Türban konusuna dönme zamanı, tesadüf değil!

Haberin Devamı

İçinde bulunduğumuz en kritik günlerde, neredeyse savaş ortamında nasıl oldu da “eski kaymakam/yeni vekil” Özlem Türköne birdenbire ateşli türban tartışmalarıyla gazetelerin sürmanşetine oturdu?
“Bazı semtlerin tarikat/cemaat semti haline geldiği, buralara girilemediği” konuşulurken nasıl oldu da birdenbire “Özgürlüklere saygı gösterenlerin bez parçasına tahammül edemediği” konusuna (ki “inancı için taktığını” söyleyenler adına ‘bez parçası’ demek saygısızlıktır) atlayıverdi?
Acaba bu bir tesadüf mü, yoksa zamanlaması düşünülmüş bir konuşma mı?
Bu noktada kesin bir görüş bildirmek zor ama bazı tahminler yapılabilir...
Öncelikle... Eski kaymakam hanım daha önce “mülki amir” olarak devlet hizmetinde çalıştığına göre yalnız bu konuda değil, her konuda devletin (ve her devletin) kendine göre kuralları olduğunu, vatandaşların da, devlet görevlilerinin de kendileriyle ilgili kurallara uyması gerektiğini iyi bilmektedir. Bunu bildiği gibi demokrasinin bir kuralsızlıklar rejimi olmadığını, aksine insan özgürlüğüne en çok değer veren ve bunu sağlayan rejim olduğu için o özgürlük sınırının belirlenmesinin son derece önemli olduğunu da bilmesi gerekmektedir.

LAİKLİĞİN OLMADIĞI DEMOKRASİ??
Aynen Meclis’inde bulunduğu ülkenin sadece demokratik değil, laik-demokratik rejime sahip olduğunu, o laikliğin de “her vatandaşa dinini, inancını baskı hissetmeden yaşama imkânı” sağladığını, bu imkânın korunması için devlet alanlarında dinlere ait simgelerin, sembollerin (özellikle bir baskı oluşması daha kolay ülkelerde) kullanılmaması kuralı getirildiğini ve demokrasinin aksi takdirde demokrasi olmaktan çıkabileceğini bilmesi gerektiği gibi...
Demokrasi olmadan laik bir rejimin varolabileceğini ama laik olmayan bir demokrasinin demokrasi sayılamayacağını da...
Eminim ki bunları biliyordur. Haydi kaymakam olarak atladı diyelim, milletvekili olarak biliyordur.
Ayrıca Türkiye’de türban tartışmasının sadece kamusal alanla ilgili yapıldığını, bu nedenle yeni Anayasa taslağında laikliğin tanımını bile değiştirmeye çalıştıklarını, devlete ait alanlar dışında kimsenin giyimine, taktığına bir başkasının karışmadığını da biliyordur.
ASIL SORUN NE?
Ama yine de bunu gayet kışkırtıcı şekilde tekrar gündeme getirmekte bir mahzur görmüyor. Hatta toplumu kutuplaştırma işini büyük bir mutlulukla yapıyor.
İki nedeni var: Birincisi türban üzerinden “dindarlık” ayrımı yapmanın getirisini son iki seçimde açıkça gördüler.
“Biz dindarız, sizdeniz (veya dinin bekçisiyiz) ama bakın onlar sizin dininize, inancınıza engel koyuyorlar, bunu tartışıyor sizi küçük görüyorlar” gibi yalanlar ve kışkırtmalarla ortaya çıkıldığında olayların derinliğine kafa yormayan, bir yanda ülke çapında yapılan İslâmcı (İslâm değil, İslâmcı; anlamı farklı) kadrolaşma, öte yanda bu bölünmelerle nereye varılacağını hesaplamayanların oyunu kolayca çekip alıyorlar.
İkincisi... Bugün öğleyin Her Açıdan programına çıkacak olan KADEP Genel Başkanı Şerafettin Elçi’nin de söylediği gibi “Şu anda seçim olsa, sınır ötesi operasyonla ilgili politikaları yüzünden AKP Güneydoğu’dan asla oy alamaz” durumu söz konusu...
Bugünden sonra Hükümet’in Kuzey Irak kararları ve yapılması muhtemel hatalar dikkatleri iyice çekecek, belki de ciddi puanlar kaybettirecektir.
Oysa millet tekrar türban-din konusuna yoğunlaşsa ne iyi olur. O zaman yapılan hiçbir hata fazla göze batmaz.
Ne de olsa “dindar parti”nin hataları...
Diğerlerinin türbana/dine/inanca karşı çıktığı yalanını da attınız mı operasyonu kim dinler?
Türban tartışmasına dönmenin tam zamanıdır şimdi!

*****

Mardin’de ilk ralli!

Arabalarla, motosikletlerle ve tabii yarışla yakın ilgisi olan sevgili meslektaşımız Ahmet Utlu, gönderdiği e-mektupta Mardin’de 2 Kasım Cuma günü başlayan ilk ralliyi anlatmış; 1. Mezopotamya Rallisi’ni...
“Doğru” diyor, “Şu günlerde Türkiye terör belasıyla meşgul ama her şeye rağmen Mardin’i görmelisiniz. Buralarda ilk kez ralli yapılıyor. İstanbullu, Ankaralı pilotlar, görevliler, kamyonlar dolusu malzemeyle Mardin’e geldiler. Sokaklardaki insanların, şehirlerine gelen bu aktiviteye olan ilgisi, heyecanı şaşırtacak derecede yüksek... Her yerde bayraklar, posterler...”
Ahmet Utlu o kadar güzel anlatmış ki yazdıklarını okudukça, bugüne kadar hep görmek istediğim ama her fırsatı da kaçırdığım Mardin’e hemen ilk uçakla gitme isteği duydum.
Doğrusu böyle bir dönemde bir Güneydoğu ilimizde ralli düzenleyerek bölge halkına moral veren federasyonu ve ekonomik desteği sağlayan Castrol’ü kutlamak lâzım... Yaratıcılık ve cesaret budur işte!

*****

ABD bayrağı neden önde?

Doğuş Üniversitesi öğrencisi Esra Girgin Condoleezza Rice konuşma yaptığı sırada ABD bayrağının dikkati çekecek şekilde Türk bayrağının önüne konmuş olmasına üzülmüş.
Bence hiç haksız değil... Hele 1 Mart tezkeresi sonrasında yapılanlar, son günlerdeki iki yüzlü politika dikkate alındığında çok da haklı.
Böyle bir (protokol/diplomasi her neyse) kural mı var?
Bizim Bakan ve Başbakan ABD’ye gittiğinde de Türk bayrağı mı önde duruyor, yoksa yine birileri “kompleks” veya “işgüzarlık” mı yaptı?
Dışişleri Bakanlığı’ndan bir bilgi gönderilirse memnun olacağız.

DİĞER YENİ YAZILAR