Türkiye’de suçların hepsi 'maydanoz'!

Haberin Devamı

AKP ‘görevi kötüye kullanma’ suçunun cezasını yarıya indirmek üzere yasa teklifi vermiş, her zaman ‘en ciddi olayları son derece basit ve önemsiz göstermekte’ pek mahir olan Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu da “Yerinde bir teklif, biz zaten buna ‘maydanoz suç tiplemesi’ deriz” sözleriyle arka çıkmış... “Biz deriz”deki “biz” ile kimi kastediyor belli değil, zira ülkenin hukukçularının , en önemli suçlardan biri olan ve sonuçta ‘zimmete para geçirmek’ ten ‘onlarca trilyonluk ihalelere fesat karıştırma’ ya, mevkiden yararlanarak ülkenin ‘medya, yargı, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları’ gibi demokratik kurumlarına baskı uygulamaya, medya patronlarına yazarlarını atması için alenen çağrı yapmaya, devlet destekli derneklerin “topladıkları bağışları cebe atmasına”, mahkemelerin kararlarına siyaset karıştırılarak haksız tutuklamalar yapılmasına kadar çok sayıda suçu içeren bir ceza maddesine “maydanoz suç nasılsa” diyebileceğine inanmak zor. Bu suçun cezasının arttırılmasını,böylece belediyelerden tüm diğer kuruluşlara kadar “görevle ilgili işlenmiş suçların hak ettiği şekilde cezalandırılacağını” herkesin anlamasını isteyecek yerde bir (veya iki) siyasetçi neden “bu suçun cezası insin” der ki? Memlekette konuşacak, önerge verecek konu mu yok ve ayrıca bunu savunmak koskoca Anayasa Komisyonu Başkanı ’na mı kalmıştır merak ediyor insan... Ama ağızlarını yormasınlar çünkü sadece bu değil Türkiye’de artık tüm ağır suçlar “maydanoz” haline dönüştü, ortada adalet de kalmadı, ceza alan da..Yüksek mahkemelerin tüm üyeleriyle siyasi iktidarın emrine girmesinden sonra geriye kalan ‘kırıntıların’ yok olduğu da kısa sürede görülecektir ama işte mesele hep gelip dayanıyor “toplumların layık oldukları gibi yönetilmesi”ne...

Bir ülkenin aydınları, medyası, yargı üyeleri bile adeta siyasi partilermiş gibi kutuplara ayrılır, asli görevlerini, sorumluluklarını unutur ve yanlışları eleştirmek yerine siyasi gücün her eylemine destek verirlerse “medya derneğinden yargı derneğine” kadar tüm kuruluşları isimlerine “demokratik” kelimesini ekleseler de sonuçta demokrasinin, adaletin uçup gitmesine yardımcı olurlar ve son pişmanlık da hiç fayda etmez. Hatırlayalım; Referanduma kadar Anayasa değişikliklerine cansiperane destek veren ( ödül olarak “diğer eşbaşkan”a üniversitede özel kadro açıldı ama) Demokrat Yargı Derneği’ nin eşbaşkanı Orhangazi Ertekin hemen referandum ertesinde “HSYK üyelerinin seçiminde Adalet Bakanlığı’nın uyguladığı baskıyı görünce” o Anayasa değişikliklerinin nelere malolacağını anlayarak tepki göstermişti. Aynı şekilde katıksız destek veren Taraf gazetesinin 25 Ekim Pazartesi günkü manşet haberi ise “ AKP şeffaflığın üstüne şal örttü, AKP’liler devletin denetlenmesi için kritik önemdeki Sayıştay Kanunu’nu eleğe çevirdi, kanun teklifindeki ‘hesap verme ilkesi’ iptal edildi” idi. Aylar boyunca aksini savunup milleti inandırdıktan sonra bunları şimdi söylemenin ne anlamı var, ne faydası var? Bu tablodaki kendi rollerini unutturabilir mi? Her neyse bütün bu durum artık en ciddi olayların “maydanoz” olduğunu yerince anlatıyor,itiraz edenlerin de “üstüne bir bardak su içmeleri” gerekiyor.

Adalet dediğin budur!

Alman mahkemesi “Deniz Feneri” davasını tekrar açıp “meslek edinilmiş dolandırıcılık” la suçladığı Zahit Akman ’ı ve onunla birlikte asıl failler dediği diğer isimleri ifade vermeye çağırdı. Yani öyle zaman aşımı, unutma-unutturma, kesin suçluları koruyup suçunu bilmeyenleri cezalandırma gibi olaylar yok, suç işleyen cezasını alana kadar dosya asla kapatılmıyor. Türkiye’de ise hala bu dava sonuçlandırılıp, suçlular cezalandırılmadığı, topluma da bunun nasıl “dini duygu istismarı ile soygun” olduğu anlatılmadığı için “Avrupa’da görülmüş en büyük bağış yolsuzluğu” denilen yolsuzluk ortada kalakaldı, Derneğin Almanya’da büyük paralar toplamaya devam ettiği gazetelere manşet oluyor. “Allah yolunda yardım topluyoruz” dendi mi Allah’ın adını bile kötüye kullananlar olamayacağını düşünen insanlar, trilyonlarca liranın yok edildiğini düşünmeden hala para yatırmayı sürdürüyor. İşte “adaletin alaturkası” diye buna denir, hukuk ‘guguk’ haline böyle çevrilir, dünya da senin komedi adaletinle haklı olarak alay eder.

