Meydanlardan, TV’lerden referandum kavgası öyle “vur vur inlesin, çaresiz halk dinlesin” şeklinde gidiyor ki, anlayana aşk olsun.
Örneğin “geçmişte ve gelecekte türban” veya “teröristlere genel af” söylemleri...
Malûm, Türkiye’de konuşmalarda tutarlılık olması da gerekmiyor, aklına ne gelirse söyle... Nasreddin Hoca’nın “göle maya çalması” gibi bir şey... Hiç olmayacak bir şey de söyleseniz, ya tutarsa?
Mesela halâ “Hukuk artık arka bahçe değil, milletin ön bahçesi olacak” diyor Başbakan.
Neye dayanarak söylüyor, neyi, hangi olayı, kararı kastediyor, kimse sormadığı için devamlı tekrar var.
Aslında bununla yüksek yargı kararlarını, özellikle Danıştay ve Anayasa Mahkemesi’ni kastediyor. HSYK’nın “hakim, savcı değiştirme yetkisini, Yargıtay’a, Danıştay’a üye seçme hakkını kastediyor.
İyi ama bu kurum ve mahkemeler de-mokratik sistemi korumak üzere oradalar. Üyelerinin seçimi “halkı yanıltmak için söylenen gerçek dışı bilgilere rağmen” AB’nin önerdiği gibi yapılmakta.
KAPATMA KARARI ÇIKMADI
Eğer Anayasa Mahkemesi birilerinin arka bahçesi olsaydı, 1’e karşı 10 oyla “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olduğuna karar verilen AKP için kolayca kapatma kararı vermeleri çok mu imkânsızdı?
Hakkında böyle bir karar çıkan partinin halâ ülke yönetme, hatta ülkenin anayasasını tek başına değiştirme imkânına sahip olması diğer laik demokratik ülkelerde mümkün müdür?
Eğer arka bahçe olsaydı, uzlaşma aranmadan, toplumun hiçbir kesiminin katkısı istenmeden (CHP’nin parlamentoda oy kabinine girmemesinin nedeni de buydu) hukuk devleti ilkesini ortadan kaldıracak değişiklikler yapılmasına izin verir, bu kaos ortamının sebebi olur muydu?
NASIL AF ÇIKACAK Kİ?
Diğer tarafta CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “Teröristlere genel af”tan söz ediyor, Başbakan ise “Bu olamaz, önce ben izin vermem” diye karşı çıkıyor.
Bir kere Kılıçdaroğlu veya bir başka lider “teröriste genel af” gibi bir söylemi ağzına alırken bunu nasıl yapacağını da açıklamalıdır.
Yani “önce terör örgütü silâh bırakacak, uzun süre hiçbir saldırı olmayacak. Örgütün siyasi uzantısı ve kendisi terörü kullanan şantajlardan vazgeçecek” gibi... Ki bunların hiçbiri söz konusu bile değil.
PKK lideri de BDP de tehditlerini arttırarak devlete özerklik dayatması içinde.
İsteklerinin “Anayasa’nın ilk üç maddesinin ve vatandaşlık tanımının değişmesi” olduğu açık açık söyleniyor, onları destekleyen köşe yazarları tarafından yazılıyor.
Bu durumda kim, nasıl “genel af”tan söz edebilir?
“Bu olamaz, ben izin vermem” diyen Başbakan’a ise “Habur’dan gelen PKK’lıların affına nasıl izin verdiniz ve daha çokları gelecek, hiçbir hukuki sorun çıkmayacak dediniz” sorusunu sormak gerekiyor.
Kısacası bir tuhaf tartışma...
YA AİHM NE OLACAK?
“Türbanı ben çözerim, sen çözersin” tartışması da öyle... Üniversitede türbana izin verecek Anayasa değişikliği daha önce gündeme geldiğinde henüz bu konuşulurken AKP milletvekilleri ve belediye başkanları “Arkasından hemen okullar ve devlet dairelerinin geleceğini” söylemişlerdi. Ki, üniversiteden mezun olacak türbanlı gençlerin devlet dairelerinde çalışamaması, şu anda hiç biri değinmese de aynı sorunu yaratacaktır.
Ayrıca şu anda Mısır’da olduğu gibi çarşaflı genç kızların da üniversiteye ve sonra devlet dairelerine girme hakkına ne diyecekler?.. (Çarşaf giyen kadınların sayısı da artık az değil, onların çocuklarına aynı hak tanınmayacak mı?)
Laik devlet yapısında “dini kıyafetlerin devlet alanlarında giyilmemesi” mahkeme kararları ile kesinleşmiş değil midir?
Haydi diyelim ki niyet “Danıştay’ı da, AYM’yi de değiştiririz, yeni kararlar çıkarırız” şeklindedir. Peki AİHM kararlarını ne yapacaklar?
Yoksa AB’ye “AİHM üyelerini de biz seçelim” mi diyecekler?
Türban ve af kavgası!
Haberin Devamı

