Türkiye’nin Kürtleri

DTP Dayanışma Kurulu üyesi Naci Kutlay da Pazartesi günü VATAN’da aynı hatayı yapıyordu; DTP’yi Türkiye Kürtleri’nin temsilcisi sayma hatasını

Haberin Devamı

DTP Dayanışma Kurulu üyesi Naci Kutlay da Pazartesi günü VATAN’da aynı hatayı yapıyordu; DTP’yi Türkiye Kürtleri’nin temsilcisi sayma hatasını.

Meselâ Barzani’nin sözleri DTP’ye ters gelmiyorsa bunu “Türkiye Kürtleri’ne ters gelmiyor” diye ifade ediyor. “Türkiye’nin geleceği özellikle içindeki ve dışındaki Kürtler’le iyi ilişkilerde” diyor.

Biraz daha ileri giderek ve TBMM’de Hakkari’den de, Edirne’den de milletvekilleri olduğunu unutarak (!) “Türkiye özellikle de Kızılay’ın etrafındaki o büyük binalardan (yani TBMM ve bakanlıklar) idare edilmeyecek, Hakkari’deki vatandaş da, Edirne’deki de iştirak edecek” diyor.

Çok ilginç bir olay anlatacağım şimdi... Pazartesi akşamı Adanalı hemşehrilerimle buluşmak üzere bir restorana gittim. Masaya oturur oturmaz yanıma bir garson yanaştı ve önce “dünkü programımı” çok beğendiğini belirtip tebrik ve teşekkür ettikten sonra telaşla ve aynen şunları söyledi:

“Ben doğma büyüme Urfalıyım, İstanbul’a 1986’da geldim ve bir Urfalı olarak burada şehrimin adını düzgün şekilde yaşatmak, başarılı olmak için elimden geleni yaptım. Ama DTP ve onun görüşünü paylaşanlar Doğulular hakkında bir önyargı yaratıyorlar. Sanki bütün Kürtler PKK’yı destekliyormuş gibi... Oysa onların düşünceleri kendilerini bağlar, bütün Doğulular’ı değil. Size tekrar teşekkür ediyorum, o soruları sorarak bizim düşüncelerimize tercüman oldunuz.”

Ve bu sözlerden sonra ekledi: “Bir Tokatlı kadınla evliyim, onun babasıyla 12 yıldır sorun yaşıyorum. Sırf Doğulu olduğum için, hakkımızda bu yanlış imajı yarattıkları için...”

Belki bir Urfalı garsonun bütün içtenliğiyle söyledikleri, benim bütün içtenliğimle söylediklerimden daha çok etkiler onları...

Ve “bir Türkiye partisi” olmanın gereklerini anlatır. Umarım!

*****

Kadir Topbaş dedi ki...
Salı günü İstanbul Büyüşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’la konuştum. Ona Dilara’nın ölümüne sebep olan olayda sorumlu görülen müteahhit firmaya büyük bir ihalenin verilmesi olayını da sordum.

Dün VATAN’da yazıldığı gibi “Firmanın daha önceden aldığı, hak ettiği bir ihalenin 2 yıllık ihale yasağı dışında kalacağını” söyledikten sonra şöyle devam etti:

“Ama bu firmaya Türkiye’de ilk kez bu kadar ciddi boyutta bir ceza verdik. Kamu kuruluşlarının hiçbir ihalesini 2 yıl boyunca bu isimdeki firmayla alamaz”...

Daha önce söylemediği ve özel olarak bana yaptığını söylediği açıklamaya göre ise;

“Firmanın 1.5 trilyon civarındaki bir alacağına da Belediye tarafından el konmuş, verilmeyecekmiş.”

Başkan Topbaş “Dönüm noktası olsun ve bundan sonra herkes yanlış yapmaya hakkı olmadığını bilsin istiyoruz” diyor. Bunların hepsi güzel. Ama...

Ama, yaptığı büyük hata ile bir çocuğun hayatını kaybetmesine ve ailesinin sonsuz üzüntüsüne neden olan bir firmanın daha önceden aldığı ihalelerin de iptal edilmesi; kamu vicdanının rahatlatılması, benzer hataların yapılmayacağının güvencesinin verilmesi ve adil bir yönetim açısından önemlidir, bu mutlaka yapılmalıdır.

Neden yapılmayacağını ve hâlâ ısrar edildiğini anlayamıyoruz. Ayrıca firmanın bir başka isimle ihalelere katılabilme imkânı ve ihtimali de son derece rahatsız edici.

Türkiye’de bu tür hileler anında ve çok kolay yapılabiliyor, bunların sonsuza kadar değiştirilemeyeceğini mi düşünmeliyiz acaba?

İlgili ilçe belediyesinin işin içinden tamamen sıyrılması da dikkat çekmeyecek gibi değil!

*****

Adet görmek “pislik” değildir!
Eski Diyanet İşleri Başkanı, VATAN yazarı Süleyman Ateş’e soracak o kadar çok soru birikiyor ki...

Dün yazısında kadınların adet günleri ile ilgili bilgi vermiş ve Kur’an’da “cinsel ilişki dışında” bundan söz edilmediğini söylemiş.

Ama hemen arkasından adet görmenin idrarı tutamama gibi bir özür olduğunu, “hayz”ın tiksindiren bir durum olduğunu, “kan akması”nın insanlar tarafından pislik kabul edildiğini anlatıyor.

Oysa adet hali “pislik” değildir, bilimsel olarak yalnızca vücutta olgunlaşan “yumurta”nın dışarı atılmasıdır, bu nedenle adet halindeki kadın da “pis” değildir. Kan akmasının da tiksindirici olmadığı, son derece doğal bir durum olduğu gibi...

Adet durumunda kadının cinsel ilişkiden uzak durmasının istenmesinin nedeni vücudun bu dönemde dışardan gelebilecek her tür bakteriye, mikroba açık durumda olmasıdır. (Erkekler açısından da kan yoluyla geçebilen hastalıklar nedeniyle sağlık önlemi olarak tercih edilmemesi doğrudur.)

Yani konu pislik, temizlikten çok sağlıkla ilgilidir.

Bu ve daha birçok konuda kafalar karışıyor.

- Yarın devam ederiz -

DİĞER YENİ YAZILAR