zaaf” diye sunulan özel hayatını bugüne kadar hiç merak etmedik.

Bugün de etmiyoruz. Kimsenin de “insani özellikleri” diye neredeyse (bir adım sonra sıra buna gelir mi gelir) cinsel yaşamını bile gözler önüne sermeye kalkmasını, “iktidarı gökten yere indirmek”, “Türkler İslamiyet’ten önce de büyük milletti” gibi cümleleri cımbızla çekip yan yana getirerek, “çocukken Kaymak Hafız’dan yediği dayağın intikamını almıştı” gibi (ve daha birçoğu) kişisel yorumlar ekleyerek onu olduğundan farklı göstermesini istemiyoruz.

CHP’nin tek güç haline gelmesinden rahatsızlık duymuş ve ikinci bir partiyi Serbest Fırka’yı kurdurmuş bir lidere “Fransız gazetesi şöyle yazdı” diyerek “diktatör” etiketinin kendi vatandaşları tarafından yapıştırılmasını istemiyoruz.

Çoğul konuşuyorum, çünkü tepki “çok çoğul!”

Başa dönelim, madem ki “halka malolmuş” diyerek bu milletin Ata’sıyla ilgili var olan veya varsayım olan her şey çok merak ediliyor ve açıklanabiliyormuş, bugün ve bundan sonra da Türkiye devletini yöneten cumhurbaşkanı ve başbakanların en özelini, eşlerine-sevgililerine yazmış oldukları aşk mektuplarını, özel hitaplarını ve sohbetlerini, eğer olmuşsa eşlerinin-kız kardeşlerinin-çocuklarının türban takmasını nasıl sağladıklarını veya örneğin evlendikten sonra okumak isteyen eşlere nasıl engel olduklarını, kısacası tüm detayları onların ağzından duymak hakkımızdır.

Yaşamayan varsayım ve yorumları yalanlayacak durumda olmayan birinin her şeyini, aşk mektuplarını, özel konuşmalarını bulabilen bir belgeselci muhakkak ki yaşayanlarınkini çok daha kolay ortaya çıkarır.

Yapar mı acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR