Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak; Türkiye çapında neredeyse alarm ilan edilir, bütün vatandaşlar hukuka ve insan haklarına aykırı şekilde dinlenir, ülkeye “toplumu konuşamaz hale getiren” bir korku yayılır, hakkında delil bulunamayan insanlar gözaltına alınıp bırakılırken veya önce tutuklanıp sonra iddianamesi yazılırken Deniz Feneri soruşturmasında nedense hukuk hiç yürümedi.
O kadar “yürümedi” ki Almanya’da 17 Ağustos 2008’de sonuçlanan davanın dosyası bin türlü oyalama ile Türkiye’ye (İNANILMAZ bir gecikmeyle) 6 ay sonra 24 Şubat 2009’da gelebildi ve tercümanların “15 günde biter” dediği tercüme için 2,5 aydır hâlâ bekleniyor. Bu arada Frankfurt Savcılığı’nın oradaki dava sırasında Türkiye’ye “yüzyılın en büyük bağış yolsuzluğu” dedikleri bu davanın (aralarında RTÜK Bşk. Zahit Akman’ın da bulunduğu) asıl faillerinin Türkiye’de olduğunu, bunların yakalanarak soruşturulması gerektiğini bildirdiğini hepimiz aylar önce duyduk, öğrendik.
Ama Adalet Bakanı Şahin, yaptığı başarılı oyalama ile davaya zaman kaybettirirken bu “asıl faillere” hem çok önemli bir zaman kazandırdığı, hem de suç delillerini ortadan kaldırmalarına, kim bilir hangi paralarla alınan gayrimenkulleri devretmelerine (bazıları bu faillerin kendi arasında devredilmiş) imkân sağladığı açıkça ortada...
DELİL KARARTMA
Nitekim, bekleye bekleye sonunda sabrı taşan Frankfurt Savcılığı’ndan “verdikleri listenin soruşturulması için” Türk Adalet Bakanlığı’na gönderilen ve Bakan Şahin’in yine “geldi, gelmedi, tercüme edilecek, yok zaten Türkçe’ymiş” gibi oyalamalarla zaman kaybına neden olduğu “yardım talebi dosyası”nda zanlı listesinin ilk sırasında RTÜK Başkanı Zahid Akman bulunuyor, Kanal 7’nin Başkanı Zekeriya Karaman’ın ise “suç olan fiillerin gizlenmesi için Firdevsi Ermiş’e “çifte muhasebe tutması ayrıca özel bir muhasebe programı kullanması için talimat verdiği” vurgulanıyor.
“Bu 16 kişinin ifadesini alın” denerek; Deniz Feneri e.V ile Kanal 7 ve Türk Deniz Feneri arasındaki ilişkiler, para trafiği, sözleşmeler soruluyor.
Şimdi CHP; Grup Başkanvekilleri Kemal Kılıçdaroğlu, Hakkı Süha Okay ve Kemal Anadol’un imzasıyla Meclis’e “Adalet Bakanı’nın Deniz Feneri davasında taraf görüntüsü verdiği, delillerin karartılması için ortam hazırladığı, kamuoyunu yanlış bilgilendirdiği” için bir gensoru önergesi vermiş. Aynı önergede “ülke genelini, tüm vatandaşları kapsayan ve Anayasa’ya, yasalara, uluslararası sözleşmelere, AİHM kararlarına aykırı olarak yapılan telefon dinlemeleri ile yargıç ve savcılar üzerinde Adalet Bakanlığı’nın kurduğu baskı” da yer alıyor.
ADLİ TIP VE DENİZ FENERİ YETER!
Dün CHP Milletvekili (hukukçu) Atilla Kart’a “Bu gensorunun ne faydası olacak” diye sordum. Türkiye’de şu andaki demokrasi anlayışı ve parlamento kavramı ile maalesef “çoğunluk bizde, reddederiz” tavrının görüleceğini ama kamuoyunun bilgilendirilmesi adına gensorunun yararlı olacağını söyledi.
Bir Batı ülkesinde olsa sadece Deniz Feneri davasında yaptıkları ya da Adli Tıp’taki rezaletlerle tecavüzcülerin kurtarılıyor olması Adalet Bakanı’nı anında koltuğundan etmeye yeterdi.
Hiçbir hükümetin Türkiye’ye “çağdışı ülke” muamelesi yapmaya hakkı yok, Adalet Bakanı’nın yaptıkları topluma ve hukuka ciddi bir saygısızlıktır. Mehmet Ali Şahin kendisi istifa etmeyecekse partisi bu istifayı sağlamak zorundadır.