Alman hükümeti adaletin ne olduğunu bir olayla daha anlatmış Türklere... Almanya’dan Türkiye’ye götürülüp zorla evlendirilen kadına “Almanya’ya dönme hakkı” tanıdığı gibi “Almanya’da herhangi birini zorla evlendiren kişilere önce 5 yıl hapis cezası, hemen arkasından da sınırdışı edilmesi” kararı alınmış. Medeni, toplumu koruyan hükümet ve yargı böyle olur işte. Türkiye ise “çizilen onca pembe tabloya,geliştiğine dair anlatılan onca masala rağmen” bir arpa boyu bile yol almış olmadığını, bırakın zorla evlendirmeyi (henüz oyuncakla oynayacak yaştaki kız çocuklar ülkenin her köşesinde torun sahibi ‘yaşlı ama utanmaz’ larla başlık için evlendiriliyor) en ağır cezaları vermesi gerekirken; çocuklara toplu tecavüz olaylarında tecavüzcülerinin tümünü serbest bırakan mahkemeleriyle açıkça ortaya koyuyor. Kadın cinayetlerinde bile yasaların uygulanıp ömür boyu hapis cezası verilmesi gereken suçlulara hafifletici neden, iyi hal vs bahaneleriyle hafif cezalar vererek ortaya koyuyor.

Adalet dediğin Almanya’daki gibi olur, vatandaşa kendini güvende hissettirir, suçlara caydırıcılık sağlar.

Bunları okuyan, düşünen hakimlerin yüzü hiç mi kızarmıyor acaba? Yoksa düşünmekten de mi vazgeçtiler?

*****

Kırılgan cumhuriyet!

Yıllar öncesinden başlatılmıştı “Atatürk’ün kurduğu laik-demokratik-muasır medeniyetler düzeyini hedefleyen, ilkelerini sahiplenen cumhuriyet”e saldırılar... Onu beğenmiyor, ilkelerden devrimlere ve hatta bu ülkenin vatandaşlarına özgürlüğünü veren “büyük önder”in şahsına yapılan saldırılar. Ne yapıp edip onu yıkacaklarını, yerine yenisini kuracaklarını söylüyorlar, bunun adına da sanki koca cumhuriyet bir ideolojiden ibaretmiş gibi “Kemalizm’in çöküşü” filan diyorlardı. Bütün Batı’nın, hatta savaşta yendiği komutanların bile önünde şapka çıkardığı bir kahraman, aynı demokrasiye sahip olamayan ülke vatandaşlarının “ Bizde bu rejim olmadığı için demokrasiden mahrumuz” dediği sistem her türlü saygısızlıkla, yıpratma faaliyetiyle karşılaştı yıllar boyunca. Ve sonunda cumhuriyete kastedenler hedeflerine adım adım yaklaştılar.

Türkiye’yi dünyadaki tüm diğer Müslüman çoğunluklu ülkelerin kurtulamadığı “kökten dinci, baskıcı” rejimlere benzemekten koruyan ve bu özelliğiyle onu “dünyada tek demokratik Müslüman ülkesi” yapan özelliği de, vatandaşlarını ve toprağını bölünmekten koruyan “üniter devlet” özelliği de, baskılardan koruyan denetleyici kurumlarının tümü de artık tehlike altında... Ve bu tehlikeyi siyasi görüşü ne olursa olsun ülke vatandaşlarının büyük çoğunluğunun hissettiği araştırmalarla ortaya konuyor. Kısacası “Türkiye Cumhuriyeti o kadar da kırılgan değil canım” diyen siyasetçiler gerçeği, çok yakın gelecekte, seçimden hemen sonra ortaya çıkacak tehditleri ve bu tehditlere karşılık yapacak hiçbir şey kalmadığını söylemiyorlar. Cumhuriyet artık “kırılgan” hem de “fazlasıyla kırılgan” dır, öyle kırılgandır ve öyle planlı, misyonlu bir gidiş vardır ki artık olup biteni “bugüne kadar görmeyen” gazete ve akademisyenler bile itiraf etmek zorunda kalıyorlar. 22 yıldır ilk kez bu kadar üzgün bir 29 Ekim yazısı yazıyorum ve hala da çözüm bulunabileceğini umuyorum. Cumhuriyet Bayramı’nız kutlu olsun!

DİĞER YENİ YAZILAR