Türkiye’nin Malezya olmayacağının garantisi var mı?

Haberin Devamı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Richard Holbrooke’un Türkiye ile Malezya’yı “dünyadaki iki ılımlı İslâm ülkesi olarak örnek göstermesi” çoğumuzu rahatsız etti ve o günden bugüne Malezya tartışmaları da bitmek bilmedi.
Her ne kadar gazetecinin temel görevini unutarak iktidarlarla yakın ilişki kuran veya kendine göre nedenlerle -başka bir ülkede görülmeyecek şekilde- futbol takımı taraftarı gibi zafer çığlıklarıyla iktidarın her uygulamasının altına imzasını atan gazeteciler aksini iddia etse de bunlar haklı tartışmalardır.
Söz konusu “taraftar” gazeteciler Türkiye’nin asla Malezya olamayacağına gerekçe olarak sistem farkından tutun da bizde mahalle baskısının olmayışına kadar çeşitli nedenler gösteriyor ve gerçekleri anlatan (veya en azından hazırlanan anayasayı tartışanları) asker ya da darbe yanlısı olmakla suçluyorlar.
Avrupa ve Amerika’nın seçim öncesi maalesef Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisi gibi zamansız, gereksiz ve önemli bir malzemeyi kullanarak, laikliği tehlike altında gören ve gidişe karşı çıkan milyonlarca Türk vatandaşını ordu yanlısı ilan etmesi, cumhuriyet mitingleriyle orduyu özdeşleştirmesi AKP’ye olduğu kadar onlara da cesaret verdi.
Ama 27 Nisan bildirisi ne kadar gereksiz ve zararlı olduysa bu tavır da ülke için en az o kadar gereksiz ve zararlıdır.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay “Rektörlerin anayasayı bahane ederek YÖK’ün kaldırılmasına tepki gösterdiklerini” söyledi. Onun gibi sol kökenli, demokrat görüşlü bir siyasetçinin, üniversitelerin kapalı kapılar ardında hazırlanan sözüm ona “sivil” anayasa taslağına itiraz etmesini bu şekilde değerlendirmesi hem şaşırtıcı, hem de üzücüdür.
Rektörlerin, yargının, sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın (ki hepsi sivil toplumun en önemli kurumlarıdır) tepkileri, tartışmaları karşı çıkılamayacak kadar doğal bir durumdur ve durup dururken olmamıştır.
AKP geçen seçimden daha büyük bir çoğunlukla geldiği andan itibaren, verdiği uzlaşma, kucaklama sözlerini unutarak en agresif şekilde cumhuriyet değerlerini söküp atacak bir gayret içine girdi.

LİBERALLER İYİ DÜŞÜNSÜN
Bir darbe daha istenmeyen bir ülkede bu gidişi durdurabilecek olan ve de bu hakka sahip olan her kişi ve kurum konuşacaktır, konuşmalıdır.
Cumhurbaşkanı Gül ve Meclis Başkanı Toptan başta olmak üzere Türkiye’nin Malezya olmayacağını söyleyenlerin gösterebileceği garanti nedir?
Malezya kısa süre önce Holbrooke’u da birkaç hafta içinde yalancı çıkararak ılımı filan bıraktı ve laikliğin kalkabileceğini açıkladı. Ülke tümüyle şeriat yönetimine döndü. Önce türban üniversitelerde zorunlu idi, şimdi 5-6 yaşındaki kız çocuklar da türbanlı. Buradan başlayarak uygulayacakları diğer İslâmi kuralları tek tek yazmıyorum.
Malezya’yı iyi bilenler Türkiye’de de benzer gelişmelerin aynen olduğunu söylüyorlar, kaldı ki bugün özgür bir Müslüman ülkesi olduğu için tatillerini Türkiye’de geçirmeye koşan İranlılar arasında bile bunu söyleyenler var.
Prof. Feyza Bilgin’in 1988’de İlahiyat Fakültesi’nde yöneticiyken türban yasağının kalkması sonunda ortaya çıkan değişiklikleri anlattığı konuşmasında çok önemli bir gözlem vardı:
“Kızlar şikayetçi olmadılar ‘biz kendi rızamızla örtüyoruz’ dediler. Zaten şikayette olmaz. Ağabeyler, ablalar vardır” diyordu. Bugün Türkiye’de benzer şekilde “ağabey ve ablalar”ın bazı üniversite yurtlarında ve üniversitelerde, özellikle yüksek meslek okullarında faaliyet gösterdiği biliniyor.
AKP Kütahya Milletvekili Hüseyin Tuğcu’nun “Devletten iş isteyen müteahhidin eşi başını örtmeli” sözleri ise yeni ortaya çıkan bir baskı değil, ancak artık iyice artan bir baskıyı anlatıyor.
Bunlar mahalle baskısını çoktan aşan, AKP çevrelerinde demokrasinin nasıl algılandığını gösteren ve gelecek için, özellikle anayasada yapılmak istenen değişikliklerin sonucu için açık ipuçları veren sözlerdir.
“Liberal” gazeteciler başta olmak üzere her vatandaşın çok iyi düşünmesi gerekiyor.
Malezya’da geri dönüş çok ama çok zor olacak!

DİĞER YENİ YAZILAR