Türkiye laiktir, Hükümet din eksenli değildir vs, vs...

İpin ucu kaçtı yine, bundan sonra toparlanmak zordur. İşte basının, özellikle VATAN'ın son iki yıldır "Yapmayın, etmeyin şu toplumu bölmeyin, işler kontrolden çıkarsa toparlayamazsınız" diye çırpınması bundandı

Haberin Devamı

İpin ucu kaçtı yine, bundan sonra toparlanmak zordur. İşte basının, özellikle VATAN'ın son iki yıldır "Yapmayın, etmeyin şu toplumu bölmeyin, işler kontrolden çıkarsa toparlayamazsınız" diye çırpınması bundandı.

Başbakan Erdoğan da Tansu Çiller ve ondan sonrakiler gibi bunları "şahsına veya partisine düşmanlık" olarak algılamaktaydı ama aslında bu uyarıları yapanlar "onlara karşı" değil, "toplumun, ülkenin geleceğine taraftılar o kadar.

Şimdi parti kongrelerinde "AKP din eksenli parti değildir. Partilerin değil, kişilerin dini olur. O giydirilmek istenen gömleği giymeyeceğiz" deyip duruyor. Oysa gömlek giydirmeye çalışan yok, kendisi gönüllü olarak giydi, giymeye devam ediyor.

Giymek istemese çocukları 5-7 yaşında ele almaya başlayan tarikatlar, yasa dışı Kur'an kursları neden onun iktidar döneminde bu kadar rahat ortam buldular?

O kanun dışı Kur'an kurslarına izin verdiğinde kendisini eleştiren TÜSİAD Başkanı'na "Dikkat edin, sonra size dinsiz derler" diyerek, türban tartışmalarını her an gündemde tutup "zenci/beyaz" benzetmeleri yaparak, bir türbanlının sözüyle Büyükelçi yuhalatarak, AİHM kararına karşı çıkarak toplumu neden bölüyor, kışkırtıyor ve sonra da hep başkalarını, "bilinmeyen birilerini" suçluyor?

AB genel sekreterliği, Danıştay saldırısından sonra "AB müzakere belgesi" ne "Türkiye'nin eğitim sistemi laiktir" ifadesinin eklenmesini istemiş, Devlet Bakanı Babacan ise buna karşı çıkmış.

Din ekseni
Düşünün, bütün tartışmalarda "Ama Avrupa'da laiklik anlayışı bizimki gibi değil"in slogan haline getirilmesine rağmen o Avrupa gelecekten şüphe ettiği için bizim belgemize "laiklik" ilavesi yapılmasını istiyor ve bizim bakanımız buna karşı çıkıyor.

Ali Babacan hangi nedenle ne sakınca gördüğü için karşı çıktığını açıklamalıdır. Laikliği benimsemiş, din ile devlet işlerinin ayrılma kuralını uygulayan bir ülkede eğitim neden laik olmasın? Olmadığı takdirde yakın gelecekte ortaya çıkacak sorunları kim, nasıl önleyebilecek?

Hükümet ne kadar söylerse söylesin din ekseninden bir adım uzaklaşamıyor ve bu nedenle insanların laikliği yanlış anlaması, din karşıtlığı olarak algılaması, böylece kendilerinin o kitlenin sözcüsü gibi ortaya çıkması işlerine geliyor.

İşsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, uyuşturucu, şiddet ayyuka çıkmış, Karun Hazinesi çalınmış, yerine her istendiğinde sahteleri konmuş, Dolmabahçe Sarayı'nın yasak bölümlerinde bile isteyen herkes cirit atıyormuş bunlar hükümet için hiç sorun değil!

Ortam bu kadar güvensiz ve karışık hale geldikten sonra karanlık güçlerin ve olayların ortaya çıkması, suikast planlan hazırlaması ve bunları uygulamasının sorumlusu her zaman hükümettir. Konuşup yalanlamakla bu işlerin sorumluluğunu üzerlerinden atamayacaklarını bilmeleri gerekir!

Bu gerçekten olabilir mi?
Dün bir mail geldi... Elif Aslan isimli okurum şöyle diyor:

"Malta'nın Vittorisa' bölgesine gezi için giden Temuçin Kızıltan isimli Türk genci ve arkadaşları tarafından çekilen resimde, bir papazın doğum günü nedeniyle dikilmiş bir heykel görünüyor.

Malta ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ne alıp veremediği olmuş ki bu beyaz sakallı ama kara ruhlu insanın ayakları altına serilmiş bayrağımız.

Buraya akredite Büyükelçiliğimiz bu konu ile ne kadar alâkadar olmuş acaba? Malta'ya tur düzenleyen tur operatörleri bu heykelden haberdar mı?

Ben papazın ayağının altındaki Türk bayrağı, olsa olsa fotomontajdır, gerçek olamaz diye düşündüm... Yoksa bu kadar fahiş bir hakaretten herhalde Büyükelçilik habersiz olamazdı.

Yine de bir kontrol etseler iyi olur!

Babam için! Bugün Adana Salih Bosna Camii'nde cuma namazı öncesi rahmetli babam eski Adana Senatörü ve Senato Başkanvekili Mehmet Onaldı Adanalılar tarafından bir mevlüt töreni düzenlendi. Bütün hemşehrileri, isteyen herkes davetlidir. İlan verildi ama bir kez de ben duyurmak istedim. Bekliyoruz.

Ferhat Göçer haklı!
Magazin Gazetecileri Derneği'nin "Altın Objektif Ödülleri"ne Yıldız Kaplan ve Aylin Coşkun ile aynı kategoride aday gösterilmesine kızmış Ferhat Göçer... "Markasının zedelendiğini" söylemiş.

Çok haklı... Pop müzik olduğu bile belli olmayan, benzerleri arasında ayrılabilecek bir özgürlüğe de sahip olmayan sıradan şarkılarla Ferhat Göçer'in özgün ve daha çok opera, müzikal tarzına yakın olan tarzı ve sarkılan ve dahi son derece özgün sesi aynı kategoriye alınamaz.

Haydi alma hatasına düşüldü diyelim, SMS oylarında büyük farkla önde olan sanatçının ödülü başka birine nasıl verilebilir?

Her türlü itirazda haklıdır sanatçı. MGD eğer saygın bir kuruluş olarak kalmak, ödüllerine de gölge düşürmemek istiyorsa önce bu hatayı düzeltmeli, sonra da ödül vereceği sanatçıları gruplara ayırırken dikkatli olmalı.

"Yorum" özgünlük demektir. Kendine göre farklı bir üslup, tarz demektir. Herkes yazabilir, söyleyebilir ama herkes yorumcu olamaz. Bunu ayırmamız gerekiyor!

DİĞER YENİ YAZILAR