Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 2005'in son günlerinde Muğla'da evleri ziyaret ederek sürpriz yapması çok hoş bir düşünce... Tam "Aa, ne iyi akıl etmiş" diye okurken haberi, Muğla'da yaptığı konuşmayı gördüm.
"Birileri fitne sokmaya çalışırlar, duymayacağız. Başı açık olur, örtülü olur, herkes inandığı gibi yaşamalı" demiş. Bir şeyler diyecek elbette girmişken ama neden hep aynı şeyi diyor, onu anlamak güç.
Görünen köyün onun kılavuzluğuna ihtiyacı var mı? Bu ülkede zaten herkes inandığı gibi yaşıyor; evinde, sokakta, sinemada, tiyatroda, çarşıda, pazarda kimsenin inancıyla, örtüsüyle ilgili bir sorunu yok. Hiçbir zaman da olmadı.
Hatta yalnız ülkenin Müslüman nüfusu değil, her dinden, inançtan, ırktan insan aynı imkânlara sahip olarak, diğer tüm ülkelerden daha özgür yaşıyor; ayırım gözetmeyen laik rejim sayesinde... Durum böyle olmasına rağmen Başbakan'ın her üç konuşmanın birine "başörtüsü" lâfını sıkıştırması şikayet ettiği fitnenin ta kendisi oluyor.
Sürpriz, sürpriz!
Eskiden bazı padişahlar halkın durumunu görmek için aralarına tebdil-i kıyafet girerlermiş. Bence Tayyip Erdoğan da bu konuşmalar ve evleri açıktan ziyaret yerine aynı şeyi yapsa ve halkın sıkıntılarını, şikayetlerini dinlese daha büyük bir sürpriz olurdu. Gerçi bu kez asıl şaşıran da kendisi olurdu ama şüphesiz yararı daha büyük olurdu. Yoksa hangi başbakan halkın arasına girip "Beni görmekten memnun musunuz" diye sorsa "Evet başbakanım" cevabını alır.
Naziktir bizim insanımız, çöpten ekmek toplayarak yaşasa bile, işsizlikten, yoksulluktan kıvransa, gençlerinin çoğu gelecek endişesiyle bunalımda olsa bile sorulunca böyle cevap verir.
Zaten aksini söyleyeni korumalar toparlayıp götürüyorlar.
Neyse, Başbakan Muğla'dan aldığı cevaplarla yılbaşını mutlu geçirmiş. Şimdi sıra onun Ccmhurbaşkanlığına, Abdullah Gül'ün de başbakanlığına gelmiş son haberlere göre... Bazı AKP milletvekilleri 'Tayyip Bey'in cumhurbaşkanlığı ülkenin önünü açar, partimiz büyür" yorumunu yapmışlar. Her ne kadar cumhurbaşkanı tarafsız olmak zorunda ise de söz konusu AKP olunca tahminlerinin ikinci bölümü haklı çıkacaktır.
Gözler meşgul!
"Ülkenin önünü açar" kısmı da doğru olabilir, bakın VATAN' ın İnternet'te yaptığı anketin sonucuna göre "2006'da ne yapmayı plânlıyorsunuz" sorusunda en çok seçilen cevap 'Türkiye'yi terkermek" çıkmış. Görüldüğü gibi ülkenin önü açıldı. Türkiye'nin son yıllarda iyice yaşanmaz hale gelmesi, asıl büyük sorunlar dururken kavgalarla, yapay gündemlerle oyalanması insanlarına tek çarenin kaçmak olduğunu düşündürüyor artık.
AKP düşünmeye ve bizi meşgul etmeye devam etsin, şimdi de önümüzdeki 2 yılda en önemli sorunumuz: Köşk'e kim çıkacak?
Aslında zor değil, toplumun haline bir göz gezdirseler; "etrafa ateş saçarak, küçük çocukları, gencecik kızları öldürerek sevinen canileri" kapkaççıları, evlere saldıran hırsızları, Taksim'de her yılbaşı kadınları taciz eden sapıkları, tecavüzü, cinayeti, yolsuzluğu, işsizliği, yoksulluğu en ufak şekilde önleyemediklerini görecekler ama olmuyor.
Gözler Köşk'e bakmakla meşgul.
Yine de sevinin, ülkenin yanlız önü değil, arkası da açıldı!
Yokmuş gibi yaşayanlar! (2)
Dün başladığımız "bir annenin mektubu" na devam ediyoruz.
"Sizin nezdinizde; toplumun kalıplaşmış dar gelenekleri ve anlayışı içinde; duygu ve düşünceleriyle yapayalnız, sessiz, yokmuş gibi yaşayan, size yapılan seviyesiz saygısız saldırının benzerlerine her gün; eşi, konu-komşusu, en yakını, meslektaşı, müdürü tarafından maruz kalan binlerce Türk kadını kazandı.
Yazınızda; gelişmeleri, aklı başında, çağdaş, gelişmiş kadınların duygu ve düşüncelerini dile getirmenizi okurken çok heyecanlandım! Yüzümü alev basıyor, zaptedemediğim göz yaşlarım yanaklarımdan süzülüyor.
Sizin mücadeleniz ve yargının bu doğru kararıyla, Türk kadını: insanlık, kadın erkek eşitliği, hak, hukuk konusunda bir mertebe yükseldi bugün.
Ben 47 yaşında, emekli öğretmen, 13 yaşında kız evladını başarılı yetiştirebilmek için canını dişine takmış bir kadınım Ruhat Hanım."
Türkiye' nin önü nasıl açılır?
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 2005'in son günlerinde Muğla'da evleri ziyaret ederek sürpriz yapması çok hoş bir düşünce...
Haberin Devamı

