Atatürk Türk milletinin özelliklerini “çalışkandır, zekidir” diye sayarken “duygusaldır” demeyi unutmuş (!) onu da Egemen Bağış tamamladı ve başkalarında olmayan özelliklerimize böylece duygusallık da eklenmiş oldu.. Şaka bir yana, AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış Fransa’da bugün oylanacak olan “Ermeni soykırım iddialarını inkar etmeyi suç sayan yasa teklifi” konusunda haklı bir açıklama yapmış ve milleti eyleme çağırmış.
Açıkça bir “eylem çağrısı” bu... Yasanın kabul edilmesi durumu için diyor ki; “Türk milleti duygusaldır ve tepkisini ortaya koyar. Bunu İtalya örneğinde de gördük. Sokaklara şarap dökenler, ceket-kravat yakanlar bu ülkenin insanıydı. Telkine gerek yok, millet kendi kararını verir”.
HAMMADDEYE DİKKAT!
Şimdi tabii sadece bu sözlerde bile güçlü bir telkin mevcut ama devam ediyor, “ama” diyor “sakın Türk hammaddesi kullanarak yapılan ürünleri yakıp dökmeyin. O ayırımı yapın”... Ve “milletin araba modellerini bile ‘yerli-yabancı’ diye ayırabileceğini” de söylüyor.
Aklı ve vicdanı olan herkes, dünyanın birçok ülkesinden çok sayıda ünlü tarihçi de biliyor ve açıklıyor ki “1915 olaylarına soykırım denemez ve bunu görmek için belgelere bakmak yeterlidir”. Bu nedenle Fransa veya bir başka ülkenin; tarihçiler oturup Türkiye ve diğer ülkelerin arşivlerini, “Alman Belgelerine Göre 1915 Olayları” gibi kitapları ve bu konuda arşiv rakamlarıyla yazılmış diğer kitapları incelemeden karar vermesi kabul edilemez ve Fransa Meclisi’nde oylanacak yasa resmen tarihe, gerçeklere saygısızlıktır.
KORKMADAN İLK EYLEM
Hangi ülke olursa olsun, bir ülkeye yapılan böyle büyük bir haksızlıkta (ki arkasından “20’inci yüzyılın ilk soykırımcısı” etiketi gelecek, onu bekliyorlar) toplumlar mutlaka tepki verir, ambargo da koyar, ürününü de yakar, döker. Bu nedenle Egemen Bağış da öfkesinde haklıdır ama o herhangi bir vatandaş değil, AB Bakanı.. Bu konuşmayla Türk Hükümetini temsil ediyor.
Ve “araba” da “ceket-kravat, şarap” değil. Ya şimdi millet konsolosluk, sefaret görevlilerinin, bu kararla ilgisi olmayan Fransız veya Türklerin “Fransız markalı” araçlarını yakarsa ve o arada cana da zarar gelirse.. Sonra da “Bize bunu Bakan söyledi” derse, AB Bakanı dünyaya bunu nasıl açıklar?
Diğer tarafta, son yıllarda eylem yapan herkesin, “parasız eğitim” için protesto eylemi yapan öğrencilerin bile tutuklandığı ve hapis cezası aldığı gibi bir durum var. Artık insanlar hangi eylem olursa olsun katılmaya korkar haldeler. Ama belki bu kez işaret Hükümet’ten geldiği için ilk kez korkmadan katılırlar, ben yine de emin değilim. Umalım da gerek kalmasın!
Meclis’te darbe kavgası!
Dün TBMM’de yine kıyamet kopmuş, AKP ve CHP milletvekilleri “darbe üzerine güzellemeler” yaparken herkes ağzına geleni söylemiş. Bizde bu darbe tartışmaları sonsuza kadar sürecek anlaşılıyor da burada anlaşılmayan çok önemli bir şey var; tartışanlar iktidar ve ana muhalefet partilerinin milletvekilleri.. Herkes kabadayılık peşinde, kim baskın çıkarsa o kazanır diye birbirlerine giriyorlar ama “asıl yapmaları gereken şey”den söz eden yok. Referandum öncesinde aylarca “darbe ve muhtıralarla hesaplaşacağız” sözü verildi buna rağmen “iktidar partisi tarafından” verilen söz bile hemen unutuldu.
BİRBİRİNİZLE DEĞİL, DARBEYLE..
Konu milletvekillerinin birbiriyle hesaplaşması değil, Meclis’in darbelerle hesaplaşması.. Millet onların kavgalarını izlemek zorunda mı? Getirsinler elbirliğiyle Meclis’e “darbeleri tarih önünde mahkum” etsinler de görelim, inanalım. 28 Şubat’la 12 Eylül arasında ne farklar varmış bu da bir kerede anlaşılır, konu kapanır. Kavga edenlerin hiçbiri bunu neden teklif etmiyor?
AKP Grup Başkanvekili Ayşe Nur Bahçekapılı kavgada “CHP 28 Şubat’ta, 27 Nisan’da neredeydi” diye sormuş. 28 Şubat’taki MGK kararlarının altında Başbakan Erbakan’ın imzası vardı ve bugün AKP’de olan birçok isim de oradaydı. Durum böyleyken, onlar itiraz edemezken CHP’yi sorumlu tutmak anlamsız değil mi?
İKİ PARTİ EŞİT SORUMLU
27 Nisan’a gelince.. AKP de, CHP de 27 Nisan muhtırasının üstüne sünger çekilmesinde eşit sorumluk taşıyorlar. Bu e-muhtıra köşe yazılarında, yabancı basın yorumlarında ve burada olduğu gibi milletvekillerinin ağzında unutturulmuyor (doğrusu da bu, unutturulmamalı) ama Meclis’te nedense kimse ağzına almıyor. Bahçekapılı bunu kavga içinde yapmak yerine kendi grubunda sorgularsa daha uygun olacak!
Pekkan ve Aksu’yu kutluyorum!
Gerektikçe kendi sokak hayvanlarımı (parktan aldığım ve bahçemde baktığım 16 kedi ve köpeğim) götürdüğüm Veterineryum’un penceresinden bakarken caddenin karşısındaki duvara konmuş dev “Ajda Pekkan, Sezen Aksu posteri”ni gördüm. Kucaklarında kedi ve köpeklerin bulunduğu fotoğrafın altında “Varolmak haktır” yazıyordu.
‘İşte budur’ dedim kendi kendime, ‘ünlü sanatçılar, halka malolmuş isimler öncülük eder, hayvanların korunması için aktivist olursa, ancak o zaman onlara da dikkat çekilir, yoksa asla sıra gelmeyecek ve hayvanlara karşı şiddet ve perişanlıkları sürüp gidecek’...
Sadece evindeki hayvanlarla ilgilenmeyi “hayvan sevgisi” sananlar çok yanılıyor, hayvan sevgisi “kimseye ait olmayan” hayvanları da düşünmek, sevip korumak, onlar için bir şeyler yapmaktır. Bu nedenle Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi sanatçıların “sokak hayvanlarının kısırlaştırılması ve korunması” için atılacak adımlara öncülük etmeleri son derece önemli, alkışları hak ediyorlar doğrusu.
Bu billboard’lar İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış, onları da kutlamak lazım. Bir de “İstanbul’un iki yakası” için ayrı ayrı söz verdikleri dev hayvan parklarını açsalar onları ayakta alkışlarız. Haydi ölümden kurtaralım zavallı sokak hayvanlarını!

