Türkiye’den laiklik manzaraları

Haberin Devamı

ABD’nin ve AB ülkelerinin medyaları, önemli düşünce kuruluşları nedense (!) son aylarda özellikle son haftalarda ısrarla “Türkiye’de laik rejimin sıkıntıda olduğunu, İslâmcılığa kayan bir ülke görünümü verdiğini, tarikat ve cemaat baskılarının arttığını” vurguluyorlar.

Son olarak İngiltere’nin en prestijli gazetelerinden The Independent “Obama’ya soru soran öğrencilere bakmayın, Türkiye’de laiklik geriliyor, mini etekli öğrenciler modern Türkiye’de laiklerle dinciler arasındaki dengeye dair yanıltıcı bir izlenim veriyor. Gerçek şu ki kırsal kesimde hatta İstanbul’da bile laiklik geriliyor” yorumunu yapmış.

Obama ile görüşen öğrenciler doğal olarak üniversitelerin akıllı, başarılı öğrencileri arasından seçilmiş, kıyafetlerine de özel bir özen göstermiş gençlerdi. Görüntülerde, fotoğraflarda “oturunca eteği dizinin üstüne çıkmış” genç kızlar da vardı ama “çoğu mini etekliydi” denemez. Independent sanki hepsi mini etekliymiş gibi “mini etek” vurgusunu herhalde “Batılılar kadar modern giyimli gençlerdi” tanımını yapmak üzere kullanmış olmalı.

Tabii ki “laikliği mini etekle özdeşleştirebilecekleri bir kavram olarak” göstermeleri doğru değil... O kızların hepsi pantolon giymiş olsalar da çağdaş ve akıllı gençler olmaları “laik rejime saygılı” olmaları, takdir etmeleri için yeterlidir.

Her neyse bu gazetenin anlatmaya çalıştığı “modern giyimli insanların bulunması Türkiye’de laikliğin “gerilemiyor” olduğunu göstermez. Laiklerle dinciler arasındaki denge dinciler lehine bir tabloyu yansıtmaktadır, bu görüntü yanıltıcıdır” görüşü...

Türkiye’de yapılan son araştırmalardan çıkan sonuçlar da bu görüşten, uyarıdan farklı değil.

DİNCİ, İSLÂMCI!

Burada Independent’ın başka bazı yabancı gazete ve düşünce kuruluşlarının yaptığı hataya düşmediği ve “dindar” ile “dinci”yi yani “dini siyasete alet eden, dinî baskıları onaylayan, din diktatörlüklerine özenen”i karıştırmaması.

Zira diğer ülkelerin yaptığı en büyük hata “laiklik” ile “dindarlığı” veya “laikler” ile “dindarlar”ı karşı kutuplar gibi göstermeleri, “dindar” ile “dinci, İslâmcı” tanımlarını karıştırmaları. Oysa laiklerin de çoğu dindar, dindarların da çoğu “din baskılarının olmamasını, devletin belli bir dini varmış gibi ayırımcılık yapmamasını” sağlayan laikliğin öneminin bilincinde...

Dün verilen Fethullah Gülen haberinde ise Gülen “İrtica sözcüğünün darbelere zemin hazırlamak üzere ortaya çıkarıldığını, siyasi bir suçlama, sindirme aracı olarak kullanıldığını, İslâmcı/dinci gibi ifadelerin dine düşman insanlar tarafından çıkarıldığını” söylüyor, “Bizde İslâm, Müslüman, mümin vardır” diyordu.

Kısa süre önce uzun yıllardır Fethullah Gülen’le çalışmış ve çalışmakta olan yazar Hüseyin Gülerce telefonla katıldığı Her Açıdan’da “Gülen hareketinin bir sivil toplum, eğitim hareketi olduğunu, Gülen’in ise sivil toplumcu bir sevgi insanı olduğunu söylemişti. Bu açıklamalar “sevgi ve birlik” yerine “siyaset ve kutuplaştırma” içeriyor mu, içermiyor mu düşünmeleri lazım.

Ayrıca, evet bizde “İslâm, Müslüman ve mümin” vardır ama “bunları istismar eden, Arap rejimlerine özentiyle, köktendincilikle ülkeyi İran, Malezya yoluna sokma gayretinde olanlar için” kullanılan “dinci, İslâmcı” tanımına uygun kişiler de vardır.

Eğer yoksa, bunu yapanlardan “hangi sıfat”la söz edilmesi daha doğrudur onu açıklasınlar.

Ve eğer yoksa, haydi biz ülkemizdeki gidişi fark etmiyoruz son zamanlarda Batı’dan gelen tüm bu uyarılar neden yapılmakta onu da açıklasınlar.

Sebebi nedir, arkası kesilmeyen bu uyarıların?

DİĞER YENİ YAZILAR