Turgut Özal'ı sanatçı sananlar!

"Biter, bu da geçer" diye bekleyip duruyoruz ama geçmiyor. "Arabuluculuk" yapan, gazetelerdeki çöpçatan köşelerinin canlandırılmış hali olan programlar toplumu uyuşturmaya devam ediyor

Haberin Devamı

"Biter, bu da geçer" diye bekleyip duruyoruz ama geçmiyor. "Arabuluculuk" yapan, gazetelerdeki çöpçatan köşelerinin canlandırılmış hali olan programlar toplumu uyuşturmaya devam ediyor.

Onlar da yetmiyor sabahları yaşlı başlı kadınlar saatlerce "önemli bir mesele çözüyormuş gibi" "Ayşe Fatma'ya ne dedi", "niye dedi", "biri öbürünün beğendiğıne niye baktı" gibi abuk sorularla karanlığa birbirlerine saldı- demektir rıp duruyorlar.

Bu iyi tabiî, ne kadar saldırmaca, program o kadar kalkınmaca... Reytingler tavana vurmaca...

Bir yandan bu programlar, bir yandan gece yayınlanan ve gençlerin izlediği geyik muhabbetleri ve üstüne tüm "prime-time"ları işgal eden pembe dizilerle misyon tamamlanmış vaziyette. Artık kimse ciddi bir şey izlemek, okumak, öğrenmek istemiyor.

Herkesin tek isteği var; bir şekilde kapağı ekrana atarak şöhret olmak ve kolay para kazanmak... Bunu yapamıyorsa hasetten tırnaklarını kemirip, dudaklarını ısırarak ekranla uyuşturulmak.

Tufan Türenç'in iki gün önce yazdığı "Gençlikle ilgili bir gerçek öykü" başlıklı yazı toplumun geldiği noktayı, acı gerçeği tüm açıklığıyla anlatmaya yetiyordu. İstanbul'da bir üniversiteye konferans vermek üzere davet edilen ünlü bir ekonomisti dinlemeye sadece 11 öğrencinin geldiğini ve bunun konuşmacıyı nasıl şoka uğrattığını anlatıyordu Türenç.

Daha sonra da aynı gün, aynı saatte, aynı üniversitenin başka bir salonunda "televizyonlarda sık sık boy gösteren, aşkları meşkleriyle çok popüler" bir kadın sanatçının konuşmasını. O salon tiklim tiklim doluydu, oturamayanlar ayakta dinliyor, öğrenciler soru sormak için yarışıyordu.

Öyle büyüktü ki ilgi, sonunda sanatçının korumaları müdahale etmek zorunda kalmışlardı.

Sonuç olarak ekonomisti davet eden öğretim görevlisi "utandım, rezil oldum. Bir daha mı birini çağırmak, tövbeler olsun" demiş.

Şimdi... Biz de bu konulan yazınca birileri bozuluyor. Öyle ya, abuk subuk, havadan sudan geyik muhabbeti dururken ne yapmak istiyor bu "modası geçmiş konularla" yazar?

Uyandırmaya ne gerek var?

Bırakın uyusunlar.

Uyusunlar ki toplumun üstüne ölü toprağı serpilsin... Reaksiyonsuz, önüne sürülen her olaya, konuya, teklife "he" desin.

"Aman bizi uyandırmayın da ne haliniz varsa görün" aymazlığına ulaşsın.

İşte toplum deformasyonu böyle oluyor. Bir ülkenin üniversite gençliği de kimliğini, değerlerini yitirince, özenti içine düşüp ekran budalası haline gelince o ülkenin dibi çıkıyor. Bu özenti ve tatminsizliğe düşürülen gençler de uyuşturucuda, alkolde, en hafifi sigarada arıyor "ulaşamama"nın tesellisini.

"Bizi de alsınlar" dediğimiz Batı'nın hiçbir ülkesinde yönetimler ve medya böylesi bir sorumsuzluk ve bencillik sergilememiştir.

Bugün üniversite öğrencileri arasında Turgut Özal'ın veya Yaser Arafat'ın sanatçı olduğunu sananlar, Cumhurbaşkanımızın adını bilmeyenler var.

Mutlu muyuz ulaştığımız sonuçtan?..

Medya bu konudaki tek sorumludur!

Eşitsizlikte en büyük Türkiye!
Aslına bakarsanız birçok konuda en büyük biziz, başka büyük yok!

Yolsuzluk, bencillik, sahtekârlık, güveni istismar, trafik çılgınlığı, taciz, tecavüz, cinayet ve suçun her türlüsü...

Dostlukta bile içtenliği kaybeden, en sıcak, samimi olması gereken duyguları çıkar hesaplarıyla, mevki/güç özentisiyle dejenere eden bir toplum olduk çıktık.

"En büyük" olma merakımızı tatmin(!) edecek bir sonuç almışız, sevinelim mi?

Dünya Ekonomik Forumu'nün hazırladığı, 58 ülkede yapılan ve bu ülkelerdeki kadın-erkek eşitliğini gösteren araştırmada Türkiye eşitsizliğin en fazla olduğu ülkelerin başında, 57. sırada geliyor. Eşitlikte sondan ikinci...

Eğitim, siyaset, iş, sağlık alanlarında değişiklikler yapılmasına ve bazı kazanımlar olmasına rağmen hâlâ yasalarda (Medeni Kanun ve Türk Ceza Kanunu) Avrupa Birliği'nin de itirazlarını bildirdiği gibi büyük bir eşitsizlik olduğunu biliyoruz.

Hükümetlerin hâlâ "kadın hakları" denince bin dereden su getirmesi nedeniyle MHP'nin koalisyonda olduğu dönemde Medenî Kanun Mal Rejimi eksik çıkarıldı, bu dönemde de TCK'da namus cinayetleri ve birkaç önemli maddede hata yapıldı. Defalarca dikkat çekmemize, kadın hukukçuların da gayretlerine rağmen yeni sığınma evleri açılacağına mevcutlar kapatıldı. Kadınların yalnızlığına, çaresizliğine, ezilmelerine çözüm bulunmadı.

Sonuç ortada...

Eğitimi özel sektör ve STK'lar üstlendi. Diğerleri olduğu gibi duruyor.

'Olumsuzluk'ta en büyük olmak, AB tarafından dürtüklenmek yetecek mi bakalım?

Yalın konseri neden ertelendi?
Mayıs'in 18'inde yapılacak olan konserin biletleri çok önceden satılmış olmasına rağmen 3 Haziran'a ertelendi. Nedenini merak ederek sordum, Yalın hayranlarına da duyurmak istiyorum:

Belediye'nin bu tarih için söz vermiş olmasına rağmen Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu'nda başlatılmış olan ve inşaatçı firmanın 16 Mayıs'ta bitireceğini söylediği çalışmalar bitirilememiş.

Bu nedenle 17 Mayıs'taki "Mor ve Ötesi" konseri de ertelenmiş. Konunun Yalın'la bir ilgisi olmadığı gibi bu erteleme onu hayranlarından daha fazla üzmüş.

Olay bundan ibaret. Ama her işte bir hayır vardır, hava daha iyi olacağından açık havada izlenecek konser de daha keyifli geçecektir.

Neden mi Yalın konseriyle bu kadar ilgiliyim? Söyledim ya, ben de gideceğim.

DİĞER YENİ YAZILAR