******
Obama Türkiye’yi nasıl uyuttu?
Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ 26 Nisan Pazar günü Her Açıdan’da “Obama’nın Ermeni soykırım iddiası ile ilgili olarak 24 Nisan’da yaptığı açıklama” hakkında çok önemli bilgiler vermişti.
Meclis’te 29 Nisan’da yaptığı konuşmada da aynı noktalara değindi. Bunlardan biri ABD Başkanı’nın seçim kampanyasında 5 kez tekrarladığı “soykırım” sözcüğü yerine Ermenilerin kullandığı “meds yeghern” yani “büyük felaket” deyimini kullanmasının da önem taşıdığı, diğeri ise Obama’nın “Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi”ni bilmemesinin imkânsız olduğuydu.
Elekdağ, bu sözleşmede “soykırım” suçunun tam tanımının yapıldığını ve suçun mevcut olması için yetkili mahkemeler tarafından suçun kanıtlanması ve özel kasıtla işlendiğinin saptanması gerektiğinin belirtildiğini...
Ruanda ve Yugoslavya çatışmaları sırasındaki soykırım zanlılarını veya Alman Nazileri’ni mahkum eden mahkemeler olduğunu, oysa 1915 Ermeni tehciriyle ilgili olarak Osmanlı Devleti hakkında böyle bir mahkeme kararı bulunmadığını söyleyerek “Değerli bir hukukçu olan Obama’nın bunları ve hukukun temel ilkesi olan Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde de yer alan masumiyet karinesini bilmemesi mümkün mü” diye soruyor.
Bunun dışında Ermenistan’la kurulması düşünülen “Ortak Tarih Komisyonu”nun “soykırım olmamıştır” sonucuna varmasının da Ermenistan’ı “soykırım iddiasından vazgeçirmeyeceğini”, kısacası bu komisyonun bir anlamı olmayacağını söyleyerek uyarıyor.
Eğer “parti ayırımı gözetilmeden” Şükrü Elekdağ, Onur Öymen gibi deneyimli diplomatların görüşüne başvurulsaydı, Obama’yla çok daha farklı konuşmak mümkün olabilir, bu konulara dikkati çekilebilirdi.
TÜRKİYE HAREKETE GEÇMELİ
O kadar uyarmamıza rağmen ABD Başkanı’na, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin “Suç bizdeydi, Osmanlı’nın başka çaresi yoktu” dediği konuşmasının kitapçığını verdiklerini bile sanmıyorum.
Şimdi gelelim Obama’nın kullandığı “meds yeghern” deyimine... Uluslararası araştırmalar yapan yazar Aytunç Altındal dün kendisini programa davet etmek üzere aradığımda Londra’daydı ve konunun “çok önemli” olduğunu söyleyerek şu açıklamayı yaptı:
“Yahudiler ‘Holocaust’ terimi sayesinde Alman Nazilerinin yaptığını ‘özel bir suç’ kapsamına aldırarak tazminata hak kazandılar. Ermenilerin yapmaya çalıştığı da 1915 olayını ‘insanlar tarafından meydana getirilen büyük felaket’ diye tanımlayarak “özel suç” kapsamına aldırmak. Karşılıklı olayları ‘tek tarafın yarattığı felaket’ haline getirmekle bunu kolayca sağlayabilirler, zaten Obama’nın konuşması dikkatle okunursa bunlar içinde var. Yani ‘meds yeghern’ hukuki karşılığı olan bir terimdir ve Türkiye hemen harekete geçerek AİHM’ye ‘Mahkeme kararı olmadan Obama bu deyimi de kullanamaz’ demek zorundadır. Aksi takdirde geç kalınacak, dünya hukuk literatürüne Türkiye için de bunun girmesini sağlayacaklar.”
Anlaşıldığına göre Obama bizi de, dünyayı da “soykırım” demekten daha beter şekilde uyutmuş. Türk hükümetinin geç kalmadan bu konuyu tartışıp AİHM’ye başvurması, “Tarih Komisyonu” meselesini de iyi düşünmesi gerekiyor.
ABD medyasının şu günlerde Başbakan Erdoğan’ı gazlama çabalarına aldanıp alelacele sınır kapısını açmadan önce!
Türkiye “Deniz Feneri istifası”nı bekliyor!
Haberin Devamı

