Dünyanın hayretle ve dikkatle izlediği bir deprem yaşanmaktaydı Türkiye’de.. Azılı katillerin, tecavüzcülerin (hatta 13 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan küçük çocuk tecavüzcülerinin) serbest bırakıldığı ama başta bilim adamları ve gazeteciler olmak üzere çok sayıda insanın “telefon konuşmaları, yazıları, kitapları neden gösterilerek” tutuklandığı bir yargı depremi..
ARALIKSIZ TEPKİLER SÜRERKEN
Bir “hukuksuzluklar” depremi.. Time’dan Washington Post’a, Economist’ten Financial Times’a dünyanın en prestijli dergi ve gazetelerinden, bütün basın kuruluşlarından diğer sivil toplum kuruluşlarına ve Avrupa Parlamentosu’na kadar Batı dünyasının “gazeteci tutuklamaları hukuksuz ve basın özgürlüğüne tehdit halinde” tepkilerinin arkası kesilmeden.. Bunlar olurken ve özellikle son “Nedim Şener ile Ahmet Şık’ın tutuklanması” bardaktaki son damlayı taşırmışken önce; darbe soruşturmasında ortaya nasıl çıktığı anlaşılmayan “Baykal’a yeni bir komplo” iddiası gündeme atıldı..
ONLAR DA UNUTULUR!
Son yıllarda sık sık görüldüğü gibi gündem aniden değişti ve deprem niteliğindeki tutuklama tartışmalarının, tepkilerin yerini “İklim Bayraktar-Baykal ve taciz” tartışmaları aldı. Arkadan 8.9 şiddetindeki Japonya depremi geldi ve konu kapandı.. Şimdi artık Savcı’nın (veya emirleri kim veriyorsa onun) keyfinin uygun gördüğü süre tamamlanıncaya kadar Şener ve Şık da “cezaevi köşelerinde” yaşamlarından aylar tüketerek, ailelerinden ve özgürlüklerinden uzakta, işleri de ellerinden alınmış vaziyette bekleyecekler.
En azından “seçime kadar” çıkamayacakları kuvvetle muhtemeldir. Mahkum etmek için bugüne kadar hiç kimseye yeterli “darbeci” delili, kanıtı bulunamadığına göre belki de seçim sonrası PKK’yı da içine alan bir genel af ile bu “çözümsüzlük”ten, içinden çıkılamaz durumdan kurtulurlar, bilinmez.. Ama Başbakan’ın AP Raporu’ndaki uyarıya karşılık her zamanki “yargının tasarrufudur, biz karışmayız” sözlerini tekrarlamak yerine, son zamanlarda kullanmaya başladığı “Biz ne savcıyız, ne hakim” sözleri yerine “Onlar rapor yazsın, biz bildiğimizi okuruz” demesi artık bu noktadan sonra “Batı’dan gelen tepkilerin” de hiçbir anlam ifade etmeyeceğini gösteriyor.
AB BUNU İSTEDİ
Ama AB, AP bu cevabı hak ettiler doğrusu.. Türkiye’de “yargıyı tamamen, son merci olan yüksek mahkemeler dahil siyasi gücün güdümüne sokacak” adımlar (ki Avrupa’da asla izin verilmez) atılırken her tür desteği veren ve hala son raporlarında da aynı körlüğü sürdüren Avrupa’nın artık gık çıkaracak hakkı yoktur. Bundan sonra onlar da Marko Paşa’ya gidecek ve “yetmez ama Evet” diyecekler.
KAVGAYI BIRAK, DEPREME BAK!
Japonya depreminde resmi kaynakların açıklamasına göre şu ana kadar 60 kişinin öldüğü, 56 kişinin de kayıp olduğu bildiriliyor ama bu arada tsunamide 88 bin kişiden haber alınamadığı da söyleniyor. Ki uzmanlar “Marmara Depremi’nden 50-60 kat büyük, 500-600 atom bombasının patlamasına eşit” şiddette olduğunu bildirdiler. Marmara Depremi’nde ölenlerin sayısı ise 18 bin’e yakındı.
Allah korusun ama bu şiddette bir depremin İstanbul’da da beklendiği uzun süredir söylendiğine göre bir alalım bakalım 18 binin 60 katını, ne çıkar acaba? Ben yazmaya bile korkuyorum.. Peki İstanbul’da ve diğer deprem bölgelerinde ne gibi bir deprem seferberliği yapıldı ya da hiç yapıldı mı? Çürük binaların, köprü, hastane ve okulların kaç yüz tanesi (yok böyle bir şey, bahsi bile geçmedi, oysa binlercesi yapılmalı) güçlendirildi ve 8-9 şiddetinde bir depreme dayanıklı hale getirildi?
AÇIKLANSIN!
Şimdi topluma “Türkiye’de böyle bir deprem olsa 30-40’tan fazla kayıp olmaz, şunları şunları bitirdik, Los Angeles’taki insanlar gibi korkmadan, güven içinde yaşayabiliriz” açıklaması yapılmalı değil mi? Değil olmalı ki kimsenin umurunda da değil.. Varsa yoksa “bitmeyen seçim ve referandumlarda rakipleri etkisiz hale getirme, halkın gözünü boyayacak konuları öne sürme, kavga, hakaret, kıyamet”..
Birbirinin gözünü oymaktan, kuyusunu kazmaktan başka konusu olmayan bir millet ve ona yakışır bir siyaset. Bulunduğumuz nokta budur ve 600 atom bombası şiddetinde deprem haberlerinin, korkusunun bile bizi kendimize getireceğine dair bir umut yok. Bunlardan daha dehşet verici ne olabilir sorun kendinize, bir kerecik sorun!
Türkiye depreminden Japonya depremine..
Haberin Devamı

