Efendim haber şöyle İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad Türkiye’yi ziyaret edecekmiş ama eğer resmi ziyaret olursa Anıtkabir’e gitmesi gerekeceğinden buna itiraz etmişler. Ve sonunda Türkiye çare bulmuş (!) bizim Cumhurbaşkanı İstanbul’a gidecek, orada buluşacaklar ve görüşme böylece “çalışma ziyareti” olacakmış.
Olmasın, neden oluyor?
Bizim değerlerimize, bu ülkenin kurucusuna, önderine saygı göstermeyen, saygısızlığını da açıkça dayatmaktan çekinmeyen biri hiç gelmesin, ya onun memleketinde görüşsünler veya bir başka yerde... Verilecek cevap, yapılması gereken “onurlu duruş” budur.
Ama yapılmıyor. Türkiye bu saygısızlığa da boyun eğiyor ve kendi liderliğindeki baskı rejiminin kurallarını “3-5 cm” esnetenlerin (bu etek, kol, saç boyu ya da renkli türban, renkli tesettür kıyafeti olabilir örneğin) coplu polislerle kovalandığı ülkeye benzemeyen komşusuna da zaten kurucusu kadar gıcık olan adam için özel programlar hazırlanıyor, özel yer ve saat bildiriliyor.
Sizi bilmem ama ben haberi okur okumaz utanç duydum... Önüne gelene taviz veren, yargısına, hukukuna bile yapılan saygısızlıklara sesini çıkarmayan bir devletin hiç değilse bu kadarına izin vermeyeceğini zannederdim, orada da yanılmışım.
Yoksa sade bir vatandaş, bu ülkenin bir yazarı olarak hissettiğim samimi duygulara da ulusalcılık, yok bilmemnecilik diye isim mi takarlar?
Valla ne takarlarsa taksınlar hissiyat budur. Aynı duyguyu onurlu her vatandaşın taşıdığına da hiç şüphem yok!
(Not: Türkiye’de Atatürk’e bile dil uzatan, ona gösterilen saygıya ‘Kemalizm’ diye ideoloji etiketi yapıştıran veya Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi gibi ‘Cumhuriyete ve Atatürk ilkelerine bağlılık gösterenlerin Hz. Muhammed’le Atatürk’ü ayırt edemediğini iddia edenler’ Ahmedinecad gibilere bu cesareti veriyor. Yalanlarını, öylesine söylenmiş gibi beyinlere kazıyorlar.)
Kavrulunca anlayacaklar!
Antalya’da 4-5 gündür söndürülemeyen yangında 16 milyon ağaç yanmış, binlerce hektar verimli alan yok olmuş. Maddi kayıp ise 1 milyar YTL...
Bu ormanların eski haline dönmesi için ise 50 yıl gerekiyormuş.
Para bol nasıl olsa (!) onu düşünmek gerekmez, kapı kapı dolaşır buluruz icabında... İktidarların yandaşlarına denizde kum misali yağdırdığı bir ülkede paranın lâfı mı olur?
Borçla, harçla, başkasının parasıyla har vurup Harman savurur, keyf eder, geleceğimizi, torunlarımızın hakkını yerken lâfı mı olur?
Ama çok hayati bir kayıp daha oluyor bu yangınlarda, hele böyle “bugüne kadar görülmemiş çapta” orman yangınlarında...
Tabii yalnız yangınlar da değil, orman arazilerini bin çeşit dalavereyle kesip kırpıp bilinçli olarak katletmelerde de...
Ormanın yok olması bölgede su ve yağmuru azaltıyor. Yani zaten küresel ısınma nedeniyle en çok ve en önce zarar görecek, susuzluktan, sıcaktan çölleşecek ve kuruyacak ülkelerin başında gelen Türkiye’deki bu tehlikeyi daha da, daha da hızlandırıyor. Ve işe bakın ki teknoloji hızla en üst düzeye varmışken, yangın söndürmede bile Türkiye aynı hızla geriye gitmekte... Her yeni yaz bir öncekine göre kat kat daha fazla ormanı, seçme ağaçları ve bir o kadar da yaban hayvanı kaybediyoruz. Ve doğanın dengesi altüst oluyor.
Örneğin Antalya yangınında 8 helikopter, 7 uçak kullanılmış ve yangın günlerce söndürülememiş... O zaman rüzgârı buhane edeceklerine 16 helikopter, 14 uçak kullanmamalarının sebebi nedir?
Herşeye, sultanların sarayı gibi altın tokmaklı, musluklu parti binaları yaptırmaya, resmi konutları trilyonlar harcayarak dekore etmeye, özel uçaklarla dünyayı turlamaya para var da yangın uçağına mı yok?
Bu sorumsuzluklarda muhatap kimdir, kim olmalıdır söyler misiniz?
Söyleyin de yalnızca bize bozulmasınlar!
Niye “herkese” görev düşüyormuş?
Başka eğlenceye gerek kalmıyor.
Konuşulanlara, yazılanlara bakınca insan yeterince gülüp eğlenebiliyor. Siyasetçiler bir yandan, yıllanmış “ağır abi” gazeteciler -bile- öbür yandan “Anayasa Mahkemesi’nden çıkan karardan herkesin, muhalefetin de gereken dersi almasını” söylüyorlar. Veya “Bu durumdan çıkmak için herkese görev düştüğünü”...
“Neden herkes ders alacakmış” diye sorsanız cevabı yok. Herkes mi Anayasa’yı ihlâl etti, herkes mi laik rejime aykırı eylemlerin odağı haline geldi?
Gerçekten de bıraksınlar bu yanıltmaca ayaklarını da hiç değilse “uygun görülen garabet yaptırım”ın da yardımıyla (10 hakimin “odak” dediği partiye Hazine yardımından söz ediyorum) ülkeyi düzlüğe çıkaracak gelişmelere önayak olsunlar. Sorumlu partinin özeleştiri yapabilmesini sağlasınlar.
Yoksa gerçekten güldürüyor yaptıkları, bir kısmı gözü kapalı desteğe devamla, geri kalanı “ U” dönüşleriyle...
İnsanda sıkılma olur biraz!

