12 Temmuz'da "Anadolu Ateşi" gösterisi ile yapılan açılış törenine gidemedim ama bütün kalbim ve ruhumla oradaydım. Bodrum Antik Tiyatrosu benim için özel bir önem taşır.
Yıllar boyunca bu antik tiyatronun bakımsızlığına, oraya buraya atılmış taşlarının çalınarak ev inşaatlarında kullanılmasına o kadar çok üzülmüş, öyle çok yazı yazmışımdır ki... Bir TV programında Bodrum'da tarihe gösterilen ilgisizliği, binlerce yıllık kalıntılar üzerine site inşaatı yapıldığını konu ettiğim için dönemin Kültür Bakanı programı kaldırtmıştı. Bunun gibi birkaç olaydan sonra birilerinin ayağına bastığında programa mutlaka zarar verildiğini görünce Türkiye'de haber programı yaparak gerçekleri anlatmanın zorluğunu anlamış ve kızarak vazgeçmiştim.
Daha sonra "Gel haberleri hazırla ve sun. Haber merkeziyle birlikte çalış" gibi teklifler geldi ama hele Tansu Çiller döneminde 20 kadar "danışman" adı altındaki gözcünün eşliğinde hazırladığım programlardan sonra bana hiç de cazip görünmedi doğrusu.
Neyse gelelim Bodrum Antik Tiyatrosu'na.. Turkcell ile Ericsson Türkiye, Myndos Kapısı'nın restorasyonu ve Osmanlı Kalesi'nin tarihi mirasımıza kazandırılmasından sonra Bodrum Antik Tiyatrosunu ele alarak restore etmiş ve baştan sona yenilemişler. Yazarken bile mutluluktan gözlerim yaşarıyor. Bu bizim için ne büyük bir şans, onlar için ise ne takdir edilesi çabadır.
Hiç değilse tarihin, kültürün değerini bilen, korunmasınının ve kuşaktan kuşağa taşınmasının sorumluluğuna sahip birileri var. Devletin hatırlamadığını, yapmadığını onlar hatırlıyor ve yapıyorlar.
Turizmi bilmiyoruz!
Antalya'ya bir günde şu kadar turist geldi diye seviniyoruz. Antalya'ya gelen turistin yüzde 90'ı deniz, güneş ve kum için, ucuz ve kaliteli tatil için geliyor. Ama aynı sayıda turist Ege'ye gelmiyor. Hatta İstanbul'a bile gelmiyor. İstanbul'un en güzel otelleri yaz sezonunu yarı dolu (belki de o kadar bile değil) geçiriyorlar.
Tarihimizi, kültürümüzü korumayı, kongre turizmini, eko-turizmini canlandırmayı ve elbette sunmayı bilsek, Avrupa'nın, Yunanistan'ın tarihi şehirleri gibi Türkiye'nin her bölgesi dolardı. Bizdeki tarih, kültür ve doğa zenginliği hiç bir ülkede yok ama değerlendiremiyoruz.
Hâlâ turizmi güneş ve deniz turizminden ibaret sanıyoruz. Böyle sanırken bile en güzel sahillerimizin yeşilini yok edip arasında tek ağaç bulunmayan sitelerle doldurarak (Bkz Kuşadası, Kaz Dağları) doğanın dokusunu mahvediyoruz.
Onun içindir ki Turkcell ile Ericsson Türkiye gibi özel kuruluşların tarihi koruma gayretleri çok ama çok önemli.
Bu kuruluşlara minnet ve binlerce teşekkür borçluyuz.
Bravo Greenpeace, bravo Radikal
Sahilde güneş altında kuruyan deniz yıldızlarını tek tek denize atan adamın hikâyesi gibi...
Kendisine "binlerce deniz yıldızını tek tek atman ne fark eder ki?" diye sorana bir deniz yıldızını suya atarken "Bak, onun için fark etti" diye cevap veren adamın hikâyesi...
