Türkiye hazır değil mi?

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan “gazetecilerin sorularını yanıtlıyor” dendiğinde nedense hep aynı gazeteciler karşısında hazır ol, pardon hazır durumda oluyorlar. Birkaç isim var ki TV’de, seyahatte ve her fırsatta asla karşısından ayrılmıyorlar.

O zaman da “uslu uslu sorular”a verilen cevaplara karşı yeni sorular sorulmuyor, açıklamalar irdelenemiyor. Kalıp soru, kalıp cevap...

Son TV konuşmasında örneğin; “yüzde 10 seçim barajı inmeyecek, Türkiye buna hazır değil” demiş. Sebep de “Koalisyon hükümetleri olmamalı”!

Peki sizin tek başınıza “az parti olsun, koalisyon olmasın” diye karar vererek temsilde adaleti göz ardı etmeniz demokrasiye uygun mu? “Cumhurbaşkanını vekiller değil, halk seçecek” diyorsunuz, vekilleri kim seçiyor? Halk değil mi? Değil işte, dananın kuyruğunun koptuğu yer burası!

Bu sorunun cevabı önemli... Cumhurbaşkanı seçiminde halka çok önem verildiği imajı yayılıyor ama örneğin halkın yüzde 9’unun oy verdiği partinin Meclis’te temsil hakkına sahip olamaması detay gibi gösteriliyor. Bu açıklaması yapılamayacak kadar büyük bir çelişkidir.

“ŞENER OLURSA”

Cumhurbaşkanını “halkın seçtiği vekiller” yerine “halkın kendisinin seçmesi”ne de hiç gerek yoktur aslında. Tam aksine “militan partizan” bir ismin seçilmemesi için Meclis’te uzlaşmanın sağlanması (ki hatırlayın CHP “Abdüllatif Şener aday olursa destekleriz” demişti), böylece daha sonra -bugün olduğu gibi- ortaya çıkacak kavgalarda, çekişmelerde cumhurbaşkanının liderleri bir araya getirerek ortamı sakinleştirmesi, istikrarın bozulmaması açısından önemlidir.

Cumhurbaşkanı Gül bunu teklif etti ama başarabildi mi, hayır. Çünkü tamamen partisinin doğrultusunda karar verdiğini birçok kez (son olarak rektör atamalarında 14 rektörü üniversitelerin seçmediği isimler arasından atayarak) gösterdi.

Gelelim dananın kuyruğunun koptuğu yere... Milletvekillerin halkın vekili değil liderlerin vekili olması çok ciddi sorundur. Başbakan’ın “halk seçecek” demesinin bir nedeni “halkın çoğunluğunun ‘tarafsız cumhurbaşkanı’nın önemini düşünerek değil, ismin popülaritesine, propagandalara bakarak karar vermesi” ise, bir nedeni de belki budur.

BU SORULARIN CEVABI?

Milletvekillerini lider yerine halkın seçmesi, isimlerin lider yerine önseçimle belirlenmesi, aynen yüzde 10 barajının indirilmesi gibi demokrasi için şarttır. Peki bunu sağlayacak değişiklik neden hükümet tarafından ısrarla unutturuluyor, hiç ağza alınmıyor?

Seçim Yasası ve Siyasi Partiler Yasası değişmeden, dokunulmazlıklar kalkıp suç dosyası olanların ülkeyi yönetmemesi sağlanmadan, yargı bağımsızlığı için HSYK Adalet Bakanlığı baskısından kurtarılmadan, basın özgürlüğü için “medyayı hükümetlerin hışmına karşı koruyucu önlemler” belirlenmeden neden bu halk bir seçime daha zorla gönderiliyor? Bu konuda neden Başbakan’ın soru cevapladığını hiç duymuyoruz?

Soruları devamlı aynı gazeteciler soruyor olmasa duyabilirdik ama bu şartlarda maalesef duyamıyoruz. Başbakan Erdoğan diğer gazetecilerin soruları olarak bunları da cevaplarsa ve seçimden önce, yüksek yargı üyelerini ve Anayasa’yı “liderin vekilleri” ile değiştirmeden önce Seçim Kanunu’nun değişmesinin önemini topluma açıklarsa çok memnun oluruz.

***


AB’ye “basın özgürlüğü” tepkisi!

ABbüyükelçilerine verilen yemekte Başbakan birçok konuyla birlikte Avrupa Parlamentosu raporunun “basın özgürlüğü” ile ilgili bölümüne de tepki göstermiş ve: “Türkiye’de basın özgürlüğü konusundaki tartışmalar Avrupa’ya farklı aksettiriliyor. Türkiye’deki bir kısım medyanın lobi faaliyetleri sebebiyle böyle oluyor (...) Basının başbakanı eleştirme hakkı olduğu kadar, başbakanın da basını eleştirme hakkı vardır. Türkiye’de medya kuruluşlarının yayınları derinlemesine incelendiğinde 7 yıl öncesine göre kıyas kabul etmeyecek derecede ileri olduğu görülecektir” demiş.

Tayyip Erdoğan haklı, basın eleştiriyorsa başbakan da “bir yanlış, bir haksızlık yapılmışsa” söyleyecektir, demokrasi bunu gerektirir. Ama AP raporunun, Erdoğan’ın “bir kısım medya” ile kastettiği “eleştirebilen, iktidarın güdümünde olmayan” medya ile, lobi faaliyeti vs. ile alakası yok. Dünya, Türkiye’de giderek tüm medya kuruluşlarının iktidara çok yakın isimlerin eline geçtiğini, yapılan baskıların boyutlarını görüyor. İktidar medyası dışında kalan gazete ve gazetecilerin artık eleştiri yapmaya bile korktuğunu ve bu korkunun bizzat Başbakan’dan kaynaklandığını görüyor.

Başbakanlar medyayı eleştirebilir ama “Bu gazeteleri almayın” çağrıları yapamaz. Haberlerine, yorumlarına kızdığı medya kuruluşlarını gücünden yararlanarak en ağır şekilde cezalandırmaya, yok etmeye çalışamaz. AP raporunda vurgulanan bu noktanın ta kendisidir.

Basının 7 yıl öncesine göre daha ileri (veya daha özgür) olmasına gelince... Acaba sadece orduya yapılan hakaretlerde artık sınır tanımayanları mı kastediyor?

DİĞER YENİ YAZILAR