“Türkiye halkları” ve sınırlar!

Perşembe günü okurumuz Amaç Bükmen’den önemli bir mektup gelmiş. Daha doğrusu, aynı zamanda dikkatli bir TV izleyicisi olduğu anlaşılan Bükmen, Abbas Güçlü’nün son programındaki iki önemli noktaya dikkatimizi çekmiş

Haberin Devamı

Perşembe günü okurumuz Amaç Bükmen’den önemli bir mektup gelmiş. Daha doğrusu, aynı zamanda dikkatli bir TV izleyicisi olduğu anlaşılan Bükmen, Abbas Güçlü’nün son programındaki iki önemli noktaya dikkatimizi çekmiş.

Diyor ki:

“Dün gece Genç Bakış isimli programda genç bir bayan öğrenci bir soru sordu. Konuk, Devlet Bakanı Abdüllatif Şener idi. Bu kız bakana yönelttiği soruda özellikle ‘Türkiye halkları’ ifadesini kullandı. Fakat çok uyanıkça davrandı; sorunun genel içeriği salondaki gençlerin hislerini okşayacak yapıdaydı. ‘Türkiye halkları’ ifadesi araya sıkıştırıldı. Ben bakanımızın, cevabına ‘Türkiye’de halkları yoktur. Türk halkı, Türk milleti, Türk ulusu vardır’ diyerek başlayacağını tahmin ettim. Fakat Bakan Bey ‘soruyu anlamadım’ dedi (...) Abbas Güçlü Bakan’a soruyu tekrar ederken o ifadeyi ‘Etnik kökenler’ olarak değiştirdi.

Ve Türk ulusu için hayati önem taşıyan bir çözülme ifadesi hiçbir tepki almadı. Oysa salon, memleketinin iyiliğini düşünen gençlerle doluydu. Açıkça anlaşılıyor ki; hükümetin ‘Türk ulusu’ kavramından daha çok önemsediği kavramlar var! Örneğin Bakan, globallikten söz etti ve ‘Sınırlar artık ülkeleri koruma işlevini yitirdi’ dedi. Yitirdiyse Türk ordusuna gerek kalmadı mı? O zaman bu an dahi yürekli gençlerimiz neden şehit oluyorlar? Bunu bakana sormak isterdim (...) Saygılarımı sunuyorum.”

OSMANLI’DA DEĞİLİZ!
Ben de Amaç Bükmen’e çok hak verdiğimi bilmenizi istiyorum. Türkiye sanki farklı ülkelerden, onların farklı halklarından oluşuyormuş gibi “Türkiye halkları” deyimi uzun bir süredir kasıtlı olarak kullanılıyor. Özellikle artık bazı grupların küstahlığı keyiflerine göre Türkiye haritaları üretecek boyuta getirdikleri, Diyarbakır’dan “başkentmiş gibi” söz ettikleri bir dönemde bir bakanın bu ifadeyi atlamaması gerekirdi.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde olsaydık haklı sayılabilirlerdi ama artık değiliz ve Türkiye Cumhuriyeti (Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın Atina’da yaptığı konuşmada da belirttiği gibi) ırk esasına dayalı bir Cumhuriyet değildir, yurttaşlığa dayalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran insanlar dil, din, ırk ayırımı gözetilmeksizin Türk ulusunu oluşturmuştur.

Sınırlar konusuna gelince; “globalleşme” tarifi iyi anlaşılmadığı için “artık bilgi, emek ve sermaye söz konusu olduğunda, dünyanın sınırların olmadığı büyük bir köy gibi algılanması” da işte bu hale dönüşebiliyor; “sınırlar artık ülkeleri koruma işlevini yitirmiş.”

Bugün herhangi bir ülkenin sınırını izinsiz olarak bir adım geçin bakalım... Koruma işlevinin ne halde olduğunu anlarsınız.

Doğrusu Abdüllatif Şener’in aynı programda iki ciddi hatayı aynı anda yapması şaşırtıcı. Ona bir de Chirac’ın geçen yıl AB Fransa’yı “azınlık haklarıyla ilgili olarak” uyardığında verdiği cevabı hatırlatmak isterim.

“Fransa’da azınlık yoktur, Fransız ulusu vardır” demişti Chirac. Nasıl ama?

*****

Cumhuriyet yürüyüşü!
Bugün Ankara’da tam 125 sivil toplum kuruluşunun katılımıyla büyük bir “Cumhuriyet Yürüyüşü” yapılacak. Sabah 11.00 de AKM’de başlayacak yürüyüş, Tandoğan Meydanı’ndaki mitingle devam edecek ve Anıtkabir’de son bulacak.

Bir kez de ben duyurayım dedim. Ankara’daysanız ve Cumhuriyet’i seviyorsanız durmayın, gösterin sevginizi!

DİĞER YENİ YAZILAR