Bu öykü bana hep bir kişinin dünyayı değiştirebileceği gerçeğini hatırlatır. Israrla, yılmadan çalışan bir ya da birkaç kişi dünyayı değiştirebilir. Küçük ve sonuçsuz görünen gayretler bile hayatlar kurtarabilir.
Basın ve sivil toplum kuruluşları üstlerine cehennem zebanisi gibi gelen olumsuzluklardan yılmadan gayrete devam ediyorlar Türkiye'de. VATAN gazetesinin yolsuzlukların üzerine korkusuzca gitmesi diğer gazeteleri de cesaretlendirir ve olaylar bir bir açığa çıkarken Radikal de zehirli madde taşıyan bir geminin Türk karasularına girmesini önledi. Radikal önledi diyorum çünkü birçok gazete "yüksek miktarda zehirli asbest maddesi bulunan Novoçerkask adlı gemi" haberini verdi ama o manşet yapti. Manşetler çok önemli. Hepimizden koca bir alkış da Greenpeace üyelerine. Bir avuç insan küçücük teknelerle yanaşarak gemilere tırmanıyor, zehirli atık arıtma tesislerine giriyor eylem yaparak, afiş asarak dikkatleri çekiyorlar. Konu tamamen çözüme ulaşana kadar da peşini bırakmıyorlar.
Bu memlekette tutuklanması gereken tecavüzcüler, katiller salıverilirken onlar gözaltına alınıyor ama yılmıyorlar.
Helâl olsun Greenpeace'çiler, iyi ki varsınız. Onları tutuklayanlara bir çift sözümüz var:
Yazıklar olsun toplumun iyiliği, sağlığı için çalışanları durduranlara!
Ne Novoçerk...Her ne haltsa onu, ne de diğer zehirli atik gemilerini istemiyoruz. Gidip atıklarını kendi ülkelerinde temizlesinler.
Burası ÇÖPLÜK DEĞİL!
Erkek değil sürüngen!
Ne aşağılık bir mikrop, ne solucanmış bu James Hewitt...
Prenses Diana onu senelerce sevmiş, güvenmiş besbelli. Evliliğinin ilk gününden başlayarak kendisini o acuze kılıklı kadınla aldatan, hakaret eden, küçümseyen kocasının sebep olduğu bunalımdan kaçıp ona sığınmış. Evet, doğru olanı boşanmaktı, aldatacağına boşansaydı diyebilirsiniz ve haklısınız da. Ama başkalarını genel kurallara göre yargılamak da o kadar kolay olmamalı. Kadın boşandı, başkasıyla evlenecekti ve cinayet mi, değil mi belli olmayan bir kazada öldü. Ben cinayet olduğuna inananlardanım.
Neyse olay bu değil, olay James Hewitt denen sürüngenin kadının ölümünden sonra bile arkasından açıklamalar yapması. İkisine ait özel bilgileri açıklaması. Para karşılığı satmasına hiç girmeyelim; o eyleme uygun sözcük bulmak bile zor.
Kendisi için "Ben ahlâksızım, annem de böyle söylerdi" diyen bu aşağılık herifi keşke bir yere oturtsalar ve bütün dünya kadınlarını onun önünden geçip istedikleri tepkiyi vermekte serbest bıraksalar. Herhalde tükürükte boğulurdu rezil herif. O ana kadar sağ kalabilirse...
Bir insanın, hele de bir erkeğin beraber olduğu kişi hakkında konuşmasından, özel bilgileri genel hale getirmesinden, hele de bundan çıkar sağlamaya çalışmasından daha zavallı bir durum olabilir mi? İki yetişkin insan arasındaki ilişki -eğer gerçekten insan iseler- karşı tarafın nzası olmadan açıklanamaz. Bunu yapanlar çıkıyor işte böyle ara sıra.
Ve insanda tek bir duygu uyandırıyorlar; tiksinme!
Turkcell'den tarihe katkı
12 Temmuz'da "Anadolu Ateşi" gösterisi ile yapılan açılış törenine gidemedim ama bütün kalbim ve ruhumla oradaydım. Bodrum Antik Tiyatrosu benim için özel bir önem taşır
Haberin Devamı

