Turizm Bakanı uyumak dışında ne yapar?

Onu artık gözümde uyanık olarak canlandıramıyorum. "Turizm" ve "kültür" kelimeleri bana direkt uyuyan bir adamı hatırlatıyor

Haberin Devamı

Onu artık gözümde uyanık olarak canlandıramıyorum. "Turizm" ve "kültür" kelimeleri bana direkt uyuyan bir adamı hatırlatıyor.

Turizm? Horrr...
Sanat? Horrr...
Kültür? Zzz... Horrr...

Tabiî uyuyan bir Turizm Bakanı sadece rüya görebileceği için onun görmesini bekleyen eksikler, yanlışlar da giderek büyüyor. Aslında Türk turizmini kalkındıran turistlere "sonradan zengin ve görgüsüz" diyen bir bakanın uyuması daha hayırlıdır diye düşünebilirsiniz, düz mantık böyle bir düşünce getiriyor ama bu da kolaycılık oluyor. Birilerinin onu silkelemesi ve uyandırması lâzım!

Koltuğa oturduğundan beri gelişimini tamamlamamış bir çocuk tablosu sergiliyor. Yok "uyudu", "uyandı", yok "gazeteciler böyle yaparsa ben de uyurum" onunla ilgili haberler bu çerçevede dönüp duruyor.

Dün "Hanya ile Konya" başlıklı yazımda Girit'in doğal güzellikleri korunurken Türkiye sahillerinde yeşilin nasıl yok edildiğini, site, otel, motel inşaaüanyla, binlerce gecekonduyla İstanbul'dan başlayarak deniz kıyısındaki tüm illerin mahvedildiğini yazmıştım. Bu yazıya Sümela Manastırı gibi, Kapadokya gibi en çok ilgi çeken yerlerin bakımsızlığını, taşlara duvarlara aşk mesajları yazıldığını da bir kez daha eklemem gerekiyordu.

Şimdi Bakan Koç'u silkeleyelim; acaba "uyuyan güzel" bu yazıları okuyor mu? Maç izlemeye gelecek yabancılar için gecekonduların boyanarak güzelleştirilmeye(!) çalışılması onu hiç ilgilendiriyor mu?

Yoksa hâlâ "gözlerini dinlendirmekte" midir beyefendi?

Uyanabilirse söyleyeceklerimiz var... Bodrum, Kaz Dağları, Antalya'ya kadar bütün kıyı şeridimiz, İstanbul, İzmir ve sırayla diğer illerimiz gecekondu ve sitelerle tüm doğal güzelliğini yitirdi.

Oysa bu ülke (bırakın ormansız kaldığı için çok yakında, küresel ısınmanın da etkisiyle iyice çöle döneceğini ve ikliminin tümüyle değişeceğini) yalnız bize değil, bizden sonraki tüm kuşaklara ait. "Bizim" değil, "BİZE EMANET"...

Onu bu açıdan ve elbette turizm açısından korumak da hükümetlerin görevi... Eğer Erdoğan Hükümeti çevre ile ilgili hiçbir sorumluluk taşımadığına inanıyorsa onu bilelim, inanmıyorsa Turizm Bakanı Atilla Koç bir zahmet uykusunu bölerek sahilleri dolaşsın. Örneğin; bir zamanlar doğa harikası bir bölge olan Edremit Körfezi'nden, Kaz Dağları'ndan başlasın... İstanbul'u dolaşsın...

İstanbul'a neden "olması gereken sayıda" turist gelmediğini, gecekondularla, çarpık yapılaşmayla rezil olan şehri incelesin.
Ve konuyu Meclis'e getirsin.

O Meclis sadece türban tartışmaları yapılsın diye, başkanı devlet kurumlarıyla çekişsin diye açılmadı. Türkiye'nin doğal güzelliği ortadan kalkıyor, çöl oluyor.

Bu; milletin ve onun meclisinin sorunudur.

Uyumayın ve bizi uyutmayın artık!

Uğur Dündar'ı izledi mi?
Bu soru da Sağlık Bakanı'na... Şimdi biz artık bakanların kendileriyle ilgili konularla ne kadar ilgili olduklarının telâşına düştük. Zira "bakanlıklarına binlerce memur doldurulan bakanların çoğunun sesini hiç duymuyoruz.

Ne yaparlar, milletin hangi sorunlarını çözerler bilen yok. Biz gazeteciler bile bilmezse halk nasıl bilecek?

Uğur Dündar Pazartesi akşamı Arena programında kızamık virüsünün neden olduğu ve Bakanlığın tek doz kızamık aşısı uygulaması sonucunda ortaya çıkan SSPE hastalığını inceledi. Bu uygulamadan sonra felç şeklinde oluşan hastalığın birçok mağdurunu ve ailelerinin çektiklerini ekrana taşıdı. İzleyen herkesin çok etkilendiğine hiç şüphe yok... Peki acaba Sağlık Bakanı Recep Akdağ da programı gördü mü? Gördüyse yapılan yanlış uygulamanın açıklamasını ve yeni uygulamaları halka duyurmayı düşünmüyor mu?

Benim birkaç gün önce yazdığım "çocukların tıp deneylerinde denek olarak kullanılması na izin veren kanunla ilgili bir görüşü var mı? Varsa (veya yoksa) Bakanlığın bu konuda bir açıklama yapması gerekmez mi?

Biz, bu ülke ve insanı için endişelerimizi, çözümlerimizi dile getiriyoruz. Bakanlardan da bunu bekliyoruz. Hâlâ umudumuzu yitirmeden!


Vapurlar da "battı"...
İstanbul'un neredeyse tüm kartpostallarında, tüm fotoğraflarında, tablolarda yer alan, en tipik özelliklerinden biri olan şehir hatları vapurları kaldırılacakmış.

İnsan duyunca "bu kime battı acaba" diyor ister istemez... Güzel olan her şeyi çekirge gibi kemiren, "çirkin"in gelişmesine ise sınırsız imkân tanıyan anlayış buna da mı yetişti?

Kara bitti, her yeşili yok ederek, koca ormanları bile ortadan kaldırarak taş yığınları diktik, sıra denize geldi. İstanbul'un "işareti" sayılabilecek
bir özelliği de yok edilecek.

Denizin üstünde benekli birer kuğu gibi dolaşan vapurlar kalkacak.

Kimse istemiyor bunu, vatandaş şikâyetçi... Anlıyor musunuz; Ş-İ-K-A-Y-E-T-Ç-İ...

İnanmıyorsanız sorun bakalım ne diyecekler...

DİĞER YENİ YAZILAR