Türk usulü turizm!

Geç saatteki uçağıma yetişmek üzere Atatürk Havalimanı'nın kapısından elimde ağır bavullarla girdim. Yazlık evime eşya götürmekte olduğum için gerçekten de normalin üstünde ağırlıktaydılar ve ben yalnız başıma onları elektronik kontrol şeridine çıkarmak zorundaydım

Haberin Devamı

Geç saatteki uçağıma yetişmek üzere Atatürk Havalimanı'nın kapısından elimde ağır bavullarla girdim. Yazlık evime eşya götürmekte olduğum için gerçekten de normalin üstünde ağırlıktaydılar ve ben yalnız başıma onları elektronik kontrol şeridine çıkarmak zorundaydım.

Kan ter içinde uğraşırken gözüm çok yakınımda durmakta olan ve neredeyse güçlü kuvvetli bir erkek yapısında olan uzun boylu kadın polise ilişti. Gözlerinde bir Gestapo subayını aratmayacak buz gibi ve umursamaz bir bakışla, kollarını göğsünün üstünde kavuşturmuş halde beni izliyordu.

'Çok zorlanıyorum, biraz yardım edebilir misiniz? diye sordum. Önce "Hiç de mecbur değilim" der gibi bana baktı, sonra asık bir suratla, isteksizce bavulun ucundan tuttu.

Biraz sonra o ağır bavullarla uzun bir kordonlu koridoru katederek THY masasına yaklaşmaya çalışmaktaydım ki hiç abartısız 15 kişilik bir kalabalığın önüme geçmek üzere kordonların altından koridora atladığını gördüm.

Yetişkinleri uyarabileceğimi düşünerek gruptaki bir çocuğa 'Bak ben bu ağırlıklarla sıradan yürüyorum, senin de sıraya girmen lazım' dedim.

Babası olduğu anlaşılan kısa boylu adam hemen atıldı: "İstediğiniz yerden geçin oğlum, kimse karışamaz"... Eh, bu kabalığa söylenecek söz yoktu artık, kavga etmemek için susmak gerekiyordu.

Tam annemin, belki de kendine özgü atasözlerinden olan "Terbiyesizden terbiyeni satın al" sözünü hatırlayarak dudaklarımı ısırmaktaydım ki kulağımın dibinde bağıran bir kadın sesi duydum.

"Yeter artık, çekmediğim kalmadı" diye bağırarak söylenmekteydi. Baktığımı görünce: "10 yıldır ilk defa ülkeme geliyorum işitmediğim azar kalmadı" dedi. "Bir görevli 'diğer bankaya git' diyor, gidiyorum, o öbürüne gönderiyor bir de 'Kalın kafalı mısın, anlamıyor musun' diye azarlıyor. Paranla rezillik, geldiğime pişman oldum"... 'Alışırsınız, alışırsınız, o kadar çabuk pes etmeyin' dedim, sinirle gülerek.

Daha beklemediği nelerle karşılaşacaktı kimbilir...

Sabahın erken saatlerinde Bodrum'a ulaşıp evimin bulunduğu yere doğru yol alırken elektrik lambalarının yanmaması nedeniyle sürücüler için ne büyük tehlike oluştuğunu fark ettim. Üstelik arabayla hoplaya zıplaya geçmekte olduğum yollar o kadar bozuktu ki en turistik sahil beldelerinden birinde değil, kuş uçmaz, kervan geçmez, bakımsız bir Anadolu köyünde bile bu kadar olmazdı.

Memur 3 villalı olursa!
Bölgede epeyce araba kullanmış olmama rağmen zar zor evin yolunu bulabildim.

Ertesi sabah uyandığımda her gün karşımda gördüğüm ve biraz yeşil kalmasıyla sevindiğim tepelerin yer yer tıraşlanmış olduğunu içim acıyarak ve 'Acaba Yunanistan'da, İspanya'da, İtalya'da bunu yapabilirler miydi' diye düşünerek gördüm. Yeni taş yığınları dikeceklerdi herhalde.

Bodrum belediyelerinde başlatılan rüşvet operasyonunda 3 villalı, şirket, otel sahibi memurlar görülmemiş miydi?..

"Memurlar rüşvetsiz sofraya bile oturmaz" denmiyor muydu, böyle başıboş ülkede olacağı buydu işte!

Onlarca bakir koyundan sadece bir tane kalan Bodrum'u ve diğer sahillerdeki yağmayı tartışmak üzere Turizm Bakanı'nı TV programına davet ettiğimizde önce söz vermiş, sonra program günü ani bir kararla vazgeçmişti.

Hepsi bu mu?
Ne turizm, ne kültür hakkında yeterli bilgisi olmayan bakanın söyleyecek sözü yoktu çünkü... Zaten pahalılıkta İstanbul'u aratmayan, bir balığı bile Boğaz lokantaları fiyatında yediren, yolları karanlık ve bozuk, esnafı/personeli eğitimsiz ama gerçekte "altın değerindeki" turistik beldelerimiz bir de üstüne rüşvetle, yolsuzlukla yok edilmekte, Kuşadası'nın akıbetine sürüklenmekteydi.

Bütün bunların üstüne canı istedikçe topraklarımızda cirit atan teröristleri, ülkenin kendi vatandaşlarına bile korku salan tecavüzcü, katil, hırsız ve kapkaççıları, Türkiye'nin hızla bir İran veya Suudi Arabistan görüntüsüne sürüklenmesini de ekleyin.

Ve lütfen söyleyin; turizmde bu yıl hava almamızın sorumlusu sadece karikatür krizi veya öldürülen papazlar olabilir mi?

DİĞER YENİ YAZILAR