Turizm ve Kültür Bakanlığı açıklamalı!

Her ne kadar Bakan Erkan Mumcu, Turizm ve Kültür bakanlıklarının fazla lüzumlu olmadığını savunuyorsa da bu sav Türkiye için asla doğru değil

Haberin Devamı

Her ne kadar Bakan Erkan Mumcu, Turizm ve Kültür bakanlıklarının fazla lüzumlu olmadığını savunuyorsa da bu sav Türkiye için asla doğru değil. Hatta tam aksine en büyük gelir kaynağı turizm olan, aynı zamanda kültür açısından hızla geliştirilmesi gereken bir ülkede bu anlayışın tam aksi geçerli. Bu nedenle de Truva Müzesi'nin kapalı tutulduğu yıllarda bakanlık yapanların "Bu konu önümüze gelmedi" mazereti gayet komiktir. Böylesine önemli konular, Truva gibi en değerli tarihi bölgelerle ilgili meseleler bakanların önüne gelmez, bakanlar o konulan çıkarır, önüne koyar ve çözer.

Dünkü yazımda Truva filminin çekimine Türk hükümetleri tarafından izin verilmediği için Malta'da çekildiğini hatırlatmış aynı olayın "Barışçı (Peacemaker)" gibi sinema klasikleri arasına giren çok önemli bir başka filmde de yaşandığını anlatmıştım.

"Peacemaker" uluslararası terörü, Balkanlar ve Kafkasya'daki ülkelerde yaşanan savaşları anlatan önemli bir filmdi. Dün Steven Spielberg'in bu filminin Türkiye'de çekilmesi için yabancı ekiple birlikte Adana ve Antakya'ya giderek mekân arayan Cansu Akbel'le de telefonda konuştum. Cansu Akbel. Türkiye'den olumsuz cevap alındıktan sonra Hollywood'a giderek birkaç yapımcıyla görüştüğünü, onların bu tür filmlere mekân olarak "Malta'ya alternatif aradıklarını söyledi.

Türkiye'de dört mevsimin yaşandığını, gerek iklim, gerek doğal ve tarihi güzellikler açısından film çekimine çok uygun olduğunu ama her seferinde "hayır" cevabı verilmesi nedeniyle bundan sonra da büyük prodüksiyonlar için düşünülemeyeceğinden korktuğunu söyledi.

Turizm ve Kültür Bakanlığı'nın bu sorunu çözmesi, yabancı sinemacıların Türkiye'de film çekme isteğinin her seferinde bürokratik engellere takılmasını önlemesi gerekiyor.

"Türkiye'de film çekmenin serbest olduğunu" açıklamak bize ne kaybettirir? Bunu duyurmanın ne zorluğu vardır?

Bakanlıklar sadece bir isim ve bina olarak durur, yüzlerce memuruna rağmen ülkeye bir katkısı olmazsa o zaman gerçekten gereksiz olduktan sonucu ortaya çıkar.

Bakan Mumcu'nun bunu istediğini sanmıyorum, yanılıyor muyum yoksa?

Çapa'dan şikayet
Bir süre önce Çapa'da yatmakta olan genç bir hasta için az bulunan bir kan grubunun duyurusunu yapmış, sizden yardım istemiştim.

Ne yazık ki bu genç kurtarılamadı. Babası Hayrettin Sönmez ise daha sonra bana ulaşarak hastanede karşılaştıkları büyük sıkıntıları anlattı.

Hayrettin Sönmez, Çapa'da yattığı süre içinde çocuğuna bakan doktorların kendilerine hiçbir bilgi vermediğini, sorularını bile cevaplamadıklarını, ilk defa denenmekte olan "yüksek dozlu ilaç kürü"nü uygulayan doktorların aynı hafta Silivri'de bir kongre için hastaneden uzaklaştığını, yerlerine kura ile bırakılan nöbetçi doktorun ise kongreye gidemediği için sinirlenerek uyuduğunu ve çağırmalarına rağmen kendileri veya başka hastalarla ilgilenmediğini söylüyor.

Bu tedavi için kendilerinin fikrinin alınmadığını daha önce aynı tedavi sonucunda 4 hastanın da öldüğünü bu ağır tedaviden önce ise 10 gün hiçbir şekilde hastayı beslemediklerini anlatıyor. İlaç verilir verilmez çocuk 4 kez kriz geçirmiş ve şişmiş. Saat birde doktoru çağırmışlar "Kendi doktoru gelince bakar" diyerek ilgilenmemiş. Anne ve baba "İlaçla birlikte ödemi önleyici Lasix adlı ilaç verilmeliydi vermediler, ertesi sabah 2 tane birden verdiler. Çocuğumuz belki yine ölecekti ama hatalı tedavi, ihmal ve açlıktan gitti" diye ağlıyorlar.

Hematoloji Ana Bilim Başkanı Günçağ Dinçer isimli doktorun sinirinden yanına kimsenin yanaşamadığını, hasta yakınlarına bile bağırıp çağırdığını anlatıyor ve "lütfen yazın, bizim içimiz yandı, başkaları yanmasın" diyorlar.

Bunlar da "sağlık hizmeti'nden memnun olan vatandaşlar. Sağlık Bakanlığı hastaneleri çok iyi denetliyor olmalı ki gidenler bu kadar memnun.

İşin ilginç tarafı, bizim her gün karşılaştığımız bu mutlu(!) vatandaşlarla DİE'nin "mutluluk araştırması"nı yapanların ve duyuran bakanların karşılaşmamış olması... Keşke biz de dünyayı onlar kadar toz pembe görebilseydik.

DİĞER YENİ YAZILAR